BATININ İSLAM DÜŞMANLIĞI

20 Ocak, 2015 - 18:01 - Bu sayfayı paylaşın :   
-A +A

      Bir Danimarka gazetesinde başlayan, ardından diğer pek çok Avrupa ülkesi medyasınca da sürdürülen Peygamber Efendimiz'e yönelik hakaretler ve ardından tüm İslam dünyasının haklı tepkileri  Avrupa’nın en önemli sorunu olmaya başladı. Karikatür krizi 11 Eylül saldırılarından sonra Batı dünyasında salgın bir hastalığa dönüştü.  İslamofobi diye de tanımlanan Batı dünyasındaki İslam karşıtlığı aslında yeni bir hadise değil. Kökeni yüzyıllar öncesine dayanmaktadır. Zaman içinde değişik çehrelere bürünse de Haçlı saldırıları ile başlayan  İslâm  düşmanlığı en belirgin hadise olarak gözüküyor.

      Danimarka`da bir gazetede 30 Eylül 2005 tarihinde Hz. Muhammed (s.a.v)`i terörist gösteren karikatürler yayınlanmaya başlandı. Karikatürlerde İslam Peygamberi  Hz. Muhammed (s.a.v) saldırgan terörist olarak çizilmişti. Dünya Müslümanları bu karikatürlere büyük tepki göstererek sokaklara döküldüler.

       Hollanda`da aşırı sağcı “Özgürlük Partisi” başkanı Geert Wilders tarafından 27 Mart 2007 tarihinde, açıkça Peygambere ve Kur`an`a hakaret eden “Fitne” adında kısa bir film yapıldı. Film yapımcısı hakkında açılan dava, Amsterdam mahkemesi tarafından beraatla sonuçlandırıldı. Bütün uluslararası organizasyonlara  ev sahipliği yapan İsviçre`de minare rahatsızlığı başladı ve 29 Kasım 2009 tarihinde yapılan “minare referandumu” sonucunda, halkın % 57.50`sinin oyuyla camiye minare yapmanın yasaklanması kararı çıktı.

        Fransa`da tesettür aleyhinde uygulamalar görüldü. Havalimanlarındaki güvenlik cihazlarından geçen tesettürlü bayanların başörtülerini açmaları şartı, pek çok havalimanının güvenliğinden sorumlu SGA firması tarafından uygulanmaya başlandı.

         Almanya`da Köln eyalet mahkemesi sünnet etmeyi, kesici bir aletle kasten yaralama suçu sayarak çocukları sünnet ettirmeyi yasakladığını açıkladı. Ancak tüm kesimlerden tepkiler gecikmedi; “Sünnet yasağının din hürriyeti ile bağdaşlaştırılamayacağı” ifade edildi.

        Amerikalı rahip Terry Jones, “İslam`ın şeytanın dini olduğuna inanıyoruz” açıklamasını yaptıktan sonra, 11 Eylül 2010 gününü de “Kuran yakma günü” ilan etti. Ancak, her kesimden gelen sert tepkiler üzerine bu ucube eyleminden vazgeçmek zorunda kaldı.

          Eylül 2012`nin ilk haftasında, Amerika`da yaşayan Kıpti bir Hıristiyan olan Nakoula tarafından İslam Peygamberine ve onun masum eşlerine hakaret eden iğrenç bir filmin fragmanı yayınlandı. Dünya Müslümanları bu filme büyük tepkiler gösterdi. Libya`daki protestolarda, ABD büyükelçisi Christopher Stevens ve 3 diplomat öldürüldü. Batılıların bile asıl sebebini bilmediği bu haksız saldırı ve ithamlar, “İslamofobi” adı altında yapılır hale geldi.

         Avrupa genelinde yükselen İslam karşıtlığı Müslümanların canlarını ve inanç hürriyetlerini tehdit ediyor. İslam karşıtlığının devlet eliyle desteklenerek teşvik edildiği Hıristiyan Batı ülkeleri, başörtü yasağını, Müslümanların fişlenmesini yasalarla kanunlaştırırken bazı grupların camileri yakmasına ve Müslüman mezarlıklarına saldırmasına da göz yumuyor. Cami minarelerinin yasaklandığı İsviçre, bu kez okullarda başörtü yasağı ile gündemde. Geçtiğimiz yıllarda İslam’ı yasaklayan uygulamalarıyla gündeme gelen İsviçre’de bu kez de okullarda başörtüsüne yasak getirildi. İsviçre’nin St. Gallen kantonun Au-Heerbrug kasabasının okullarında başörtüsünün yasaklanması için referanduma gidildi. Referandumdan çıkan sonuca göre okullarda artık başörtüsüyle gidilemeyecek. 500 bin Müslüman’ın yaşadığı İsviçre’de Müslümanlara karşı takınılan bu tavır, Avrupa’da yükselen İslam düşmanlığını tescilliyor.

