Hani Arap baharıydı veya İslam dünyası neden kışı yaşıyor

2 Haziran, 2014 - 10:23 - Bu sayfayı paylaşın :   
-A +A

17 Aralık 2010 da Tunus’ta sebze tezgahı elinden alındığı için protesto amacıyla kendisini yakan Tunus’lu Üniversite mezunu gencin intihar girişimi ile başladığı ifade edilen ve kısa sürede Ortadoğu coğrafyasının büyük bölümüne yayılan halk hareketleri bütün dünyada olduğu gibi başta Arap dünyası olmak üzere Müslüman coğrafyada da büyük yankı uyandırmıştı.

Demokrasi,insan hakları ve özgürlük talepleriyle başlayan-bu gerekçelerle başladığı görüntüsü verilen sokak hareketleri kısa zamanda bir çok ülkeyi yangın yerine çevirdi.Tunus,Libya,Mısır gibi ülkelerde yönetimler değişti.Suriye’de iç savaş hala devam ediyor. Yemen ve Somali başta olmak üzere çoğu bölgede düşük yoğunluklu da olsa iç çatışmalar ve dolayısıyla istikrarsızlık ortamı halen sürüyor.

Evet artık Mısır’da Mübarek,Libya’da Kaddafi ve Tunus’ta Zeynel Abidin b.Ali artık iktidarda değiller.Ama Mısır’da da, Libya’da da, Tunus’ta da hatta halen iç savaşların veya düşük yoğunluklu iç çatışmaların devam ettiği hiçbir Müslüman ülkede bahar falan gelmiş değil.Tam aksine kışın en şiddetlisi hüküm sürüyor.Gelenin gideni arattığı,kanın,göz yaşının ve acımasız bir kardeş kavgasının hüküm sürdüğü bir kara dönem yaşanıyor.

Aslında Müslüman toplumların yaşadığı coğrafyalar bu filmin benzerlerini veya aynı merkezlerde hazırlanan bölgeye yönelik farklı senaryoların uygulamalarını kısa zaman öncesinden itibaren yaşamaya başlamış dramatik sonuçlarını da tecrübe etmişti.Ülkemiz dahil bir çok bölgede öve öve bitirilemeyen BOP (Büyük Ortadoğu Projesi veya değiştirilmiş adıyla Genişletilmiş Kuzey Afrika ve Büyük Ortadoğu Projesi’nin aynı şekilde Demokrasi,Özgürlük ve İnsan hakları söylemleriyle nasıl övgülere mazhar edildiğini ama sonuçta kan,göz yaşı,kardeş kavgası ve pekişen sömürgeciliği karşımıza getirdiğini görmüş ve yaşamıştık.Başta Afganistan ve Irak tecrübeleri olmak üzere İslam dünyasının dört bir yanında yaşananlar aslında gözlerin açılması için yeterliydi ama olmadı.

Demokrasi,Özgürlük ve İnsan hakları gibi cazip söylemlerle devreye sokulan ve aslında birbirinden bağımsız değil birbiriyle bağlantılı olan BOP ve Arap Baharı süreçlerinin bütün İslam dünyasını getirdiği nokta çok net şekilde ortadadır.

-Kaynaklarının kontrolü eskisinden daha fazla küresel güçlerin eline geçmiştir.

-Bağımsız siyasal irade ortaya koyabilecek güçleri olabildiğince zayıflamıştır.

-Gittikçe yaygınlaşan mezhep çatışması ümmetin birliğini onarılmaz derecede yaralamaktadır.

-İslam düşünce tarihinin kara sayfalarından olan Haricilik yeniden hortlamıştır.İslamı Bedevi cehaletinin kalıplarına sokma anlayışı yeniden boy göstermeye başlamıştır.

-Aynı şekilde Selefilik,Vahhabilik gibi geleneksel İslam çizgisinin ortak paydaları olarak kabul görmeyen anlayışlar yeniden öne çıkarılmaya başlanılmıştır.

-Fırsat bu fırsattır diyen ve şartları uygun gören küresel aktörler ve onların işbirlikçileri ,olmazsa olmazlarından vazgeçmiş yeni bir İslam anlayışını(Ilımlı İslam,Protestan İslam) egemen kılarak İslam’ın defterini tamamen dürmek adına yoğun bir çabaya girmişlerdir.

Ne acıdır ki bu gün Müslüman toplumların yaşadığı coğrafya Moğol İstilası,Haçlı Seferleri ve Osmanlının dağılışı sonrası yaşadığı travmalardan daha acı travmaları ve tecrübeleri yaşar durumdadır.

Müslüman toplumların aydınlarının-münevverlerinin artık gözlerini açmalarının ve bu kabustan nasıl kurtulacağımızın yollarını araştırmaya koyulmalarının zamanıdır.

Uzun sözün kısası;

*Görünen köy kılavuz istemez.BOP da Arap Baharı da Müslüman toplumların kendi Demokrasi,İnsan hakları ve Özgürlük talepleriyle başlamadı.Küresel güçler söz konusu bahanelerle bu birbirlerinin devamı olan projeleri devreye soktular.Gayeleri ,dünyanın merkezi coğrafyası olan ve dünya enerji kaynaklarının büyük oranına sahip bu coğrafyaları tam kontrole almak ve bu arada gelecekte karşılarına bölgeden alternatif bir güç veya medeniyetin çıkmasını engellemekti.Tam olmasa da önemli ölçüde başarılı oldukları ortadadır.

*l Müslüman toplumlar için,Kur’an’ın evrensel mesajlarını doğru anlama ile başlayacak yeni bir İslam Rönesansı yolculuğundan başka çıkar yol yoktur.Aklın ve bilimin rehberliğinde bir barış medeniyetini öneren Kur’an’ın temel yol göstericiliğinde her türlü hurafe,akıl dışılık ve şirk kıskacından kurtulmuş gerçek İslam anlayışını zihinleri egemen kılmak bu yeni ve mecburi istikamet yolculuğun olmazsa olmazıdır.

*İslam’ın olmazsa olmazı Anti emperyalizmdir.Her türlü haksızlığa,zulme,adaletsizliğe,Allah’tan başkasına kulluğa karşı isyan ahlakı bu yeni medeniyet yolculuğunun olmazsa olmazıdır.Hatırlayın,Hz.Peygamberin Mekkeli egemenlerle temel kavgası “La” ile başlamıştı.La ilahe dememiş olsaydı aralarında bir kavga olmayacaktı.Bu yüzdendir ki egemen güçlere taşeronluk veya onların hazırladığı projelerle kurtuluş ümidi zavallı kuzuların kurtlara aşk şarkıları yazarak kurdun midesine gitmekten kurtulacaklarını zannetme hayalciliğine benzer.

*Elbette ilk iş beyinlerde bu yolculuğu başlatmaktır.

Bu yolculuğa hazır olanlara selam olsun.

TEVFİK KARABULUT

Kategori: 

Kayıt olmadan da yorum yazabilirsiniz...