Kader İnkârcılarına Sorular

Dünyada ve âhirette Allah’ın dilemesi; kaderi, kazası, bilgisi ve Levh-i Mahfuz’daki yazgısı olmaksızın bir şey meydana gelir mi?
16 Mayıs, 2014 - 00:00 - Bu sayfayı paylaşın :   
-A +A
1- Dünyada ve âhirette Allah’ın dilemesi; kaderi, kazası, bilgisi ve Levh-i Mahfuz’daki yazgısı olmaksızın bir şey meydana gelir mi?

2- Yeryüzünde Allah’ın dilemesi dışında, ilmi ve bilgisi haricinde şeyler meydana gelir diyen kimsenin Müslüman olduğu söylenebilir mi?

3- Allah’ın yazgısından kasıt bir işin olması için emir verme tarzındaki bir hüküm müdür, yoksa önceden olacak diye belirtilmesi midir? Allah bir şeye emir vermiş olsa zaten o işin derhal olması gerekmez mi? Üstelik bir kimse olacak şeyi önceden bilmediğine göre bunun kendisi için emir olduğunu nasıl iddia edebilir?

4- Allah’ın olacak her şeyi bilmesi, varlıkların yaratılmasından ve olmasından önce değil midir? Öyleyse Allah’ın bir şeyin olmasına dair kulunu yönlendirmesi, cebri ve önceden kurguladığı bir senaryonun aktörü olarak kullandığı söylenebilir mi? Allah’ın yazgısını bir senaryo gibi kabul edip kulu da bu senaryoya uygun davranmak zorunda bir aktör olarak gören kimseler sapık Cebriye Mezhebi mensupları değil midir? Bunların Ehl-i Sünnet’le bir ilgileri var mıdır?

5- Allah’ın bireylerin ne yapacaklarını önceden bilmesi ve yazması içinde, onlara özgür irade verdiğine dair hükmü yok mudur ki, bu ezeli bilgi ve kararlar kulları yönlendirme, mecbur tutma, zorlama ve onlara haksızlık yapma olarak kabul edilsin? Böyle bir kabul Allah’ı haşa adaletsizlikle itham olmaz mı? Allah hangi kuluna bir işi zorla yaptırmakta, kendi tercihi dışında onu hangi günaha yönlendirmektedir? Bu iddia, Cebriye mezhebi mensuplarının sapık görüşlerinden değil midir?

6- İnsanların yaptıklarından sorumsuz olması için, Allah’ın daha önce kendileri için yazdığı kaderi bilmeleri gerekmez mi? Böyle bir bilgiye sahip olmadıklarına göre, itiraz hakları olabilir mi?

7- Allah’ın ezelî ilmi ile olmuş ve olacak her şeyi önceden bilmesi ve yazması, bunlardan hiçbir haberi olmayan ve kendi cüzi iradesi ile iyilik ve kötülük hususunda serbest bırakılan insanı sorumluluktan kurtarır mı? Yani kul şakilerin amellerini işleyip inkarcı olarak öldükten sonra Allah’a “beni niçin saîdler arasına yazmadın?” deme hakkına sahip olur mu? Ona “seni şakîler arasına yazdığımı biliyor muydun ki, cehennemliklerin amelleri peşinde koştun?” denilirse haksızlık mı yapılmış olur? Allah kullarına haksızlık yapar mı?

8- Hırsızlık yapan ve bu sebeple elinin kesileceğini anlayan kimse, “Ben bunu kaderimde yazılı olduğu için yaptım!” mazeretini ileri sürdüğünde Hz. Ömer (r.a.) “Ben de senin  elini Allah’ın kaderi ile kesiyorum!” diye cevap vermemiş midir? (Fıkh-ı Ekber, Aliyyü’l-Kârî Şerhi Ter, s.121) Hz. Ömer’in sözüne itiraz edilebilir mi? Ayette: “Başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizin kazandığı yüzündendir” (Şura, 42/30) buyurulmamış mıdır?

9- Allah’ın cennete veya cehenneme gidecek olanları önceden bilmesi caiz değil midir? Bunların kimler olduğunu önceden ve tam olarak bilmeyen bir ilah, Müslümanların iman ettiği Allah mıdır? Allah’ın ilmi ezelî, ebedî ve sınırsız değil midir?

10-       İnsanlar bile bir takım hesaplar sonucu, henüz yaşanmayan bir çok şeyin günü ve saati geldiğinde yaşanacağını bilmezler mi? Sözgelimi, onların hangi gün ve saatte tutulacağını bilip bunu yıllar öncesinden takvimlerine kaydeden kimseler böyle istedikleri ve yazdıkları için mi ay ve güneş tutulmaları meydana gelmektedir? Yani ay ve güneş, onlar istedikleri için mi tutulurlar, yoksa zaten tutulacakları için mi bu, önceden bilinir?

11-       Yüce Allah’ın bilgisi haricinde dalından bir yaprak bile yere düşmezken, bilgisinin ezelî olmadığını söylemek küfür sayılmaz mı?

12-       Kur’an-ı Kerim’deki Sûre-i Kehf ‘in 74. ayetinde anlatılan Salih Kul (Hadis ve Tefsirlere göre Hz. Hızır aleyhisselâm) ile Hz. Musa kıssasında öldürülen çocuk, niçin öldürülmüştür? Onun Salih Kul tarafından öldürülmesini Allah emretmemiş midir? Bu durum kişilerin şaki veya kafir olacaklarını yüce Allah’ın önceden bildiğini göstermez mi? Bu ayeti sadece kaderi inkâr etmek adına, “arka planında ne olup bittiği bilinmeyen bir olaydır. Örnek veya ölçü olarak alınamaz!” demek Kur’an ayetlerinin tamamına ters değil midir? Yüce Allah, ölçü veya örnek alınmayacak bir ayeti inzal eder mi?

13-       “Geleneksel anlayışımıza egemen olan her şeyin kendisine göre gerçekleştiği kader/ezelî yazgı anlayışının haksızlık ve adaletsizlik olduğunu” söyleyenler sapık Kaderiye (Mutezile) mezhebi mensupları değil midirler? Onların yine sapık Cebriye mezhebine muhalefetleri Ehl-i Sünneti bağlar mı? Ehl-i Sünnet inancında, insanın bir kuru yaprak gibi yazgısının önünde savrulduğuna, hiçbir gücünün bulunmadığına dair en küçük bir husus var mıdır?

14-       Ehl-i Sünnet kaderin varlığını ikrar ederken, insanın iman ve amellerle sorumlu olduğu hususunu inkar mı etmektedir? Bir müminin kadere imanı, onun cüzi iradesini işlevsiz hâle mi getirir? Allah’ın her şeyi önceden tespit ettiğine inanan ve onu her türlü noksanlıklardan tenzih eden bir Müslüman, başına gelen her şeyin Allah’tan olduğunu söylerse hata mı etmiş olur? Zaten işin hakikati böyle değil midir? Mutlak irade Allah’ın değil midir?

15-       Hayır ve şer Allah’tan değil midir? Allah sadece hayrı yaratır da (haşa) şerri yaratan başka bir ilah mı vardır? Allah’ın şerri yaratması ona rızası olduğunu gösterir mi? Allah küfre rıza gösterir mi? Küfrü yaratmasından, onun buna razı olduğu sonucu çıkartılır mı?

16-       Akıl, Allah’ın zatî ve subûtî sıfatlarını anlamakta tek başına yeterli midir? Akıl, vahye ve mahiyetini tam olarak kavrayamadığı gayba teslim olmadıkça, gerçek fonksiyonunu yerine getirmiş sayılır mı? Vahyi ve gaybı inkâr eden kimse aklını ilahlaştırmış bir sapık değil midir? Allah yerine aklını ma’but ittihaz eden kimseye Müslüman adı verilir mi?