         İslam dünyasını ayağa kaldıran karikatürleri bir tür psikolojik savaş niteliği taşıyan son saldırı olarak değerlendirmek de mümkündür. Son dönemdeki gelişmelere bakıldığında Batı dünyasında İslam'a ve Müslümanlara yönelik bir karalama furyasının başını alıp gittiği görülecektir. 11 Eylül İslam'a ve Müslümanlara kin besleyen çevreler için sadece çok önemli bir bahane olmuştur. Söz konusu çevreler özellikle 11 Eylül'den sonra İslam'a ve Müslümanlara karşı yürüttükleri psikolojik savaşta çok ciddi mesafe almışlardır.“İslam” ve “Müslüman” kelimeleri Batı medyası ve kimi siyasi çevrelerce “barbar”, “terörist” “radikal” gibi yaftalarla birlikte zikredilmesi yüzünden, İslam dini ve özellikle batıda yaşayan Müslümanlar hedef haline getirilmiştir.

         İSLAMOFOBİ NEDİR?

      İslamofobi kelime anlamı olarak “İslam korkusu” anlamına gelmektedir. Bu düşünce, Müslümanlardan korkma, çekinme, düşman görme içgüdüsünü ifade etmektedir.İslamofobi denilen şey, esasen İslam dinine karşı duyulan düşmanlığı ifade etmektedir. Türkiye`de genellikle İslamofobiya kavramı Batılı devletlerin tutumları ile buralarda yaşayan düşünürlerin düşüncelerinden hareketle izah edilir.  Batılı devlet ve düşünürlerin İslam dinine karşı duydukları ötekileştirici ve mücadele edici tutum sergilemelerinden kaynaklanan sebeplerden dolayı, özellikle Batılı ülkelerde İslamofobinin yaygın bir şekilde mevcut olduğu söylenebilir.

         İslamofobi, aslında İslam karşıtlarının geçmişten süregelen planlı bir projesidir. Zira geçmişten günümüze İslam karşıtları düşmanları, İslam`a ve Müslümanlara karşı daima teyakkuz halindedirler. Hiçbir zaman İslam`ın yükselişini ve Müslümanların sayılarının artmasını içlerine sindirememişlerdir. Müslümanların bir yerde çoğaldığını gördükleri anda, planlı desiselerini hayata geçirmeye çalışmışlardır.

          İslamofobi, özellikle Batı ülkelerinde belirgin bir şekilde görülmekte ve Avrupa`da hayatını sürdüren Müslümanlar bu uygulamalardan etkilenmektedirler. Hatta bazı Müslümanlar hayatlarından büyük endişe duymaktadır. Tabi bunun en büyük sebebi, Avrupa`da yayın yapan gazete, dergi ve TV`lerin çoğunun İslam ve Müslümanlar hakkında olumsuz yayın yapmalarıdır. Bu yayınlara ek olarak bazı marjinal politikacıların İslam karşıtlığı söylemleri de, Avrupa`da yaşayan Müslümanların dışlanmalarına ve ayrımcılığa uğramalarına sebep olmaktadır.

          İslamofobinin ortaya çıkması ve etkisini sürdürmesi, Avrupalı siyasetçilerin ırkçı politik söylemlerini defaatle tekrar etmelerinden kaynaklanmaktadır. Birkaç oy fazla alma adına nefret söylemleri kullanan Avrupalı siyasetçiler, politik dengeleri değiştirme adına insanları, Müslümanlara ve İslam`a karşı kışkırtmaktadırlar. İnsanların/toplumların arasına barış, sevgi, hoşgörü ve anlayış telkin etmek yerine, düşmanlığı aşılamaktadırlar. Batı ülkelerinde İslam dininin resmi din olarak tanınmaması, İslamofobiyi biraz daha körüklemektedir. Batılıların İslam`a mesafeli yaklaşmasına, aşırıların ise saldırı ve hakaretler yapmasına sebep olmaktadır.

                 VE PEYGAMBERİMİZİN  İNSANLIK İÇİN ÖNEMİ 

         İslâm medeniyeti adalet, hakkaniyet üzerine kurulmuştur. Avrupa medeniyeti ise sömürü üzerine kurulmuştur. Hakimiyetleri altındaki ülkelerin bütün zenginliklerini kendi memleketlerine taşımışlardır. Bunu yaparken çok büyük katliamlar, soykırımlar, zulümler yapmaktan çekinmemişlerdir. Bu yüzlerini gizlemek hususunda çok mahirdirler. Vahşetin ismini değiştirirler demokrasi derler,  sömürünün ve ahlaksızlığın ismini değiştirirler medeniyet derler Bunların  sahte düzenleri için en büyük tehlike  Türk Milletinin millî kimliğine dönmesidir. Zira bunlar gerçekte adalet düzeninin hâkim olmasını, sömürü düzenlerinin yıkılmasını kesinlikle istemezler.

