KURAN DİLİNDEN ELÇİLERİN YAŞAMLARI (3)

Elçilerin yaşamlarında elbette tam akıl sahipleri, kavrama yeteneği olanlar için alınacak dersler vardır. İyi bilin ki, bu Kurân uydurulmuş bir söz değildir. Ancak, sadece daha önce insanlara elçiler vasıtasıyla ulaştırılan kitapları onaylayan, dine ait her şeyi ayrıntılı açıklayan, insanlar için bir yol gösterme, rehber ve rahmettir. (Yusuf/111)
3 Mart, 2015 - 15:22 - Bu sayfayı paylaşın :   
-A +A

Yüce yaratıcı sonsuz merhametinin bir gereği olarak, evreni emrine amade kıldığı ve akıl ve seçim yeteneği verdiği biz kullarına elçi gönderip ilahi mesajlarıyla uyarmadan insanları sorumlu tutmamıştır. Yaşamın tüm alanlarında iyi, güzel ve doğru olan şeyleri ve eylemleri açıklamış; yine yanlış olan, evrene ve insanlara zarar verecek olan eylemleri açıklamış, helal ve haramlarını bildirmiştir. "Biz hiç bir ülkeyi, uyarıcıları gelmeden imha etmedik. Her topluma öğüt verilip hatırlatma yapılmıştır. Biz hiçbir zaman zalim olmadık. (Şuara/208-209) "Kim, kılavuzlanan doğru yolu bulursa, sırf kendi iyiliği için kılavuzlanan doğru yolu bulmuştur. Kim de saparsa, ancak kendi aleyhine sapmış olur. Ve hiçbir yük taşıyıcı başkasının yükünü çekmez. Biz, bir elçi göndermedikçe, yaptıkları kötülükler nedeniyle hiç kimseye azap etmeyiz".  (İsra/15) "İnkâr edenler: “Elçiliğini iddia eden bu kişi, Rabbinden bize bir alâmet, kanıt, gösterge getirse ya!” dediler. Onlara ilk sahifelerde olan apaçık deliller gelmedi mi? Ve eğer Biz, onları bundan önce yaptıkları kötü işler yüzünden bir azap ile değişime, yıkıma uğratmış olsaydık, kesinlikle “Ey Rabbimiz! Bize bir elçi gönderseydin de, alçak ve rezil olmadan önce Senin âyetlerine uysaydık!” diyeceklerdi." (Taha/133-134)  "Ey gizli, âşikar, geleceğin, bugünün insan topluluğu! Size mesajlarımı, kanıtlarımı, göstergelerimi,  âyetlerimi anlatan ve bugününüze kavuşacağınız hususunda sizi uyaran kendi içinizden elçiler gelmedi mi? Onlar, “Kendi aleyhimize şâhitiz” dediler. Bu geçeci dünya yaşamı onları aldattı ve onlar kendilerinin kesinlikle enkarcılar; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddedenlerin ta kendisi olduklarına şâhitlik ettiler. İşte bu; Rabbinin, halkı ilgisiz, bilgisiz iken, ülkeleri haksız yere değiştiren, yıkıma uğratan biri olmayışının kanıtıdır.". (Enam/130-131)

Ayetlerin açık beyanlarında görüldüğü üzere, insanları her kanuda aydınlatan ve uyaran Allah, bütün bu uyarılarına, hatırlatmalarına, öğütlerine ve tavsiyelerine karşın, doğruya gelmemekte direnenleri, kendisine şirk koşanları, zulmedenleri ve yeryüzünde fesat çıkartanları, bozgunculuk yapanları ve terör estirenleri bir şekilde cezalandırmış ve dünyada evrensel düzeni tekrar tekrar tesis etmekten kaçınmamıştır. Rahman ve Rahim olan Allah, adlarını açıkladığı Elçilerinin yaşamlarından çeşitli örnekler vermekte,  onların ne gibi şartlar altında  inkarcılarla ve müşriklerle  ne şekilde mücadele ettiklerini, hangi sıkıntılara ve güçlüklere göğüs gerdiklerini; bazı elçilerin bazı durumlarda bunalıp Allaha'a yalvararak "Ya rabbi! Ben başarısız oldum!" dediklerini bizlere ayrıntılı olarak anlatmaktadır. Ve "Elçilerin yaşamlarında elbette tam akıl sahipleri, kavrama yeteneği olanlar için alacak dersler vardır" buyurumakatadır.

Şu halde Allah, elçilerinin yaşamlarının bizler tarafından çok iyi bilinmesini istiyor demeketir. İlk Elçi İdirs a.s.'dan başlayarak Kuran'da adları geçen elçilerin yaşamlarını anlatmaya devam ediyoruz:

 

İBRAHİM a.s.

Güç ve öngörü sahibi kullarımız İbrâhîm'i, İshâk'ı ve Ya'kûb'u da anlat! (Sad/45)

Kitap'ta İbrâhîm'i de anlat, hatırlat. Şüphesiz ki o, özü-sözü doğru biri idi, Resuldü. (Meryem/41)

Kitap'ta İsmâîl'i anlat, hatırlat. Şüphesiz o, vaadine sadık idi, bir elçiydi O açevresine salâtı ikame etmeyi, mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olmayı; toplumu aydınlatmay ve zekâtı ; vergiyi emrederdi. O, Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti. (Meryem/54-55)

Onlara İbrâhîm'in haberini oku! (Şuara/69)

Kullarıma, İbrâhîm'in misafirlerinden haber ver. Hicr/51)

İbrâhîm'in saygınlaştırılmış misafirlerinin haberi sana geldi mi? (Zariyat/24)

"Yemin olsun ki!  İbrâhîm'e de elçilerimiz müjde ile geldiler, “Selâm!” dediler. O, “Selâm!” dedi. Sonra da onlara en leziz yemekleri ikram etmekte gecimkedi (Hud69)

Hani İbrâhîm, babası Azer'e, “Sen putları tanrılar mı ediniyorsun? Şüphesiz ben seni ve toplumunu apaçık bir sapıklık içinde görüyorum” demişti. (Enam/74)

Hiç kuşkusuz İbrâhîm de Nûh'un grubundandı. (Saffat/83)

Hani bir zamanlar İbrâhîm babasına ve toplumuna: “Şüphesiz ben sizin taptığınız şeylerden uzağım. Şüphesiz ki artık O, beni doğru yola iletecektir” dedi. İbrâhîm bu sözü, onların ortak kaşmaktan dönmesi için ardından gelecek toplumlara devamlı kalacak bir söz yaptı. (Zuhruf/26-28)

Şüphesiz İbrâhîm içtenlikle Allah'a boyun eğen, ortak koşma inancından dönmüş, Allah'ın nimetlerine karşılık ödeyen başlı başına bir milletti Ve o, ortak koşanlardan olmadı. Allah, o'nu elçi olarak seçti ve dosdoğru yola kılavuzladı. (Nahl/120-121)

Hani bir zaman İbrâhîm: “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl! Beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut! Rabbim! Şüphesiz putlar insanlardan bir çoğunu saptırdılar. Şimdi kim bana uyarsa, artık o, şüphesiz bendendir; kim bana karşı gelirse; artık Sen şüphesiz çok bağışlayan ve çok merhamet edensin. Rabbimiz! Şüphesiz ben çocuklarımdan bir bölümünü salâtı ikame etmeleri;mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumları oluşturmaları ve bunları ayakta tutmaları için, Senin dokunulmaz kıldığın şehirde, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Verdiğin nimetlerin karşılığını ödemeleri için artık Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir. Ve onları bazı meyvelerden rızıklandır. Rabbimiz! Şüphesiz Sen bizim gizlediğimiz şeyleri ve açığa vurduğumuz şeyleri bilirsin. Yerde ve gökte, hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz. Tüm övgüler, ihtiyarlık hâlimde bana İsmâîl'i ve İshâk'ı lütfeden Allah'adır; başkası övülemez. Şüphesiz ki Rabbim duamı çok iyi işitendir. Rabbim! Beni salâtı ikame eden;mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumları oluşturan ve bunları ayakta tutan biri kıl! Soyumdan da. Rabbimiz! Duamı da kabul et! Rabbimiz! Hesabın kurulduğu günde benim için, anam-babam için ve müminler için bağışlamada bulun!” demişti. (İbrahim/35-41)

Yemin olsun ki! Biz, daha önce İbrâhîm'e rüşdünü vermiştik.  Biz o'nu bilenler idik. Hani İbrâhîm, babasına ve toplumuna: “Israrla kendisine tapınıp durduğunuz heykeller nedir?” demişti. (Enbiya/51-52)

İbrâhîm'i de elçi gönderdik. Hani o, toplumuna: “Allah'a kulluk edin ve O'nun koruması altına girin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Şüphesiz siz Allah'ın astlarından birtakım putlara tapıyorsunuz ve yalan uyduruyorsunuz. Haberiniz olsun ki sizin Allah'ın astlarından mabut diye o taptıklarınız, sizin için bir rızık vermeye güç yetiremezler. Onun için rızkı Allah yanında arayın ve O'na kulluk edin ve O'na sahip olduğunuz nimetlerin karşılığını ödeyin. Yalnızca O'na döndürüleceksiniz” demişti. (Ankebut/16-17)

Hani Rabbi İbrâhîm'i, birtakım kelimeler; yaralar, sıkıntılar ile sınamış, o da onları tam olarak yerine getirmişti. Rabbi, “Ben, seni insanlara önder yapanım” demişti. İbrâhîm, “Soyumdan da önderler yap!” dedi. Rabbi, “Benim  tutulmak üzere verdiğim söz, kendi benliğine haksızlık eden kimselere ulaşmaz!” dedi. (Bakara/124)

Allah, kendisine hükümdarlık verdi diye, Rabbi hakkında İbrâhîm'le tartışan kimseyi görmedin mi, hiç düşünmedin mi? Hani İbrâhîm, “Benim Rabbim dirilten ve öldürendir” demişti. O, “Ben diriltir ve öldürürüm” demişti. İbrâhîm, “Öyleyse, şüphesiz Allah, güneşi doğudan getiriyor, haydi sen onu batıdan getir!” deyince o inkarcı; Allah'ın ilâhlığını, rabliğini bilerek reddeden kişi şaşırıp kaldı. Allah kendi benliklerine haksızlık edenler toplumuna doğru yolu göstermez.. (Bakara/258)

Bir zamanlar İbrâhîm de, “Ey Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!” demişti. Allah, “İnanmadın mı ki?” dedi. İbrâhîm, “İnandım, fakat kalbim tüm soru işaretlerini gidererek rahata kavuşsun diye” dedi. Allah, “Hemen kuşlardan dördünü tut da onları kendine alıştır. Sonra her dağın üzerine onlardan bir parça bırak. Sonra da kuşları çağır, koşa koşa, hızlıca sana gelecekler. Ve bil ki, Allah, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan, mutlak galip olandır, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen ve her şeyi sağlam yapandır” dedi.. (Bakara/260)

İbrâhîm, Yahudi ve Nasrani, Hristiyan değildi. Ama o, hakka dönmüş bir müslimdi, insanları İslama çağıran kişiydi. O, ortak koşanlardan da değildi. (Ali İmran/67)

İbrâhîm'in babası için, “Senin için kesinlikle bağışlanma dileyeceğim. Allah'tan olan hiçbir şeye gücüm yetmez” demesi hariç İbrâhîm'de ve o'nunla beraber bulunanlarda kesinlikle sizin için güzel bir örnek vardır. Hani İbrâhîm ve İbrâhîm ile beraber olanlar, toplumlarına, “Biz, sizden ve sizin Allah'ın astlarından taptıklarınızdan uzağız. Biz, sizi silip attık. Siz, bir tek olarak Allah'a inanıncaya kadar sizinle bizim aramızda sonsuza dek bir düşmanlık ve buğz belirmiştir. Rabbimiz! Yalnız Sana dayandık, Sana yöneldik. Ve dönüş ancak Sanadır. Rabbimiz! Bizi, inkar edenler; Senin ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden kimseler için bir ateşe atılma; imtihan aracı yapma! Bizi bağışla! Rabbimiz! Şüphesiz Sen, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan; mutlak galip olanın, en iyi yasa yapanın, en sağlam yapanın ta kendisisin!” demişlerdi. (Müntehine/4-5)

Hani Biz bir zamanlar “Sakın Bana hiçbir şeyi ortak koşma; dolaşanlar, orada haksızlığa baş kaldıranlar, Allah'ı birleyenler, boyun eğip teslimiyet gösterenler için yaşamanıza tahsis ettiğimiz şehri, evi, Kabe'yi tertemiz et, kendilerine ait birtakım menfaatlere tanık olmaları ve Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerinde, belli günlerde O'nun adını anmaları için insanlar arasında ilâhiyat eğitim-öğretimi verileceğini duyur. Yürüyerek veya yorgun düşmüş binekler üstünde her derin vadiyi aşarak sana gelsinler! Sonra kirlerini giderip temizlensinler; zihinlernideki şirk pisliğini atsınlar, hanif müslümanlar olsunlar. Adaklarını yerine getirsinler. Eski evde, özgür şehirde, Kabe'de dolaşsınlar” diye, o evin yerini, İbrâhîm için hazırlamıştık. Siz de onlardan, nimetlerimden yiyin ve zorluk çeken fakiri doyurun. (Hacc/26-29)

İşte bunlar, insanların soyundan, Nûh ile beraber taşıdıklarımızdan, İbrâhîm ve İsrâîl'in soyundan, kılavuzluk ettiğimiz ve seçtiğimiz elçilerden Allah'ın kendilerine nimetler verdiği kimselerdir. Onlar kendilerine Rahmân'ın yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah'ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak ve boyun eğip teslimiyet göstererek saygı gösterirlerdi. (Meryem/58)

Biz ona İshak ile Yâkub’u ihsan ettik ve her birini Resul yaptık. Daha önce de Nuh’u ve onun neslinden Davud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yusuf’u, Mûsâ’yı ve Harun’u da Elçi yaptık. Biz iyi hareket edenleri işte böyle ödüllendiririz (Enam/84)

 

ÖZSÖZ:  "Yemin olsun! Biz, ders alınsın diye Kurân’ın anlaşılmasını kolaylaştırdık. Haydi var mı düşünen ve ibret alan?"  (Kamer/17, 22, 32 ve 40)

Kategori: