Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Hayrullah Başer'in 7 Haziran Seçimi Değerlendirmesi

18 Haziran, 2015 - 10:48 - Bu sayfayı paylaşın :   
-A +A

Bir Dönemin Siyasi Analizi ve

7 Haziran Seçimi Değerlendirmesi

Böyle bir ortamda bütüncül bir üslup ve farklı bir bakışla, ulusal ve uluslararası, küresel, bölgesel ve ülkemizdeki gelişmeler ışığında bir değerlendirmenin doğru olacağı kanaatindeyim.

            Seçim üzerinden bir hafta geçti. Konu ile ilgili genel, özel birçok yorum ve tahliller yapıldı. Ancak siyasi, sosyolojik, ekonomik vb. manada bütüncül değerlendirmeler bir elin parmakları kadar az desek yeridir. Kimisi hem nalına, hem mıhına vuruyor. Kimisi oh olsun diyor. Gelecekle ilgili beklentiler ve kendi hesabına yönlendirmeler, ahkâm kesmeler gırla gidiyor. Hatta çok eskiden beri tanıdığım ve değer verdiğim bazı isimlerin bakış tarzlarına doğrusu üzülmemek elde değil.

            Böyle bir ortamda bütüncül bir üslup ve farklı bir bakışla, ulusal ve uluslararası, küresel, bölgesel ve ülkemizdeki gelişmeler ışığında bir değerlendirmenin doğru olacağı kanaatindeyim.

Küresel Durum ve İslâm Dünyası

            Dünya küçüldü, büyük bir köye döndü. Dünyanın herhangi bir yerinde hafif bir öksürük bile Londra, Paris, New York, Berlin, vb. merkezlerde anında duyulmakta, yankı bulmakta, bu merkezlerin ilgi alanına girmektedir.

            Değilmi ki; Türkiye’nin coğrafi, siyasi, sosyal, ekonomik, stratejik konumu gereği; yönetimi, sadece Türklere bırakılmayacak kadar önemli. O zaman Türkiye’nin siyasi geleceğini belirleyecek bir seçimin analizi yapılırken sadece siyasi partilerin kazananı ve kaybedeni olarak değil, ulusal ve uluslar arası aktörlerin etki ve hesaplarını da nazara alarak bir tahlilin yapılmasının doğru olacağı ve geleceğimizi daha iyi aydınlatacağı inancındayım.

            Yaptığımız bu tespitlerden sonra seçim öncesi ülkemiz, bölgemiz ve dünyada yaşanan iç ve dış faktörlerin seçmen üzerinde algı oluşturmasına neden olan gerçekleri ana hatlarıyla hatırlamak gerekir.

Kuzey komşumuzda ‘Glasnost’-‘Prestroika’ rüzgarıyla kadife devrimler yaşanmış, rejimler değişmiş, batı dünyasının İslâm coğrafyasındaki yeşil kuşak stratejisi anlamını yitirmiş,  dünya küresel ve tek kutuplu dünyaya dönüşmüştür.

 

Bu dönüşümde son zamanlarda uluslararası üst akıl diye ifade edilen gücün İslâm coğrafyası için planladığı üç ayaklı yeni bir projesi vardır. Bu projenin hedefi;

·         İslam’ın ahlâki, sosyal, kültürel, siyasi ve ekonomik hayatı ilgilendiren değerlerinden arınmış, koparılmış, geri bir Müslüman toplum,

·         Geçmişten gelen farklılıklarından istifadeyle geliştirilen itikadi (selefi-Şii- ehl-i Sünnet vb. gibi) mezhepsel farklılıkların kutuplaşmalarını teşvik ve destek vererek kendi içinde çatışan bir toplum,

·         İdeolojik, siyasi ve etnik anlayışları besleyerek, tahrik ederek, birbiriyle vuruşan Müslüman topluluklar oluşturmak suretiyle Müslümanları kendi içinde parçalı ve zayıf düşürmek ve İslâm’ın aydınlık yüzünü dış dünyaya kötü göstermekten ibarettir.

Bu projenin adı da çok sıcak ve sempatik ‘’ILIMLI İSLAM’’.

Bunun neticesinde ise; bölünmüş, parçalanmış, birbiriyle kavgalı ve savaşan, açlığın, yoksulluğun, kanın, gözyaşının, kaosun hâkim olduğu bir Müslüman dünya;

·         Batının askeriyle değil, silahlarıyla savaştırdığı istikrarsız ama kontrollerinde olduğu bir İslâm coğrafyası

·         Bu coğrafyadaki yeraltı ve yerüstü enerji kaynakları üzerindeki uluslar arası üst aklın hâkimiyetinin tesis edildiği emperyalist güçlerin Ortadoğuda ön karakolları olan İSRAİL’in güvenliğini sağlayan BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ.

 

            İşte Ülkemiz ve İslâm Coğrafyasındaki siyasi gelişmelere bu perspektiften baktığımızda yaşananları doğru okur, şartları iyi tahlil ederek doğru karar alabiliriz.

Ülkemizdeki durum nedir?

            Türkiye 2002 yılından önce koalisyonlarla yönetilmekte siyasi, ekonomik ve sosyal alanda istikrarsız bir ortam vardır. Ancak toplumda islâmi söylem ve milli, manevi değerlere ilgide gözle görülür gelişme vardır.1991 RP, MÇP, IDP ittifakının verdiği mesaj da bunu göstermektedir. 28 Şubat 1997 Post modern darbesi de buna engel olamayacağını göstermiştir.

            İşte bu şartlarda gömlek değiştirdik diyerek yola çıkan bir kısım Refah partisi mensupları öncülüğünde Adalet ve Kalkınma Partisi kurulmuştur. İlk seçimde de seçime katılan bir takım partilerin barajı aşamadığından %34,5 oy alarak iktidar olmuşlardır.

            Ak Parti İktidarı 2010'lu yıllara gelinceye kadar uluslararası, bölgesel ve ulusal politikalarda uyumlu bir çalışma ortaya koymuşlardır.

            Ancak burada dikkat çeken bir husus vardır. (Ama uzun süre önemsenmemiştir)  Türkiye’de ilk kez siyasi derinliği olmayan manevi gruplar neredeyse İKTİDAR ORTAĞI olmuşlardır. Sonraki dönemde bu oluşum hem siyasi hayatımıza zarar vermiş, hem de kendilerinin MANEVİ itibarına zarar vererek zayıflatmıştır. Kendilerini dünyevileşme bataklığının içinde bulmuşlardır. Benim anlamakta çok zorlandığım ve ülke geleceği için üzüldüğüm bir durumdur. Bu yapılar halen devam etmektedir.

            Ak Parti İktidarı döneminde ulaşım, konut, şehirleşme, teknoloji, ekonomi, sağlık, savunma, demokratikleşme gibi birçok alanda güzel hizmetler üretilmiştir. Ancak eğitim, kültür, yargı vb. birçok konuda başarılı olduğu söylenemez.

Ne zaman ki iktidarın, ARAP BAHARIYLA MISIR ve SURİYE gibi ülkelerdeki İsrail’in güvenliğini tehdit eden gelişmelere arka çıkması ve Ortadoğu, Kafkasya, Orta Asya, Balkanlar konusunda MERKEZ ÜLKE statüsüne soyunması, NÜKLEER ve ATOM ENERJİSİ’nde İRAN’ın yanında yer alması, KANAL İSTANBUL, NÜKLEER ENERJİ, KÖPRÜ, HAVA ALANI, RUSYA-HAZAR-İRAK ENERJİ kaynakları projelerini hayata geçirmesi, iktidarın batı ile uyumunu bozdu.

            İktidarın bu tutumunu devam ettirmekteki ısrarlı tavrı karşısında, birtakım uyarılara rağmen (gezi olayları gibi) üst akıl Recep Tayyip Erdoğan’ın AK PARTİ’den uzaklaştırılması, Ak Parti iktidarının yıkılması kararını verdiler.

Bunu, öncelikle iktidarın güçlü ortağı gibi görünen ve imkânlarıyla ulus ve uluslararası büyük aktör haline getirilen, Fethullah Hocanın başında bulunduğu grup vasıtasıyla gayrimeşru yollarla elde edilen delillerle, iktidar mensuplarının yolsuzluk ve haksızlıkları üzerinden vurmak istediler.

            O tarihten beridir, her yol ve vasıta ile iktidarla (dünyevileşme bataklığının) kavgası devam etmektedir. Bu kavgayı dün iktidar nimetini kuzu kuzu paylaşırken can ciğer, hesap bozulunca hak-hukuk kavgasına dönüştürmeyi millet yutmadı. Millet Mahalli ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde AK PARTİ ve Recep Tayyip Erdoğan’a kredi olarak destek verdi, hesabı sonraya bıraktı.

            İşte bu dönemde Cumhurbaşkanı Sayın ERDOĞAN ve AK Parti İktidarı bu krediyi iyi kullanamadı. Milletin sesini iyi dinleyemedi. Milletin beklediğini yapmadı. 7 Haziran seçimine de bu çekincelerle gelindi. Gittikçe artan dayatmalar, hukuksuzluklar, yolsuzluklar, iktidar nimetini paylaşma, dünyevileşme, ötekileştirme, yargı, menfaat grupları, dar kadroculuk anlayışı vb. politikalar iktidarı varoluş noktasından çok uzağa taşıdığı kanaatine varan seçmeni bir ders vermek gerektiği kararına getirdi. Seçim güvenliği, aday profili, seçim stratejisinde yapılan hatalarla Ak Parti, bu günkü şartları önce kendi hazırladı.

            Onu iktidardan uzaklaştırmak isteyen, iç ve dış üst aklın istediği projenin şartları kendi elinde oluşmuştur. Bunun için seçimlerde üç değil dört partinin barajı aşması gerekiyordu. HDP de çok yakındı, emanet oylar, doğuda terörle sandık hâkimiyeti, batıda mazlum özgürlükçü yüzüyle barajı aşmalı sloganı tuttu. Ak partinin kendi hataları, zaafları bu günü hazırlamıştır. Evindeki yangına odun taşımıştır.

            Sonuçta Millet Ak Partiyi %41 ile birinci parti yaptı ama tek başına iktidar imkânı vermedi.

Seçimin Söyledikleri

            Partiler iktidar olmak için vardırlar. Şimdi hiç biri de tek başına iktidar olma başarısını gösteremediğine göre, boşa şov yapmalarına gerek yoktur. Parti Liderleri ise meydanlarda birbirine söylenmedik söz, etmedikleri hakaret, aşağılama bırakmadılar. Koalisyon görüşmeleri için masaya nasıl oturup, birbirinin yüzüne nasıl bakacaklar. Hallerini Millete nasıl anlatacaklar?

            Şu halde, kimse sorumluluktan kaçmadan, meseleye şeref-şerefsizlik sendromu ile yaklaşmadan, herkes bu ülkenin, milletin, devletin geleceği için (aynı milletin siyasi kuruluşları olmak şuuru içinde) tek başına iktidar olma gayretinde, ülkeyi büyütme, geliştirme, siyasi, ekonomik, sosyal kültürel vb. plân ve projelerini sunarak, Türkiye Partisi olmaya mecburdurlar. Yoksa ideolojik, mezhepsel, etnik, menfaat gruplarının temsilciliğine soyunarak dönemlik geçici başarılar olabilir, ama kalıcı olamayacağı bilinmelidir.

            Ak Parti açısından, Doğu ve Güneydoğuda, HDP'ye desteğinden dolayı Kürt kardeşlerimizin Müslümanlığının sorgulanması doğru olmaz. Bu terör şartlarında baskı ve tehditlere rağmen alınan oylar çok önemlidir. Aslan karnından alınmış oylardır. Bu cesareti gösterenleri tebrik etmek gerekir.

            Ak Parti suçu, dışarıda aramak yerine, önce kendi teşkilatlarının yapısına, adaylarının kalitesine, sonra da çözüm süreci uygulaması sonucu, toplumun can, mal, ırz, namus, evlâd-ı ıyal güvenliğinde yarattığı zaaf nedeniyle, alınan sonuçtan kendini sığaya çekmelidir. Bu nedenle ülkemizde birinci işimiz, güvenliği tesis etmek olmalıdır. Bu durumu Anadolu’nun diğer illerindeki aynı etnik yapıya sahip kardeşlerimizin tavrı ile de kendimizi test edelim. 

            Özetle; Sayın Siyasi Parti Yöneticileri, iktidar nimetlerinin hayalleri ile değil, devletin, milletin, maddi ve manevi hayatımızın, çocuklarımızın, torunlarımızın geleceği için grup taassubunu aşarak: hürriyet, adalet, hak-hukuk, ehliyet ve liyakati esas alan projeler üretecek kadrolara yer açacak, sorumluluk anlayışı içinde, siyasetlerini dizayn etmelidirler. Şunu bilmeliler. Sorumluluktan kaçanı millet affetmez.

            Günlük politika ve dünyevileşme ağına takılan asli görevi Manevi değerler eğitimi olan Grup’un temsilcilerinin ise dünyalıklarından arınarak asli hizmet görevine dönmelerini bütün samimiyetimizle bir kardeş olarak istiyor ve bekliyoruz.

Seçim sonu çağrımız şudur.

            Milletin vekâletini temsil eden partiler ve yöneticileri devletin ve milletin geleceğini her şeyin üstünde tutarak, küçük hesaplara takılıp kalmadan ülkeyi yönetim krizine sokmamalıdırlar.

            Sağduyu sahibi herkes (siyasetçi, bürokrat, sivil, genç, yaşlı), geliniz üst akıl sahiplerinin (emperyalist güçlerin) oluşturduğu projelere mahkum olmamak adına; Milletimizin temel değerleri vahiy ve risalete dayalı, inanç ve ahlâki değerleri ile bilim ve bilimsel düşünce, tarihi ve kültürel değerler ışığında hak, hukuk, adalet, barış, kardeşlik, hürriyet, huzur hedefimizi, istişare, müzakere, uzlaşma kültürünün hâkim olduğu, araştırma, sorgulama ve olaylara bütüncül bakabilen, farklılıkları kavga değil zenginlik kılacak, özgür bir toplumun, medeniyet idealini gerçekleştirecek iktidarları, birlikte tesis edelim. İmkan ve kabiliyetlerimizi buna teksif edelim.15.06.2015

 

Hayrullah BAŞER

Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Yönetim Kurulu Başkanı

Kategori: 

Kayıt olmadan da yorum yazabilirsiniz...