Bağımsız Kürdistan / Birleşik Türkiye

ABD’nin 2003’te Irak’ı işgal etmesiyle başlayan kaos, Irak’tan çekilmesiyle daha da derinleşerek devam etmektedir.
15 Temmuz, 2014 - 05:20 - Bu sayfayı paylaşın :   
-A +A

Aydın BOLAT / SDE

Şiilerin yoğun olarak yaşadığı güney Irak ile Kuzey Kürt bölgesi kısmen istikrar bulurken Sünni Arap aşiretlerinin yaşadığı Orta Irak ve Bağdat, terör ve şiddet olaylarıyla Irak’ın ülke ve toprak bütünlüğünü tehdit edegelmiştir. Irak işgalinin acı faturası hem ABD hem de Maliki rejimi tarafından Sünni Araplara kesilmiş milyonu aşan ölümler, yaralanmalar, işkenceler ve tecavüzler Orta Irak’ı cehenneme çevirmiştir. Yeni Anayasa ve ardı ardına yapılan seçimlerde bir türlü siyasi istikrar ve Sünnilerin sisteme entegrasyonu sağlanamamıştır. Şiddet, baskı ve zulüm ortamı Sünni hattını marjinalize ederek radikal terör yapılanmalarının zemini haline getirmiştir. Irak Şam İslam Devleti (IŞİD)’nin Musul hamlesi ve Musul-Bağdat hattındaki operasyonlarıyla yaşanan altüst oluş Irak için yepyeni bir durum yaratmıştır. Irak’ın birliği ve toprak bütünlüğü paramparça olmuştur. Irak’ın artık tek parça kalamayacağı anlaşılmıştır.

Kuzey(Kürtler), Güney(Şiiler) ve Orta Irak(Sünniler) olarak parçalanan ülkede parçalar tabii sınırlarını elde etmek ve tutmak için kıyasıya bir savaş içerisindeler. Suriye’deki iç savaş Irak’a da sıçramış çatışmalar, işgaller, yerinden yuvasından edilen milyonlarca mülteci, bölgenin ortak kaderi istikametinde belirsiz bir geleceğe savrulmuş bulunuyor. Küresel ve bölgesel aktörlerin terör örgütleri ve silahlı paramiliter gruplar üzerinden güç mücadelesi ve vekalet savaşları verdikleri bölge çok kritik ve tehlikeli bir süreci yaşamaktadır.

Kuzey Irak’ta yaşayan Kürtler üzerinde yıllarca devam eden ve Halepçe katliamı ile sembolleşen Saddam dönemindeki Baas zulmü, Kürtlerin ayrışması ve isyanının sebeplerini oluşturmuştur. ABD’nin 2003’te Irak’ı işgaliyle kuzeyde ortaya çıkan Kürdistan Bölgesel Yönetiminin (KBY) esasında ‘Bağımsız Kürdistan’ın ilk aşaması olduğu düşünülebilir. 8 yıla yakın zamandır devam eden Sünnileri yönetimden dışlayan Maliki rejiminin özellikle petrol kaynakları üzerinden baskıcı politikaları, Kürt bölgesini giderek Bağdat yönetiminden uzaklaştırmış özerkliğin ötesinde fiili bir durum yaratmıştır. ‘Kürdistan’ adını bile telaffuz etmeyen, bağımsızlık aşamasını kırmızı çizgisi olarak tanımlayan Türkiye’nin, Kuzey Irak politikasında yaşanan değişim KBY’nin siyasal, ekonomik ve kurumsal olarak güçlenmesine; kendi kendini yönetebilecek özgüvene ulaşmasına destek olmuştur. Yıllar boyunca Türkiye için bir tür tehdit, hatta yer yer düşman olarak da görülen Irak Kürtlerinin AK Parti yönetiminde dost hatta bir tür “stratejik ortak” haline gelmiş olması, hatta başta petrol anlaşmaları olmak üzere yoğun ekonomik ilişkiler son derece önemli bir durum yaratmıştır. Ekonomik, ticari ve siyasi yönleri çok kuvvetli olan bu stratejik ilişkilerin başta Bağdat olmak üzere bölgesel ve küresel aktörleri rahatsız edecek boyutta olduğunu da biliyoruz.

