ARKADAŞIM NECATİ YOKUŞ

16 Haziran, 2015 - 10:39 - Bu sayfayı paylaşın :   
-A +A
Apartman komşum Hüseyin Avni yetmiş altı yaşında. Kendisine ağabey diye hitabederim. Zaman zaman mahalle mescidine beraber gider, çıkışta da “bi dağdan, bi ovadan” sohbet ederiz. Yani anlayacağınız,  şu gördüğünüz manzaralardaki gibi tam emekli işi yaptığımız. Gene böyle bir gün sohbet ederken Karadeniz şivesiyle Hüseyin ağabey: “Helâlin hesabi var, haramın azabi var” dedi. Tam da rahmetli arkadaşımın vefat günlerine denk gelmişti.

Vefat demişken, rahmetlinin bir süredir rahatsız olduğunu duyuyordum. Zayıf bedenine birkaç defa cerrahî müdahaleler yapılmıştı. Telefonla arayıp hal hatır sordum ama hayatta iken onu bütün istememe rağmen dünya gözü ile görmek, eh artık kısmet olmadı diyeyim. Cenazesine gitmek istedim, lâkin onu da başaramadım. Bunun için de “yazık bize, yazıklar olsun bana” diyorum. Oysa biz memleketten memlekete gittiğimizde anne-babamıza uğramazdan önce arkadaşlarımızı ziyaret ederdik!..

Arkadaşlarımızdan bazılarının destansı bir hayatı vardı. Necati onlardan biriydi. Eskilerin “derviş ruhlu” diye tanımladıkları gibi biriydi Necati. Gönül adamıydı, gönülden dava eriydi. Kendisini Pınar dergisinin yönetim yeri olarak bildiğimiz Cağaloğlu’ndaki binada, keski makinesinin başında ter dökerken tanımıştım. Güneş Matbaası’nda gazete halinde basılan haftalık Yeniden Milli Mücadele Mecmuası’nın kenarlarını Anadolu’ya göndermeden önce o traşlardı. Keski işi bitmeden mecmua okunamaz, Anadolu’ya gönderilemezdi. Bunun şuurunda olarak hepimizden çok orada o çalışırdı. Çalışırken açlığı unuturdu. Çünkü Anadolu’ya ulaştırılacak mecmuanın paketleme işlemleri Topkapı Terminali’ndeki otobüslerin hareket saatinden önce bitirilmeliydi. Çünkü Anadolu mecmua bekliyordu. İşte Necati o işlerin yürümesinde motor görevi yapan isimsiz bir kahramandı.

Altmışlı yıllar, yetmişli yıllar… Darbeler, muhtıralar… Devletini yitirmiş sahipsiz bir millet… Sevenleri toprak olmuş bir öksüz dava! Üniversite tahsili için İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlere gelen Anadolu’nun temiz evlatları, gencecik bedenler, gencecik beyinler bu davayı üstlenirler. Bugünkü kötü gidişe “Milletim Uyan” diyerek daha o zaman karşı çıkarlar. Bu amaç doğrultusunda okurlar, araştırırlar, Anadolu’dan gelecek tertemiz millet evlatlarına sahip çıkmaya çalışırlar. Sessizdirler, sade yaşarlar. Soğan ekmek, zeytin peynir yerler ama Likâullah neş’esiyle mutlu yaşarlar. İşte arkadaşım Necati onlardan bir parçaydı. Sanki birbirimizin bedeninden, birbirimizin ruhundan birer parçaydık… Kardeştik… Nihayet bir zaman geldi, nereden geldiği belli olmayan bir muhalif rüzgâr esti, her birimizi bir yana savurdu. Ayrı düşmemiz, birbirimize hasret kalmamız o yüzden

Sözü başa döndürelim. “Helâlin hesabi var, haramın azabi var!” Rahmetli arkadaşımın akçalı işlerle ilgisi alâkası olmamıştır. Öyle inanıyor ve ümid ediyorum ki, zekat verecek nisapta parası, malı mülkü  olmadığı için hesabı kolay verecektir. Hele hele haramla hiç işi, hiç alış verişi olmamıştır. İnşallah, rahmeti bol yüce Rabbim rahmet nazarıyla görecektir Necati arkadaşımı. İnsan  ya ağniya-i şâkirînden, ya fukarâ-i sâbirînden olmalıdır” (şükreden zengin, sabreden fakir) denmiştir. İkinci şık arkadaşıma daha çok yakışıyor. Yüce Rabbim gani gani rahmet eylesin.

Kendisi gibi derviş ruhlu arkadaşları vardı. Birileri keyfe ve rahata düşkünlük peşinde koşarken, onlar mukaddes çileye taliptiler. İnşallah o niyetler kurtuluşlarına vesile olur. Onlar sabırlarıyla birbirinin arkasında dağ gibiydiler. Allah (c.c.) onlardan razı olsun.

    Hayal var ki hakikatten evladır /Çile var ki çok nimetten evladır

    Sabır, şükür her ziynetten evladır/Üçüncü gözümle baktım dağlara.

Sevgili dostlar,  sözü ne uzatayım, ne de dağıtayım. Merhum arkadaşımın yaşayışı gibi vefatı da Yunus’un deyişine denk düşüyordu. “Bir garip misali, yüce Allah’a yürüdü Necati!” Necat, kurtuluş demektir. Cenazesine katılan kalabalığın duasıyla ve ihlâslı yaşayışıyla İnşallah Allah katında da Necatidir.

    Bir garip ölmüş diyeler / Üç günden sonra duyalar

    Soğuk su ile yuyalar / Şöyle garip bencileyin.

 

Kahraman arkadaşımın muhterem eşine, sevgili evlatlarına, kederli ailesine, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı dileklerimi sunarken, arkadaşıma yüce Allah’dan rahmet diliyorum. Mekânı cennet olsun. (Amin)

Değerli okurlarımın ve aziz milletimizin Ramazanını tebrik eder, yüce Allah’dan hayırlara vesile olmasını niyaz ederim.

 

Kategori: