“Biz lideri ikna etmenin bir yolunu buluruz”

11 Haziran, 2015 - 11:05 - Bu sayfayı paylaşın :   
-A +A

“Biz lideri ikna etmenin

bir yolunu buluruz”

Ankara siyasetinde daha önce sistemin şartlarına rest çeken veya uymayanlar sürekli tehdit ve şantajlarla karşılaşmışlardı. AKP’den önceki siyasiler nasıl ve hangi şartlarda görev yapmışlardı? Bugünkü siyasilerin nasıl bir yolda yürümek zorunda kaldığını anlamak için bu sorunun cevapları önemlidir. Ama Müslüman Türk milletini böyle tehditlerle ve sopalarla karşı karşıya bırakan ve düşmana yolları açan daha büyük bir tehdit vardır.

Erbakan’a Müslüman’ım

diyen ABD’linin tehdidi

 

Bu seçimlerde AKP hiç beklemediği bir sonuçla karşılaştı.  Sistem geçen yazımızda örneklerini verdiğimiz oyunlardan birini oynadı. Bu oyunda ABD, daha önce pek çok iktidarlara yaptığı gibi AKP’ye de şunu demek istedi: “Sen Türkiye’ye sahip olmak için benim kontrolümden kurtulmak istedin ve bana karşı bir strateji oluşturmağa çalıştın. Ülkenin patronu benim. Benim kontrolümün dışında bir şey yapamazsın. Ben izin vermem.”

AKP daha önceki yönetimler gibi, Türkiye’de iktidardı ama muktedir değildi.

Ankara siyasetinde daha önce sistemin şartlarına rest çeken veya uymayanlar sürekli tehdit ve şantajlarla karşılaşmışlardı. İçlerinde idam edilenler ve öldürülenler [1] bile olmuştur.

AKP’den önceki siyasiler nasıl ve hangi şartlarda görev yapmışlardı? Bugünkü siyasilerin nasıl bir yolda yürümek zorunda kaldığını anlamak için bu soruya cevap teşkil edecek birkaç müşahhas örnek vermeğe çalışacağız:

ABD’DEN GELİP MÜSLÜMAN OLARAK

ERBAKAN’A YAKLAŞAN TEMSİLCİ

"Milli Nizam'ın büyük kongresinden sonra idi. Genel Başkan'la görüşmek isteyen Musa Saffet Bayramaşık isminde (Kripto Yahudi) birisi bana geldi. Kendisi Yahudi iken Müslüman olmuş, mühim konularda söyleyecekleri varmış...

Fazla ısrar edince görüştürmek zorunda kaldım. Hoca, ben, bir de o var. Söze başladı:

"-(Sn. Erbakan) Hoca, beni Amerika'dan Washington'daki dünya Yahudi liderleri, vazifeli olarak size gönderdi. Sizin partinizin gelişmesini dikkatle takip ediyorlar. (Hatta) onlar, sizin partiniz gibi milletiyle bütünleşebilecek, güçlü bir siyasi iktidarın kurulmasını müspet karşılıyorlar.  (…) Ancak sizden önemli bir istekleri var. Siz her konferansınızda, dünya siyonizmine, masonluğa ve onların yan kuruluşları olan Lions ve Rotary kulüplerine çatıyorsunuz. Bundan son derece rahatsız oluyorlar. Ve bu aleyhteki kampanyadan vazgeçmenizi istiyorlar. Aksi halde partinizi kapatacaklar ve siyasi hayatınıza son vermek zorunda kalacaklar!"

Hoca cevap olarak:

(…) -Diyelim ki, bundan sonra, bu konulara hiç girmeyeceğiz. Bu onlara yetecek mi?

-Hayır yetmez, daha önceki konuşmalarınızı ve bu yöndeki iddialarınızı da tekzip edecek şekilde ve onların istediği mahiyette açıklamalar yapmanız lazım!..." [2]

Erbakan adamın tehdidine aldırmaz, ama bir hafta sonra partisi kapatılır.