17-       Yüce Allah’ın sıfatları (hayatı, kudreti, yaratması, görmesi, duyması, bilmesi, iradesi, ilmi, kelamı, benzersizliği ve diğer sıfatları) kendisinin aynısı mıdır? Yani Allah hayattan, görmekten, duymaktan yahut sadece iradeden ibarettir denilebilir mi? Bunun tam aksini iddia yani Allah cansızdır, görmez, duymaz, irade ve gücü yoktur demek caiz midir? Bunların ikisi de batıl olduğuna göre Ehl-i Sünnet’in görüşü olan “Allah’ın sıfatları ne O’nun aynısıdır, ne de O’ndan ayrı düşünülür” hükmü en doğru hüküm değil midir?

18-       Allah’ın, birilerinin suçlarını gizlemesi, affetmesi, birilerini zengin, birilerini fakir, birilerini sağlıklı birilerini engelli yaratması adaletsizlik sayılır mı? Allah, dilediğini, istediği gibi yapmakta özgür ve mutlak bir iradenin sahibi değil midir? Yarattığı şeyin iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış, mümin-kafir, şaki-said, cennetlik-cehennemlik olduğunu bilmeyen bir ilahı mabud diye tanıyan kimse mü’min ve Müslüman sayılır mı?

19-       “İnsanların cennetlik veya cehennemlik olmaları, önceden belirlenen ve bağlayıcı olan kaderle/yazının öne göçmesiyle değil, iman veya imansızlıkları, Allah’a kulluk veya isyanları sonucu gerçekleşmektedir.” diyen kimseler, vefatından bir süre önce iman etmiş ve Müslüman olmuş bir kafirin cennete mi yoksa cehenneme mi gideceğine dair soruya bir cevap verebilirler mi? Henüz Müslüman olup, üzerinden zaman geçmeden savaşa katılarak şehid olan ve Peygamber aleyhisselâmın cennete gireceklerini söylediği pek çok sahabe yok mudur? İslâm kendisinden önceki bütün günahları yok etmez mi? Bütün bunlar kader değil midir?

20-       Yüce Allah’ın hidayet verdiği kulunu sapıtacak, vermediğini hidayete ulaştıracak bir başka varlık var mıdır?

21-       Allah’ın her şeyi önceden bilip tespit etmesi yani Kadere iman, bir takım zorbaların saltanatlarına rıza gösterip, onlara boyun eğmeyi gerektirir mi? Bunun Ehl-i Sünnet’in kader anlayışıyla ne ilgisi vardır?

22-       Kader konusunda rivayet edilen hadisler Emevî ve Abbasi dönemlerinde, mezhep ve meşreplerin konjonktüre uygun şekilde ürettikleri şeyler midir? Bu görüş bütün Hadis, Tefsir, Kelam ve Fıkıh ilmini berhava etmek değil midir? Böyle bir iddia insaf, vicdan ve imanla bağdaşır mı? Kur’an bütün bu ilimlerin ana kaynağı değil midir? Ağacın bütün dallarını kesip kuruttuktan, yakıp kül ettikten sonra ona sahip çıkıldığı yalanına kim inanır? Sahih hadisleri inkar, kişiyi, Kur’an’ın inkârına götürmez mi? O hadislerin sahibi, Kur’an’ın kendisine indirildiği ve mutlaka kendisine itaat edilmesi emredilen Peygamber değil midir?

23-   Kul, fiillerini ancak kendi iradesi ile kazanmaz mı? İyilik veya kötülük kulun kendi kazancı değil midir? Kazanmakla yaratmak aynı şey midir? Kul, fiillerini yaratır mı? Yaratmak sadece Allah’a mahsus değil midir? 

Anahtar Kelimeler / İlgili Haberler: 

Kategori: 

Yorumlar

Ahmet Abi; 1. Kur’an’da Ehl-i Sünnet inancı diye bir inanç geçiyormu ve hangi ayetlerde? Örneğin iman esaslarını konu alan şu ayetlerde göremedimde. “İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. ASIL İYİLİK, ALLAH’A, AHİRET GÜNÜNE, MELEKLERE, KİTAP VE NEBİLERE İMAN EDENLERİN; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.” Bakara 177 “Ey iman edenler! Allah'a, onun resulüne, resulüne indirmiş olduğu Kitap'a, daha önce indirmiş olduğu Kitap'a inanın. KİM ALLAH'I, O'NUN MELEKLERİNİ, KİTAPLARINI, RESULLERİNİ VE ÂHİRET GÜNÜNÜ İNKÂR EDERSE geri dönüşü olmayan bir sapıklığa gömülmüş olur.” Nisa 136 2. Kul, fiillerini ancak kendi iradesi ile kazanmaz mı? İyilik veya kötülük kulun kendi kazancı değil midir? Kazanmakla yaratmak aynı şey midir? Kul, fiillerini yaratır mı? Yaratmak sadece Allah’a mahsus değil midir? Diyorsunuz. Burada bir çelişki yokmu? Kul fiillerini kendi iradesiyle kazanıyorsa, Allah’ta kulun kazandığına (kulun yönelmesine) göre yaratıyorsa, yaratma fiili yönelme fiilinden sonra gelmiyormu? Eğer yaratma fiili kazanma fiilinden önce geliyorsa bu “boş, abes” bir durum olmuyormu? Allah’ta abes şeyleri yaratmaktan münezzeh değilmi? 3. Felak ve Nâs Surelerinde Allah, şerrin yaratıklarından kaynaklandığını ifade ediyor? Siz ise “hayrın ve şerrin” Allah’tan kaynaklandığını iddia ediyorsunuz, bu Allah’ın ayetlerini görmemezlikten gelme değilmi? 4. Kul fiilleri konusunda Allah her şeyi önceden yazmış ise, kul sadece yazılan bu seneryoyu oynuyor demektir. Sahnedeki oyuncu gibi. O zaman oyuncu oynadığı oyundan dolayı senariste hesap verme durumda olursa, bu oyuncuya yazık değilmi ve buna haksızlık yapılıyor değilmi? 5. “Allah’ın bireylerin ne yapacaklarını önceden bilmesi ve yazması” diyorsunuz. O zaman Allah’ın kullarını denemesinin bir anlamı olurmu? Önceden Allah yazmış ise, kul Allah’ın yazgısını değiştirebilirmi veya buna gücü yetermi? Tevbe etmenin, dua etmenin, tedbir almanın bir anlamı olurmu? Çünkü Allah bunları önceden yazılı bir kadere bağladı diyorsunuz. 6. Suça bulaşanların ve madurların durumu ne olacak? Suça bulaşanlar, Allah geçmişte böyle takdir ettiyse, suçlu olurmu, o zaman ise mağdurun durumu ne olacak? Ahmet Abi, bu konularda bizi aydınlatırsanız sevinirim.
Sayın Yerlikaya:İsabetli görüşünüzden dolayı teşekkür ediyorum.
Sayın Efe, Kuran’ı okursanız; yazınızda sorduğunuz tüm soruların ve daha fazlasının cevaplarını, kader konusunda ve aklınıza gelebilecek veya gelmeyecek bilumum konuların en açık, en ayrıntılı, en detaylı ve hiçbir tereddüde mahal bırakmayacak şekilde her şeyin ve her konunun en güzel, en iyi ve en doğru şekilde inceden inceye Kuran’da zaten açıklanmış olduğunu siz de görebilirsiniz. Tabii ki, aklınızı, düşüncelerinizi, inançlarınızı, kabullerinizi ve peşin hükümlerinizi bir kenara bırakarak okumak kayıt ve şartıyla. Kuran’ın açıklamalarını, ayetlerini, kanıtlarını; onun bunun görüşlerini, şu veya bu akımın anlayışlarını ve yorumlarını, Elçiye atfen uydurulan (Akif’in deyimiyle) yalan yanlış herzeleri esas alarak anlamak ve yorumlamak yanlışına düşmeden yamalısınız bu çalışmayı… Öte yandan Mutezile, cebriye, kaderiye, Hanefilik, Şafilik, Malikili, Hambelilik, Şii veya ehlisünnet gibi tamamen insan görüşlerine dayanan akımların, yol ve yöntemlerin bir kısmının ‘sapıklık’, ‘batıl’, bir kısmının da ‘Hak’,’doğru’ ve ‘iyi olduğunu söylüyorsunuz. Bunlar sizin görüşünüz değil. Eskilerin görüşü… Bu bir. İkincisi, Allah insana sınırsız düşünme, akletme, fikretme, aklını kullanma ve işletme, soru sorma, sorgulama, araştırma, tahkik etme, yorum yapma hak, imtayaz, yetki ve hatta yükümlülükleri vermişken, senin benim gibi insanlar kendilerinden başkalarının düşüncelerine, fikirlerine, görüşlerine ve yorumlarına , hangi hak ve yetkiyle ‘batıl’ ya da ‘Hak’ mühürü vurabiliyoruz? Böyle yapma yetkisini kimden alıyorlar, alıyoruz? Akıl sahibi insanlar olarak bize düşen, her görüşün iyi, doğru ve haklı yanlarını alıp, yanlış ve hatalı yanlarını almamak değil midir? Çünkü biliyoruz ki, insan görüşleri göreceli olarak doğru veya yanlıştır. İçinde doğrular da barındırır, yanlışlar da, öyle değil mi? Yanlışsız tek bir bilim kaynağı var: Kuran… Bilim inhisarcılığı yapmaya gerek yok. ‘Salt ben doğruyu biliyorum, başkaları yanlış biliyor’, ya da ‘başkalarının bildikleri ve söyledikleri benim bildiklerime ve söylediklerime uyuyorlarsa doğrudur, benim söylediklerime aykırı iseler batıl ve yanlıştır’ gibi bir zihniyet çağ dışı olduğu kadar bilim dışıdır da. Sizin bilgileriniz de, benim bilgilerim de, başkalarının bilgileri de hem sınırlı bilgilerdir, hem de içlerinde yanlış ve doğruları barındırırlar. Hiç kimsenin görüşü mutlak doğru, mutlak gerçek, mutlak hak değildir. Yanlış alamayın lütfen ama, görebildiğim ve anlayabildiğim kadarıyla sizin kendinize has bir görüşünüz, fikriniz ve düşünceniz de yok zaten… Sizin yaptığınız, Kuran ve yaşam tarafından tarihin çöp sepetine atılmış bir yığın insan görüşlerini ve rivayetleri tekrarlamaktan ve aktarmaktan ibaret… Ayrıca, yazılarınızda dile getirmeye çalıştığınız konuların tamamı temcit pilavı gibi şimdiye kadar milyonlarca kez tekrarlanan insan görüşleridir. Bunların İslam alemine ve Müslümanlara ne kazandırdıklarını veya neler kaybettirdiklerini de bir sorgulama zahmetine girseniz lütfen. Yeni ve Müslümanların dertlerine deva olacak bir şeyler söylemeye gayret ediniz artık…Tabi ki Kuran’ın ışığında…. Selamlarımla… 16.05.2014
hocam Allah aşkına insan zorlasa ancak bu kadar olurdu. hocam Allah kullarının ne yapacaklarını bilse bile sırf dünya imtihanı için bunu bilmek istemezdi herhalde. yoksa imtihan olur mu allah aşkına??
Kader alın yazı değil ölçüdür. Kader kelimesi Kur'anın hiç bir yerinde insanın iradeli eylemlerine nispet edilmemiştir.Hepsi de insanın iradesi dışında kalan olaylar,olgular ve durumlar için kullanılmıştır. İŞTE AYETLER: Vel kamere kaddernâhu menâzile hattâ âdekel urcûnil kadîm(kadîmi) Ayın da seyrine menziller (miktarlar) takdir ettik. YASİN 39 vallâhu yukaddirul leyle ven nehâr(nehâre), teheccüd namazı kılmak için) kalktığını biliyor. Ve geceyi ve gündüzü Allah takdir eder, onu sizin asla hesaplayamayacağınızı (gecenin zaman dilimlerini doğru tayin edemeyeceğinizi) bildi.MÜZEMMİL 20 Fe kadernâ fe ni’mel kâdirûn(kâdirûne). Sonra da ona ölçülü bir biçim verdik. Biz ne güzel biçim verenleriz! MÜRSELAT 23 ve kullu şey’in indehu bi mıkdâr(mıkdârin). Her şey O’nun katında bir ölçü iledir.RAD 8 kad cealallâhu li kulli şey’in kadrâ(kadren). Allah, her şeye bir ölçü koymuştur.TALAK 3 İnnâ kulle şey’in halaknâhu bi kader(kaderin). Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık.KAMER 49 Min nutfeh(nutfetin), halakahu fe kadderah(kadderahu). Az bir sudan (meniden). Onu yarattı ve ona ölçülü bir şekil verdi.ABESE 19
1) İbrahim SARMIŞ: Rvayet Kültürü ve Yanlış Din Anlayışı + Şeytan Üçgeni, (Düşün Yayınları) 2) Mustafa İSLAMOĞLU: Üç Muhammed + Kader Risalesi,(Düşün Yayınları) 3) Ahmet BAYDAR: İktidar ve Kader,(Beyan Yayınları) 4) Hayri KIRBAŞOĞLU: Hadis Metodolojisi + Sünnet Metodolojisi (OTTO Yayınları) 5) İlhami GÜLER: Allah'ın Ahlakiliği Sorunu (Ankara Okulu Yayınları) Kitaplarını hararetle tavsiye ederimmmmmmmmmm.
Olmayan bir şey, var olmayan bir yasa, olmayan bir inanç, mevcut olmayan bir olgu inkar edilemez ki! Olan bir şey inkar veya kabul edilir. Burada itham edilmeleri gerekenler, Allah’ın mesajları arasında ‘Kadere iman’, ‘şefaat’, ‘Peygamber’in göğe yükselmesi’ gibi emirler, buyruklar, bilgiler olmadığından bunlara inanmayanlar olmayıp, bilakis dinde var olmayan bu tür insan görüşlerini dinin birer emri imiş gibi dayatmaya çalışanlardır. Eğer Kuran mesajları arasında kader inancı varsa, o takdirde sayın yazarın ölünceye kadar olmayan bir kader inancını veya şefaati sürekli savunması, bir kader mi olmaktadır? Ya da, zaten olmayan kadere yok demeleri insanların kendi kaderlerinin bir sonucu mudur? Şayet gerçek böyle ise, yazar neden kader yok diyenlere ateş püskürüyor ki? Kaderi ve şefaati inkar etmek veya etmemek insanların suçu değil, doğrudan doğruya onların kaderlerinin emri!…. İnsanların her eylemleri kendi kaderlerinin bir sonucu ise, o takdirde insanları eylemlerinden ötürü sorumlu tutmak adil midir? Her şey kadere göre cereyan ediyorsa, çalışmanın, iyi işler yapmanın veya çalışmamanın, kötü işler yapmanın; aynı şekilde cezanın ve ödülün bir anlamı kalır mı? İnsanlar robot gibi hareket ediyorlar? Lütfen şu iki ayeti dikkatle okuyalım: “Biz her insanın kaderini; seçimini, tercihini eylemlerini kendi tercihine bıraktık; çalışmalarını, çabalarını, eylemlerini, kazandıklarını ve kaybettiklerini kendi boynuna doladık,; her insan ancak yaptıklarının karşılığı ne ise onunla karşılaşacak.” (İsra/13) Hesap gününde tanık olarak dinleneceği duruşmada Allah Elçisi şöyle diyerek ümmetini Allah’a şikayet eder: “Yarabbi! Benim milletim, muhakkak ki Kuran’ı terk etti, Kuran’a yüz çevirdi..” (Furkan/30) Bu iki ayet bile, kader diye bir şeyin olmadığını kanıtlar. Saygılarımla.