         "İslam, rahmet, merhamet ve şefkat dinidir. İslam’ın amacı, insanı hem bu dünyada hem de ahirette mutlu etmektir. Bütün insanların barış, huzur ve esenlik içerisinde yaşadığı bir dünyayı var etmek İslam'ın en büyük gayesidir. İslam’ı terör ve şiddetle özdeşleştirmek rahmet dini İslam’a yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımızın defalarca kanıtladığı gibi tüm insanlık şunu iyi bilmelidir ki, Allah’a ve sevgili Peygamberi Hz. Muhammed aracılığı ile gönderdiği kitaba tam bir teslimiyetle bağlı olan müminler, hiçbir topluluk için tehdit, korku, düşmanlık ve şiddet unsuru değildir."

          İslami ahlakın en belirgin özelliği de merhamet ve adalettir. İslam, öncelikli olarak ahlaka dayalı bir toplum inşasını hedefler. Nihayet İslam, bireyin nefsinin tezkiyesiyle başlayan bir toplumsal ıslahı esas alır.

      “Ey Peygamber, biz seni bir şahit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdi.” (Ahzab, 45.) Hz. Muhammed (as) Allah’ın dinine uymaları konusunda insanları uyarmış, daha önce aymazlık içinde haksızlık ve kötülük yapan toplumların nasıl felaketlerle karşılaştıklarını hatırlamış, kendi sonlarının da aynı şekilde olmaması için hakka uymaları gerektiğini bildirmiştir.

         İnsanlar, cehalet içinde atalarından babalarından öğrendikleri inançları sürdürebilmektedir. Böylece yanlış inançlar, insanın doğasına ters olan uygulamalar kuşaklar boyu devam edebilmektedir. Allah, Peygamberimizi bu durumda olan insanları uyarmakla görevlendirmiş, onlara gerçek inançları tebliğ ederek yanlışlardan yüz çevirmelerini istemiştir.

        Bazı insanlar da doğruları bildikleri halde ya kendilerine söz geçiremedikleri için ya da arzularına uymak hoşlarına gittiği için kasten yanlış işler yapabilmektedir. Peygamberimiz bu insanları, arzularına uymamaları konusunda uyarmış, insan nefsinin çoğunlukla zararlı ve kötü şeyleri yapmaktan zevk duyduğunu, ama daha sonra yapılan kötülükler sonucunda hem kendilerinin hem de çevresindekilerin zarar gördüğünü bildirmiştir.

         İster cehalet içinde olsun, isterse kasten olsun, kötülük yapanlar, bunun karşılığını hem bu dünyada hem de ahirette feci bir şekilde göreceklerdir. Allah inatçı inkarcılar ve bilerek günahlara dalanlar için azap dolu cehennemi hazırlamıştır. İnançsız günahkarlar orada sonsuza kadar kalır; rahat yüzü görmez, sürekli azap içinde olurlar. Allah hiçbir insana azap etmez; fakat insanlar yaptıkları kötülükler nedeniyle kendi kendilerine azap ve eziyet ederler. İşte Peygamberimiz cehalet ve şımarıklık içinde Allah’a ve onun dinine baş kaldıran kimseleri bu azapla uyarmıştır.

       Hz. Muhammed (sav), Allah'ın "Şu halde, sen bundan dolayı davet et ve emrolunduğun gibi doğru bir istikamet tuttur..." (Şura Suresi, 15) ayetiyle de bildirdiği gibi insanları uyarmakla görevlendirdiği son peygamberidir. Peygamberimiz, tüm diğer elçiler gibi insanları doğru yola, Allah'a iman etmeye, ahiret için yaşamaya ve güzel ahlaka çağırmıştır.

       Kuran'da Peygamberimiz'e, kendisinin insanları uyarmakla görevli olduğunu belirtmesi şöyle emredilmiştir: De ki: "Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere Allah'a davet ederim; ben ve bana uyanlar da. Ve Allah'ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim." (Yusuf Suresi, 108)

Peygamber Efendimiz insanları uyarmak için elinden geleni en fazlasıyla yapmış, mümkün olan en fazla sayıda insanı uyarmak için çaba göstermiştir. Bir ayette şöyle bildirilir: De ki: "Allah benimle sizin aranızda şahittir. Sizi uyarmam için bana Kuran vahyedildi. (Enam Suresi, 19)

       Peygamberimiz (sav) Kuran'ı tebliğ ederken, müşriklerin atalarından kendilerine miras kalan sapkın dinlerini tamamen değiştirmiş ve bu nedenle onların baskı ve karşı koymaları ile karşılaşmıştır. Ancak o Allah'ın emrine uyarak, onların baskı ve alaylarına hiçbir zaman aldırış etmemiştir. Allah, Peygamberimiz'e ayetlerde şöyle buyurmaktadır: “Öyleyse sana emredilenleri açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme. Şüphesiz o alay edenlere (karşı) biz sana yeteriz. (Hicr Suresi, 94-95)

Kategori: 

Kayıt olmadan da yorum yazabilirsiniz...