“ABD-TÜRKİYE İLİŞKİLERİNDE

YAZILI OLMAYAN BİR KOD VARDIR”

Gazeteci-yazar Cengiz Çandar, açıklamalarında, ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilerde şimdiye kadar bilinmeyen bir boyutunu, ABD’nin eski Ankara büyükelçisi Abramowitz’in ağzından şöyle nakletmiştir:

 “Ben sordum. “Amerika, tekerine çomak sokanı ekarte eder ama Erbakan size bir şey yapmadı. Amerika’nın büyük ulusal çıkarlarını tehdit etmedi. Aksine onun zamanında İsrail’le ilişkiler gelişti. En önemlisi Saddam kuvvetlerini Kuzey Irak’a soktuğu zaman, CIA ile irtibatlı olduğu iddia edilen beş bin Kürt’ün Türkiye üzerinden çıkartılıp Guam Adası’na gönderilmesinde size destek verdi” dedim. Abramowitz, “Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilerde yazılı olmayan bir kod vardır. Erbakan bu kodu bozdu. Amerika, ne yapacağı kestirilemeyen, kontrol edilemeyen müttefikten hoşlanmaz” dedi. Erbakan ilk dış gezisini, kendisine yapma dendiği halde İran’dan başlattı. İkinci gezisini Mısır, Libya ve Nijerya’ya yaptı.”  [3]

28 Şubat darbesinin arka planını ortaya koyan sözkonusu açıklamalar ve belgeler birçok soruları akla getiriyor:

ABD’nin eski Ankara büyükelçisinin itiraf ettiği Amerika-Türkiye ilişkilerinde “yazılı olmayan kodlar” bugün de hala devam ediyor mudur?

ABD: “BİZ SİYASETÇİYE KABUL

ETTİRMENİN BİR BOLUNU BULURUZ”

12 Eylül 1980 Darbesi’nde siyasetten men edilenlerin arasında Bülent Ecevit de vardır. Siyasi yasak kaldırıldıktan sonra Ecevit, “sosyal demokrat” kimliğiyle tekrar siyasi göreve davet edilir.

Davet kimler tarafından nasıl gerçekleşir? Bunun ilginç bir hikayesi vardır:

Bülent Ecevit, Londra’da bir İngiliz TV programına çağrılır. Programda CIA ve FBI başkanlarının da içinde bulunduğu kalabalık bir Amerikalı heyet konuktur. Burada ABD’liler, Ecevit’e yeniden siyasetin başına geçebilmesi ve yeniden Başbakan olabilmesi için teklifte bulunurlar.

Olayı bizzat Ecevit’in kendi ağzından dinleyelim:

"12 Eylül askerî müdahale döneminde, yurtdışına çıkma yasağım kaldırıldıktan kısa bir süre sonra, İngiliz 'Grenada' televizyonundan ilginç bir televizyon programına katılmam için bir çağrı aldım. (…)

Tartışmaya katılanlar arasında, ABD ve İngiltere'nin bazı önde gelen devlet adamları ve komutanları yer alıyordu. O arada, General (Alexander) Haig, eski CIA başkanlarından biri (büyük ihtimalle William Colby, T.K.) ve o sırada FBI başkanı olan şimdiki CIA başkanı (William) Webster de bulunuyordu. Almanya'dan da bir kaç önde gelen politikacı vardı. Bu üç ülkeden gelenler dışında, ayrıca bir eski İtalyan devlet adamı ile Türkiye'den ben vardım. (…)

Tartışmayı yöneten Amerikalı profesör birdenbire bana döndü ve '-Mister Ecevit, diyelim ki (başa getirilmek istenen) o lider sizsiniz!.. Amerikalıların önerdiği çözümü kabul eder misiniz?', diye sordu.

"Hiç duraksamadan özetle şu yanıtı verdim:

-Dostumuz ve müttefikimiz de olsalar, bazı yabancı devletlerin içişlerimize böylesine karışmalarını ve silâhlı kuvvetlerimizle böylesine içli dışlı olmalarını içime sindiremem. Onun için, bu çözümü kesinlikle kabul edemem. Kendi girişimimle ve serbest seçimlerle halkın desteğini alarak iktidara gelebilirsem gelirim; başka türlüsünü düşünemem bile.

Tartışma hayalî bir senaryo ile ilgili olduğu halde, benim o yanıtımdan sonra âdeta ciddi bir müzakereye ve çekişmeye dönüştü.

Tartışmanın ondan sonraki bölümünde, bir yandan Amerikalılar bir yandan da İngilizler beni ikna etmek için uzun uzadıya dil döktüler. (...)

Son olarak tartışma yöneticisi, General Haig'e dönerek, 'Ecevit kabul etmemekte direniyor, bu durumda ne yapacaksınız?' diye sordu.

General Haig özetle şu yanıtı verdi:

'-Bizim bu gibi konularda deneyimimiz vardır. Ecevit istemese de biz, uygun gördüğümüz bir çözümü uygulatmanın yolunu buluruz', dedi.  [4]

Burada Sayın Ecevit’in nakletmediği veya eksik bıraktığı ne gibi gelişmeler veya konuşmalar var bilmiyoruz. Ama 12 Eylül Darbesi sonrasında ABD’nin siyasi iktidar arayışlarında müdahil olarak Türkiye’ye defalarca gelen Emekli General Haig’in, programın sonunda dediği söz dikkat çekicidir. Adam adeta aba altından sopa gösteriyor.

KISACASI

Ankara siyasetçilerinden Türkiye’ye sahip çıkmağa çalışanlara yukarıda örneklerini verdiğimiz gibi, aba altından sopa devamlı gösterilmiştir. [5]

Ama Müslüman Türk milletini böyle tehditlerle ve sopalarla karşı karşıya bırakan ve düşmana yolları açan daha büyük bir tehdit vardır. Bu tehdidi teşhis ve tespit edemezsek akıntıya kürek çekmiş oluruz, çözüme ve çareye asla ulaşamayız.

Bu teşhis ve tespiti izninizle bir dahaki yazıya bırakacağız.

Sevgiler, saygılar…

herden1950@hotmail.com

                                            




[1] Bir helikopter kazasında suikasta kurban edilen Muhsin Yazıcıoğlu bu konuda bir örnektir: “Muhsin Yazıcıoğlu'na yakınlığıyla bilinen gazeteci yazar Muhammet Kutlu tarafından hazırlanan Profil Yayınları'nda çıkan "Yiğit Düşünce" adlı kitap, kaza öncesi ve sonrasıyla ilgili daha önce yazılmamış pek çok bilgiye yer verirken, merhum Yazıcıoğlu'nun, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a kurulan müthiş komployu nasıl boşa çıkardığını, ayrıntılarıyla ortaya koyuyor. “ (http://www.zaman.com.tr/ekonomi_erdogana-kurulan-tuzagi-yazicioglu-haber...)

[2] Siyasette 35 Yıl / S.Arif EMRE / C.1-Sh. 200-202 / Keşif Yay. - Mart 2002

[3] Taraf Gazetesi, 16 Nisan 2012

[4] Çetin Yetkin, "Türkiye'de askeri darbeler ve Amerika", Ümit Yayıncılık, Ankara 1995, s. 89-91, AK: Milliyet, 20

 Ocak 1991

[5] ABD tehditlerine bir örnek daha verelim: Anasol-M Hükümeti’nin Tarım ve Köy İşleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp, bir demecinde “…Bizim dönemimizde tohumla ilgili çalışma yapınca (…) dönemin ABD Ankara Büyükelçisi Robert Pearson,’Nasıl kendi tohum çalışmanızı yaparsınız? ABD’den buğday neden almıyorsunuz?’ gibi ifadeler içeren tehdit eden mektuplar yazdı. (…) hepsi bakanlık kayıtlarında mevcuttur” diyordu.

 

 

Kategori: