ABD seçimden sonra ülkemizi nasıl projelere zorlayacak?

ABD ve Batı, bu seçimden sonra acaba Türkiye’yi İslam’a ve İslam dünyasına karşı Haçlı savaşında yer almaya zorlayacağı projeleri harekete geçirmeyi mi planlıyor? Tarih boyunca Haçlı seferlerine büyük zaferlerle karşı koyan Türkiye, kendisini yok etmeyi hedefleyen bu savaş oyunlarına izin verecek midir?
30 Mayıs, 2015 - 11:40 - Bu sayfayı paylaşın :   
-A +A

Fatih’in torunları acaba

nasıl bir yol izlemeli?

 

Unutmayalım ki, Türkiye’ye ve İslam dünyasına karşı 2001 yılında başlatılan bir Haçlı savaşı var ve bu savaşı İslam’a meydan okurcasına başlatanlar, bu savaşın çeyrek asırdan fazla bir süre devam edeceğini peşinen açıklamışlardı.

Yine unutulmasın ki, bu Haçlı savaşı süresinin sonunda Türkiye dahil İslam dünyasındaki tüm milli devletlerin yıkılacağı, İslam aleminin eyaletlerle lime lime edilerek tamamen bölüneceği ve parçalanacağı baştan söylenmişti.

“Son Haçlı Seferi” olarak nitelendirilen bu savaşın sonunda İslam dünyasında ve Türkiye’de ABD ve Yahudi sömürgeciliğinin kontrolünde ve yönetiminde daha başka pekçok değişikliklerin ve başkalaşımların hedeflendiği ve planlandığı iddia edilmişti.

Bu yüzden önümüzdeki Türkiye seçimleri bu savaşın bir parçası ve aşamasıdır: Zira geçen yazımızda belirttiğimiz gibi, bu seçimlerde iki strateji kıyasıya savaşıyor: Bunlardan birisi Türkiye’ye sahip çıkmağa çalışan strateji, diğeri de Türkiye’yi İslam dünyasına karşı sözkonusu Haçlı savaşında yer almaya zorlayacak ABD ve Batı stratejisi…

ABD bu seçimden sonra acaba Türkiye’yi İslam’a ve İslam dünyasına karşı Haçlı savaşında yer almaya ve rol almaya zorlayacağı hangi stratejileri nasıl harekete geçirmeyi planlıyor?

Yapılan açıklamalara göre bunları belgelerle sıralamağa çalışalım:

İSLAM DÜNYASINDA DEĞİŞİM ÖNCE

TÜRKİYE’DE BAŞLATILMAK İSTENİYOR

İslam dünyasında ABD ve Batı’nın sömürgeci hedefleri doğrultusunda değişim önce Türkiye’den başlatılmak isteniyor. Ve Türkiye tüm Müslümanlara örnek olarak gösterilmek isteniyor.

“ABD, İslam’ı Soğuk Savaş yıllarında kendi çıkarları için kullanmıştır. RAND firmasının (CIA’nin kuruluşu) askeri stratejistlerinden Albert Wohlstetter’ın oluşturduğu stratejiye göre (…) bir istikrarsızlık unsuru olan İslamiyet, Türkiye gibi müttefik ülkelerde kontrol altına alınmalıdır.”  [1]

ABD yönetiminden Savunma Bakanı Wolfowitz şöyle demiştir: “Türkiye Müslüman dünyasına örnektir, Türkiye dini inançların laik kurumlar adına kurban edilmesine gerek olmadığını gösteriyor.” [2]   

 Clinton’un Güvenlik Konseyi Avrupa  Direktörü Bilinken “Türkiye İslam dünyasına model!” demiştir. [3]

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı, daha sonra Dışişleri Bakanı olacak olan Rice’a göre de “Türkiye İslam dünyası için mükemmel model”dir.   [4]    

ABD: “NİHAİ HEDEFİMİZ

İSLAM’I MODERNLEŞTİRMEK”

Bilindiği gibi, ABD 2001 yılında İslam’a ve İslam dünyasına savaş açarken dünyayı kendi tarafına çekmek için “İslam terörü”nü gerekçe ve bahane olarak göstermiştir. Halbuki “İslam terörü” kendisinin icat ettiği, kendi kontrolünde sahte bir düşmandır. Bu konuda pek çok kanıtlar ve belgeler ortaya çıkmıştır. Savaşın asıl amacı İslam terörüyle savaşmak değildir. Asıl amacın ne olduğunu, ABD’nin İslam dünyası ile ilgili stratejilerinde en çok ismi geçenlerden Daiel Pipes 2004 yılında hazırladığı bir raporda: “Terörizm ile girdikleri savaşın nihaî hedefinin İslâm’ı modernize etmek olduğunu” söylemiştir.  [5]

CIA RAPORLARINDA “MÜSLÜMAN’I

MODERNLEŞTİRMEK” NE DEMEK?

2003 yılında CIA’ye ve Pentagon’a bağlı çalışan araştırma kuruluşu Rand Corporation “Sivil Demokratik İslam: Ortaklar, Kaynaklar ve Stratejiler”  başlıklı bir rapor yayınlamıştır. Bu çalışmada “İslam ve Müslümanlar, Batı demokrasisine, değerlerine ve küresel düzene uyumlu hale getirilmesi” amacıyla şöyle bir strateji öneriliyor: “ABD ve Avrupa için güven telkin edenler sadece kitleleri yönlendirmede Kur’an’ı sınırlandıran modernist Müslümanlardır. Bu grup desteklenmelidir.” [6]

“AMACIMIZ ORTADOĞU’YU TÜRKİYE İLE

YENİDEN ŞEKİLLENDİRMEK”

Türkiye’de Dışişleri Bakanı olarak uzun yıllar görev yapmış bulunan Kamuran İnan şöyle demiştir: “Richard Perle (…) 2002 yılında ‘Yılın Devlet Adamı’ ödülünü almak için Washington’a gittiğimde, demişti ki, “Bizim amacımız sizinle el ele vererek Avrasya ve Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmek, sizi bölgenin güç merkezi haline getirmektir...” [7]

Kısacası, ABD İslam dünyasının nasıl bir şekil almasını istiyorsa öncelikle Türkiye’nin model ve örnek olarak o şekle dönüşmesini sağlamayı hedefi yapmıştır.

TÜRKİYE’NİN VE İSLAM ALEMİNİN

BÖLÜNMESİ İÇİN İÇ SAVAŞ PROJESİ

“Sessiz ve derinden yürütülen bu proje birçok ülkeyi parçalayacak, istikrarsızlaştırıp iç savaşlara sürükleyecek. Belki bir süre sonra şehir savaşları, mikro devletçikler göreceğiz. [8] (…) Çatışma “İslam’ın kalbine” yönelecek, İslam kendi içinde savaşacak.”  [9]

ABD: “47 ÜLKEDE İÇ SAVAŞ

TAKTİKLERİ ÖĞRETİYORUZ”

ABD’nin, dünyaya hakim olmak için başlıca metodu, hedefindeki ülkeleri iç savaşa sürüklemek, bu ülkelerde parçalanmalara yol açmaktır. Yarım asırdan fazla bir zaman önce ABD Başkanı olan Johnson, 1964’te, Birleşik Devletler Harp Akademisinde yaptığı bir konuşmada, “şu sırada, 344 ekibimiz 47 ülkede iç savaş taktiklerini öğretiyor”  demiştir. [10]

ABD Kara Kuvvetleri Bilimsel Araştırma Dairesi Başkanı, New York Herald Tribune’de yer alan bir konuşmasında, “Birleşik Amerika’nın,(…) rejim ve hükümetleri devirmek için yerli kuvvetleri komandocu-partizan metodlarına göre eğitmeli ve gerekli silah ve malzemeyle donatmalıdır.” demiştir. [11]

BATI DÜNYASINDA ELDEN ELE

DOLAŞAN “İÇ SAVAŞ RAPORU”

“Sefa Yürükel Norveç’te yaşıyor. İskandinavya'da Türk Dili Konuşan Ülkeler Enstitüsü’nün direktörlüğünü yapıyor. (…) Meltem TV’de yaptığım Diyalog programının konuğu idi. Programa “Batılı dostlarımızın (!)” dehşet verici bir tezgahına nasıl şahit olduğunu anlattı: “Belçika Stratejik Araştırmalar Kurumu’nda görevli bir uzmanı bir gün ziyaret ettim. Yakinen tanışıyorduk. Bana kalın bir dosya getirdi. ‘Bunu oku’ dedi. Dosyayı karıştırmaya başladım. Daha ilk sayfalardan itibaren ‘Türkiye’de çıkarılması planlanan bir iç savaşın nasıl tetikleneceğine dair senaryolar’ yer alıyordu. (…) Sefa Yürükel bu dosyayı okuyunca donup kalıyor. İşin daha vahim boyutu, bu dosyanın “bütün Avrupa başkentlerinde” ilgili birimler tarafından değerlendirilmeye tâbi tutulduğu idi.” [12]

Avusturyalı Avrupa Parlamentosu parlamenterlerinden olan Andreas Mölzer, 1,5 milyon trajlı Kronen Zeitung Gazetesi'nde yazdığı yazısında Türkiye'nin iç savaş bölgesi olduğunu iddia etmiştir. [13]

ABD’de CIA’ye bağlı araştırma kuruluşu RAND Corporation'a yaptırılan "İslam ülkelerinde içsavaş" konulu raporun başlığı şöyledir: "US Strategy in the Muslim World After 9/11"

Bu çalışma, İslam dünyasının geleceğine kanlı iç savaşların nasıl damga vuracağına dair ürpertici projeler hakkında geniş bilgiler sunuyor. "İslam kendi içinde çatışacak" tezinin nasıl uygulanacağı bu projede apaçık ortaya koyuluyor. Doğrudan işgal ve çatışmaları ikinci plana iten ve Müslümanların dinini, kültürünü, alışkanlıklarını ve hayat tarzını temelden değiştirmeyi amaçlayan, "demokratikleşme" büyüsü adı altında Müslüman elitlerin yardımıyla gerçekleştirilmesi planlanan proje 15 Aralık 2004'te duyuruldu. 567 sayfalık raporun yazarları arasında halen "U.S. Institute of Peace"in başında siyonist öncülerden Daniel Pipes da bulunuyor. İslam Dünyası için tam bir kaos senaryosu öngören rapor, Atlantik'ten Pasifik'e uzanan geniş coğrafyada kanlı iç savaşlara, etnik çatışmalara, mezhep savaşlarına, iktidar çatışmalarına yol açacak bir planı ortaya koyuyor."  [14]

BİRLİĞİMİZİN TEMİNATI İSLAM, BÖLGEYİ

BÖLMEK İÇİN NASIL KULLANILACAK?

2001 yılında başlatılan Haçlı savaşında sömürgeci Haçlı merkezleri, Müslümanlığı, daha önce pek çok defa çarpık yorumlar yaptırarak silah olarak kullandıkları gibi [15] yine yanlış yorumlarla İslam ülkelerini bölmek ve parçalamak için kullanacaklardır. [16] Böylece cahil İslam toplumlarını kendi emelleri ve hedefleri doğrultusunda kandıracaklar ve aldatacaklardır.

TÜM MİLLİ DEVLETLER YIKILACAK

BÖLGEYE EYALET SİSTEMİ GETİRİLECEK

 ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Robert Strawsz Hupe da şöyle demiştir: “Amerika’nın misyonu milli devletleri gömmek, halklarını daha küçük birimlere bölerek yaşatmaktır. Gelecek Amerika’nındır. Yeni Dünya Düzeni, Amerikan İmparatorluğu ve tüm insanlığın rakip olmadığı evrensel düzenin adıdır.” [17]

Daha ilginç bir belge ise ABD’de ‘State Department Document 7277’ adıyla kayıtlıdır. Buna göre CFR, tüm ülkelerin silahsızlandırılmasından yanadır. Ve belgenin sonunda şu ilginç saptama vardır: ‘O zaman BM’nin Global Hükümeti o denli güçlenecektir ki, hiçbir ulus ona karşı çıkmaya cesaret edemeyecektir.’ Bu belge 1970’te Nixon yönetimindeki U.S. Arms Control and Disarmament Agency tarafından benimsenerek ABD politikası olarak kabul edilmişti. Bu belge CFR’nin tezi doğrultusunda ulusları ‘Egemenliklerinden’ vazgeçirme ve ‘Ulus Devletlere’ son verme çağrısıydı.” [18]

Diğer taraftan Türkiye’nin yakın tarihinde unutulmayacak bir gerçek de şudur: ABD yarım asırdan fazla bir zamandır Türkiye’nin başına getirdiği iktidarlardan ülkemizin devamlı eyalet sistemine geçirilmesini istemiştir.[19] AKP iktidarı da ilk başa geldiğinde ABD’den eyalet sistemi dayatılmıştır. [20]

Bu dayatmalar Batılı stratejilerde o kadar çok yer almıştır ki, 1990’lı yıllarda çok ilginç bir olay meydana gelmiştir, bu olay Türkiye’nin başına getirilen siyasilerin Batı stratejilerine ne kadar tabi olduğunu göstermiştir. Demirel’in, Cumhurbaşkanı olduğu sırada, 2 Haziran 1996’da İstanbul’da yapılan Uluslararası “Habitat II” toplantısında BM Genel Sekreteri olan Butros Gali, açılış konuşmasında, ülkemizden “Türkiye Federal Cumhuriyeti” diye söz etmiştir, ayrıca İstanbul’dan da “İstanbul Federe Devleti” diye konuşmuştur. Bu durum karşısında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, orada bulunan tüm devlet erkanı ve siyasetçilerle beraber sessiz kalmış ve hiç tepki göstermemiştir. [21]

Bu olay Türkiye’nin başına gelen/getirilen siyasetçilerin nasıl kuşatmalar altında, hangi şartlarda görev yaptıklarının apaçık bir göstergesi olmuştur.

KISACASI

Ortaya koyduğumuz belgeler ve değerlendirmelerden sonra sonuç olarak diyebiliriz ki, Türkiye ve İslam Dünyasının diğer ülkeleri yaklaşık 15 yıl önce başlatılan “Son Haçlı Seferi” ile yok oluşa sürüklenmektedir.

Soğuk savaş yöntemleriyle gerçekleştirilen bu Haçlı Savaşında, önümüzdeki Türkiye seçimlerinden sonra öncelikle Türkiye’yi kimliğinden ve benliğinden vazgeçirecek projelerin harekete geçirilmesi düşünülüyor. Tarih boyunca Haçlı seferlerine büyük zaferlerle karşı koyan Türkiye bu savaş oyunlarına izin ve fırsat verecek midir?

Allah Türkiye’ye ve İslam Dünyasına yardım etsin, Müslümanların basiret gözlerini açsın, düşmana fırsat vermesin!

Sevgiler, saygılar…

herden1950@hotmail.com

 




[1] Ufuk Güldemir, Çevik Kuvvet’in Gölgesinde Türkiye: 19890-1984, İstanbul,Tekin y. 1987., sf. 67)

[2] Hürriyet ve Radikal, 07 Mayıs 2002

[3] Zaman, 11Ocak 2001

[4] 16 Ocak 2002, Sabah Gazetesi.

[5] Robert Miranda, Yeni Asya, 2008-07-30 ve Yeni Şafak, 08.04.2005

[6] Tercüme -Derleme: Ahmet Eryılmaz / Turkish American Journal (USA)30.03 2007

[7] Vatan Gazetesi, 14 Haziran 2010

[11] M. Fahri, Amerikan Harp Doktrinleri, s. 302

[12] Muharrem Bayraktar, Yeni Mesaj, 24.05.2009

[13] Zaman, Genç Türk Haber, 05 Eylül 2006

[17] Erol Bilbilik, CFR ‘Dış İlişkiler Konseyi, Umay Yayınları, Nakleden: http://www.mudafaaihukuk.com/104-savas.htm

[18] Aytunç Altındal, Gül ve Haç Kardeşliği, Avrupa Birliği’nin Gizli Masonik Kimliği, s: 137

[19] Bakınız: Hürriyet Gazetesi, 01.03.2007, Yeniçağ Gazetesi, 10.03.2007Mehmet Ali Birand'ın “12 Eylül Saat:04.00 (1984)” adlı kitabından, Mustafa Yıldırın, Sivil Örümcek Ağında, Dönüşüm Yayınları, 2004, İstanbul, s: 76-77, http://www.radikal.com.tr/yazarlar/cengiz_candar/eyalet_sistemi_ozaldan_....

[20] Arslan Bulut,, Küresel Haçlı Seferi, Bilgi Yayınevi, 2. Basım, Ankara, 2005, s: 38

[21] Ertesi günkü 3 Haziran 1996 tarihli gazeteler.

 

Kategori: 

Kayıt olmadan da yorum yazabilirsiniz...