Türkiye, Irak krizinin başından beri ülkenin birliğini ve toprak bütünlüğünü güçlü bir şekilde savundu. Maliki rejimiyle sorunlar yaşanmaya başlayınca bile tutumunu korudu ancak bu politika ve söylem gelinen konjonktürde giderek gücünü ve rasyonalitesini yitirdi. Reel-politik gerçeklikler yeni düşünce ve politik arayışları gündeme getiriyor artık.

Kürt meselesi üzerinden Türkiye’de yaşanan “çözüm süreci” bugün gelinen aşamalarıyla KBY Başkanı Barzani’nin sürece yaptığı olumlu destek ve katkılar ilişkilerde güven artırıcı merhaleler olarak ilerliyor. ‘Çözüm Süreci’nin en önemli aktörü olarak Öcalan’ın “ulus-devlet” yapısına eleştirel pozisyonunu ısrarla koruması, Türkiye Kürtleri için “demokratik özerklik”, bölgedeki tüm Kürtler içinse “demokratik konfederalizm” önermesi önemli olmakla birlikte Kürt siyasi hareketinin tabanında ayrımcı, bölücü ve bağımsızlıkçı fikirleri marjinalleştiği de söylenebilir. Yani Irak’ta bağımsız bir Kürdistan’ın kurulması Türkiye’deki Kürtlerin de bu yönde bir adım atacakları anlamına gelmiyor. Ankara bu konuda eskiye göre çok daha rahat bir konumda bulunuyor. Ancak Irak’ta bağımsız bir Kürdistan’ın kurulması, doğal olarak Türkiye’deki Kürtler arasında da ayrı devlet fikrinin yeniden yeşermesine yol açabilir. İşte bunu engellemenin çaresi Kürtlerin razı olacağı bir statüyü mümkün kılacak bir şekilde çözüm süreci olabildiğince süratle sonuçlandırılmalıdır. Ve bu süreç Irak, Suriye hatta İran Kürtleri de hesaba katılarak, planlanmalı ve yürütülmelidir.

Zaten bugün hükümetin ve devletin yapmaya çalıştığı da budur. Hükümetçe, TBMM’ye sevk edilen Çözüm Süreci’nin yasal meşruiyetini ve uygulama adımlarını düzenleyen yasa bu amaca hizmet edecektir. Hükümetle müzakereleri yürüten, başta Öcalan’ın “tarihi” bir olay yaşamakta olduğumuzu saptaması ve Kürt siyasi hareketinin önde gelen aktörlerinin varılan aşamadan memnuniyetlerini alenen açıklamaları çalışmaların yolunda gittiğinin ve karşılık bulduğunun göstergesidir.

KBY’nin bağımsızlık istikametinde ilerlemesinde bölgede yaşanan Arap Baharı sürecinin de etkisi muhakkak olmuştur. IŞİD’in, Musul işgaliyle yaşanan savrulmanın Kürtlerde zaten var olan bağımsız Kürdistan fikrini iyice alevlendirdiği ve süreci hızlandırdığı da söylenebilir.

Barzani’nin 1-2 ay içinde bağımsızlık için referanduma gidileceğini açıklaması malumun ilanı oldu bir bakıma. Kürtlerin artık birleşik bir Irak istemedikleri açıkça ortaya konmuş durumda. Çok önemli olan husus şu ki KBY sözcüleri bu süreci Türkiye ile danışarak ve istişare ederek götüreceklerini söylüyorlar. Barzani’nin referandumu yapsa bile bağımsızlık ilanını aceleye getirmeyeceği öngörülebilir. Şüphesiz; gerek nüfus, gerek toplumsal, ekonomik ve kültürel düzey bakımından Kürtler için en önemli ülke Türkiye’dir. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik “Irak’ın merkezi yapısını tamamen kaybetmesi halinde Kürdistan’ın bağımsızlığı tanınabilir.” açıklaması ve yukarıda izah edilen verilerden; Ankara’nın Irak’ın Kuzey’inden bağımsız bir Kürdistan’ın kurulmasına hemen onay vereceği sonucunu çıkartmak doğru olmayabilir. Türkiye kamuoyunun bağımsız bir Kürt Devleti’nin ilanına hazırlanması o kadar da kolay değildir. Kürtler de dahil Türkiye’nin ‘Bağımsız Kürdistan’a bazı rezervler koyacağı düşünülmelidir.

“Arap Baharı”nın derinden sarstığı Arap Dünyası ve Ortadoğu’da; istikrarsızlık, darbeler, terör saldırıları, iç çatışma ve iç savaşlar yaşanıyor. “Yeni Ortadoğu” haritalarının uçuştuğu, parçalanan ülkeler ve yeni sınırların tartışıldığı bölgede tek başına “Bağımsız Kürdistan”ın ilan edilmesi o kadar da kolay değildir. Sykes-picot düzeninin sarsıldığı, yeni haritaların çizildiği bu süreçte bölgesel ve küresel dengelerin nasıl bir takvimde ve ne şekilde yerine oturacağı hala belirsizdir. Bölgenin ya topyekûn ya da adım adım dizayn edileceğini öngörebiliriz. İşte Türkiye, bölgemiz yeniden düzenlenirken en önemli müttefiki KBY ile birlikte sahada ve masada olmaya çalışıyor. Irak’ın her yerinde, Suriye’nin her yerinde ve bütün bölgede proaktif inisiyatiflerini limitlerine kadar zorlayarak ve risk alarak, taraf olarak rol alıyor ve oyun kuruyor.

Turgut Özal zamanından beri dile getirilen Türkiye’nin merkez ülke olarak bölgede Kürtlerin hepsini kucaklayarak hami rolünde büyük devlet politikası izlemesi bugün içinde gündemdedir. Çözüm süreci sadece Türkiye ve Türkiye Kürtleriyle sınırlı değildir. Bunun postmodern sömürgeci bir yaklaşım olarak algılanması hiç doğru değildir. Bu aynı zamanda taraflar için bölge jeopolitiğinin ve konjonktürün gösterdiği bir zarurettir. Bu Türkiye’deki Türklerin de, Kürtlerin de dışarıdaki Kürtlerle eşit temelde dostluk ve kardeşlik bağlarını kuvvetlendirmelerine engel değildir. KBY’nin her yerinde, kılcal damarlarında bile Türkiye vardır. Türkiyesiz, Bağımsız Kürdistan’ın kurulması da yaşaması da imkansızdır. Bunu herkes biliyor en çokta Barzani…

Görünen o ki Irak’ın bölünmesi ve buna bağlı olarak da bağımsız bir Kürt devleti mukadderdir. Bir referandumla bağımsızlığını ilan eden KBY çok geçmeden 2. bir referandumla Türkiye ile siyasi entegrasyona evet diyemez mi? Türkiye’nin bu reel politik gerçekliği kavraması, kabullenmesi, zihnini ve enerjisini bu olguyu ertelemek yerine bundan azami istifadeye hasretmesi en doğru stratejik akıldır.

Halkın seçtiği Cumhurbaşkanı yani fiili Başkan ile Türkiye Başkanlık Sistemine yönelen bir rejim değişikliğine doğru eviriliyor. Ademi merkeziyetçi yerinden yönetim modeliyle Türkiye ulus-devlet rejiminden bir değişim sürecine girmiş bulunuyor. Bu değişim, KBY gibi Türkiye’nin çevre bölgesiyle ilgili ortaya çıkacak stratejik ve siyasi entegrasyon ihtiyaçlarına cevap verecek şartları hazırlayabilir. Bölünen, ayrışan değil Birleşen ve Birleşik Türkiye geleceğin stratejik vizyonu olarak ufukta gözüküyor.

Kategori: 

Kayıt olmadan da yorum yazabilirsiniz...