DÜNYEVİLEŞME (1)

&. İslam dünyaya her şeyden önce Allah’ın eseri olarak bakmayı öğretiyor
23 Ekim, 2014 - 13:10 - Bu sayfayı paylaşın :   
-A +A

&  Dinin dünyayla ters düşmesi düşünülemez; ancak yanlış veya eksik din anlayışıyla, yine aynı şekilde yanlış bilim, tarih, toplum yani kısaca dünya anlayışlarıyla din-dünya tersliği, zıtlığı ortaya çıkarılmaktadır

 

Dünyevileşmek ne demektir?                                                                     

Sekülerizm veya sekülarizm; toplumda ahiretten ve diğer dinî, ruhanî meselelerden ziyade dünya hayatına odaklanılması yönündeki hareket olarak kabul edilir. TDK, sekülerizm kavramına karşılık olarak dünyacılık sözcüğünü önermiştir. Seküler kelimesi, dünyevi veya çağa uygun olanı belirtir ve dünyanın nesnel halinin göz önünde tutulması demektir. Latince çağ anlamına gelen Saeculum sözcüğünden İngilizce dili için türetilen Sekülerizm Türkçe'ye lâiklik, çağdaşlaşma veya dünyevileşme olarak üç farklı terimle çevrilebilmektedir. Fransa'da lâiklik için Laïcité (Laicisme) terimi kullanılmaktadır. Kavramlar, her iki biçimde de cismi ve bilimsel olan ile soyut ve dinsel olanın birbirine karıştırılmamasını ifade etmektedirler.                                                                              

"Sekülerizm", ateizm veya dinsizlik demek değildir.                                           

Laiklik ve sekülerizm kavramları Türkçede sıklıkla eşanlamlı kullanılır. Laiklik, dinî kişi ve kurumların devletin işleyişine ve devlet kurumlarına müdahale etmemesi; devletin de din işlerine karışmaması anlamına gelir. Fransız sekülerizmi olarak da anılan laiklik kavramı, daha kapsamlı olan sekülerizm hareketinin bir parçasıdır. Örneğin Birleşik Krallık'ta halkın büyük bir kısmı seküler olmasına rağmen devlet laik değildir ve kilise doğrudan kraliçeye bağlıdır.

Kabaca dünyevileşmek, dünya ile ilgili şeyle­re yönelme, maddi şeyleri öne alıp manevi  konulardan uzak durma. Dinden uzaklaş­ma. Seküekülerleşme. Sekülerizm" demektir. İnsanların sorunlarının dünyevileşmekten kaynaklandığı görüşü Kilise’nin, yani Hıristiyanlığın dinsel inancına dayanır. Kiliseye göre tapınağın dışı, yani seküler dünya şeytanın egemenliği altındadır. Dünyaya dalanın, dünyaya meyledenin içine hemen şeytan üşüşür ve onlar dünyevileşirler. Nitekim dünyayı dışlayan ve aşağılayan ilk günah ve cennetten dünyaya kovulma yaklaşımlarının kaynağı Eski ve Yeni Ahit’tir. Bilindiği üzere Eski Ahit’e göre dünya lanetlenmiştir. Nedeni de Adem karısına, karısı da yılına uyarak yasak ağaçtan yemiş, bunun için de yılana toprak yeme ve karnı üzerinde sürünme, kadına doğururken acı çekme, Adem’e de topraktan diken ve yaban otu yeme cezası verilerek ‘düşkün’ ilan edilmiş ve huzurdan kovulmuştur.  Yeni Ahit’e göre de işte bu yüzden dünya; günah, kovulma, mahkumiyet ve ölüm yeridir.  Bu durumdan ancak insanlığı bu cezalandırmadan kurtarmak için kendini feda eden Mesih İsa’nın kilisesine, yani  tapınağa sığınarak kurtulabiliriz. Tapınağın dışında, dünyada kalan şeytanın ağına düşer ve içine cadı girer.   

Görüldüğü gibi tamamen Kuran dışı, gerçek dışı ve akıl dışı olan bu korkunç senaryonun, teolojinin ve karamsar dünya görüşünün İslam ile uzaktan yakından bir ilgi ve alakası yoktur. İslam, dünya ve ahret dengesini sağlayan, hem dünyaya, hem ahrete gerektiği öneme vermemizi isteyen bir dindir. Dünya ve ahret dengesini kurmazı öğütler.Yahudilik gibi dünyaya dalıp ahreti, Hıristiyanlık gibi ahrete dalıp dünyayı bırakmamızı istemez..                                             

Günümüzde dünyanın çok yerinde işgal, yağma, talan ve sömürü düzeni hüküm sürüyor. Asırlardır oluşan dinsel kültürümüz ise eski dinlerin etkisinde kalarak ‘terk-i dünya’ çağrıları ile dolu. Kuran dışı olan bu yanlış inançların, anlayışların ve kabullerin tezelden terk edilmesi gerek.      

 

Dünya nedir? ‘en yakın olan, en aşağıda olan’ demektir dünya. Din kelimesi de aynı kökten türer. Dünya ve din sözcüklerinin aynı kökten gelmesi düşündürü ve dikkat çekici değil mi? Bu ne demektir? Şu demektir: Din, dünyada yaşanır. Ahirette değil. Zira ahret ‘en sonda olan’dır. Şu halde Müslüman dünyayı dışlayamak, hor ve hakir göremez, dünyaya sırtını dönemez. Allah dünyayı  bir oyuncak ve eğlence olarak yaratmadı. (Duhan/38, Enbiya/16)                                                                                              

 

Şu halde dünya bir oyun ve eğlence değilse, nedir dünya peki?                              

 

Dünya çok ciddi, çok önemli ve yaşamsal değere sahip bir yerdir. Yaratıcı dünüyayı insanların ve tüm canlıların yaşamlarını sürdürebilmeline elverişli olarak yarattı. Üzerinden insan neslinin devamı için gerekli olan her türlü ihtiyaçların karşılayacak yiyecekler, giyecekler ve barınma araçları mevcuttur. Havası, suyu, yağmuru, karı ve güneşi ile yaşam için son derece uygun bir ortamdır dünya. Öyleyse dünyaya gereken özeni göstermeli ve hak ettiği değeri mutlaka, ama mutlaka vermeliyiz..                                                                                        

Dünyayı ve dünyadakileri “adi”, “pis”, “aşağılık”, “çirkin”, “değersiz” ve “gereksiz’ olarak görmeye İslam’a inanan bir insanın hiç bir hakkı ve yetkisi yoktur ve olamaz. Şayet bir insan aksini düşünüyorsa, Kuran mesajlarını anlamamış demektir. Zira bu dünyada işe yaramayan ahrette hiçbir işe yaramaz. (İsra/72)İnsanların bir kısmı “dünya hayatının fanı”, (Rahman/26),   “Bir oyun ve eğlenceden” (Enam/36) ve “övünme ve zevklenmekten” (Ali İmran/185) olduğunu bildiren ayetlere takılarak dünyanın pis, adi, aşağılık ve yaşanmaya ve değer verilmeye değmez bir yer olduğu şeklinde bir sonuca varıyorlar. Bu hüküm doğru mu?  Kesinlikle yanlış. 

 

Asırlar önce yazılmış pek çok kitapta “terk-i dünya” çağrıları yer alıyor. Bu mantıktan hareketle dünyanın kötü bir şey olduğu iddia ediliyor. Çalışıp çabalayan ve rızkını kazanmak için gayret eden insanlara dünya ehli olmak ya da dünyaya dalmak suçlamaları yapılıyor. Yukarıdaki ayetler 'dünyevileşmeyin' demiyor. 'Her şeyi bırakıp dünya nimetlerinin peşine düşmeyin!' 'Dünyadaki tüm nimetler birer amaç değil araçtır, bunu unutmayın!' 'Aslolan dünya malının eseri olmadan dünya malını iyi ve yararlı işlerde kullanmaktır'. 'Meşru yollardan, kimseyi aldatmadan ve kimseye haksızlık yapmadan, yasal sınırlar içerisinde kalarak mümkün olduğu kadar fazla dünya malı edinmeyi' tavsiye ediyor Allah. Zira günümüzde para olarak ifade edilen maddi imkanlara sahip olmayan insanlar ve milletler başkalarının birer sömürgesi olmaktan ve emperyalist güçlerin ayakları altında ezilmekten kurtulamazlar. Nitekim günümüzde durum aynen budur.                                                                                                               

Şu soruyu sormak durumundayız: Yeryüzünde yaşayan 1.7 milyar nüfusa ve 50 küsür devlete sahip Müslüman ülkelerin bugünkü içler acısı perişanlığı, sefaleti, geri kalmışlığı dünyevileştiklerinin bir sonucu mu, yoksa dünyevileşemediklerinin ve bu nedenle de dünya yaşamını da, ahret yaşamını da ellerine yüzlerine bulaştırmalarının bir sonucu mu? Bu soruyu vicdan sahibi herkes kendisine dürüstçe sormalı ve fikir namusunu koruyarak bu soruyu cevaplandırmalıdır.                                                                             

Eğer mevcut durum dünyevileşme ise, bu ne menem bir dünyevileşme ki kendi dünyasını mamur edemediği gibi yabancı güçlerin birer maşası olmaktan kurtulamıyorlar?                                                                                                   

Demek ki, “ben Allah’a inanırım ve O bana yardım eder” demekle iş bitmiyor. Böyle bir inanç ve yaklaşım yalnızca kendi kendini kandırmak ve aldatmaktan ibarettir. Çünkü Allah, sadece kendisine inananlara değil, yalnız ve sadece hakkıyla çalışanlara hak ettiklerini vermektedir. Şu halde İslam dünyasındaki  halihazır durum ‘dünyevileşme’ değil olsa alsa ‘sürüleşme’dir.                         

 

Görünen o ki, İslam toplumları, Bakara/171. Ayetteki “İnkarcıların bir kısmının; Allah'ın ilâhlığını ve Rabliğini bilerek reddetmiş olan kişilerin hâli, sadece bir çağırma veya bağırmadan,  başkasını işitmeyen şeylere çoban haykırışı, karga haykırışı yapan kimsenin hâli gibidir. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bu yüzden onlar akıl da etmezler.” Allah beyanının, kendilerini hiç ilgilendirmediğini, bu ayetin inkarcılar hakkında gönderildiğini sanıyorlar. Böylece akıllarınca topu taca atıyorlar. Oysa bilinen bir gerçek ki, bir Kuran ayeti kim hakkında inmiş olursa olsun, kapsadığı hükümler,  inansınlar inanmasınlar herkesi ilgilendirir. İnandım diyen insanlar, şayet Allah’ın Kitabı Kuran ve evren; insan, dünya, alem, tabiat ayetleri karşısında sağır, kör, dilsiz ve duyarsız kalıyor, körleşiyor ve akıl tutulması içine giriyorsa ve dünyada olup bitenlere yabancılaşıyorsa sürüleşiyor demektir. İster inançlı olsun, ister inkarcı olsun aklını kullanmayanları Allah pislik içerisinde bırakır. (Yunus/100)

ÖZSÖZ: "Aklını kullanmayanların üzerine Allah pislik yağdırır." (Yunus/100)

CUMA ALİ YÜREKLİ

 

 

 

Kategori: