KURAN DİLİNDEN ELÇİLERNİ YAŞAMLARI (7)

20 Mart, 2015 - 23:41 - Bu sayfayı paylaşın :   
-A +A

Elçilerin yaşamlarında elbette tam akıl sahipleri, kavrama yeteneği olanlar için alınacak dersler vardır. İyi bilin ki, bu Kurân uydurulmuş bir söz değildir. Ancak, sadece daha önce insanlara elçiler vasıtasıyla ulaştırılan kitapları onaylayan, dine ait her şeyi ayrıntılı  açıklayan, insanlar için bir yol gösterme, rehber ve rahmettir.  (Yusuf/111)

 

Yüce yaratıcı sonsuz merhametinin bir gereği olarak, evreni emrine amade kıldığı ve akıl ve seçim yeteneği verdiği biz kullarına elçi gönderip ilahi mesajlarıyla uyarmadan insanları sorumlu tutmamıştır. Yaşamın tüm alanlarında iyi, güzel ve doğru olan şeyleri ve eylemleri açıklamış; yine yanlış olan, evrene ve insanlara zarar verecek olan eylemleri açıklamış, helal ve haramlarını bildirmiştir. "Biz hiç bir ülkeyi, uyarıcıları gelmeden imha etmedik. Her topluma öğüt verilip hatırlatma yapılmıştır. Biz hiçbir zaman zalim olmadık. (Şuara/208-209) "Kim, kılavuzlanan doğru yolu bulursa, sırf kendi iyiliği için kılavuzlanan doğru yolu bulmuştur. Kim de saparsa, ancak kendi aleyhine sapmış olur. Ve hiçbir yük taşıyıcı başkasının yükünü çekmez. Biz, bir elçi göndermedikçe, yaptıkları kötülükler nedeniyle hiç kimseye azap etmeyiz".  (İsra/15) "İnkâr edenler: “Elçiliğini iddia eden bu kişi, Rabbinden bize bir alâmet, kanıt, gösterge getirse ya!” dediler. Onlara ilk sahifelerde olan apaçık deliller gelmedi mi? Ve eğer Biz, onları bundan önce yaptıkları kötü işler yüzünden bir azap ile değişime, yıkıma uğratmış olsaydık, kesinlikle “Ey Rabbimiz! Bize bir elçi gönderseydin de, alçak ve rezil olmadan önce Senin âyetlerine uysaydık!” diyeceklerdi." (Taha/133-134)  "Ey gizli, âşikar, geleceğin, bugünün insan topluluğu! Size mesajlarımı, kanıtlarımı, göstergelerimi,  âyetlerimi anlatan ve bugününüze kavuşacağınız hususunda sizi uyaran kendi içinizden elçiler gelmedi mi? Onlar, “Kendi aleyhimize şâhitiz” dediler. Bu geçeci dünya yaşamı onları aldattı ve onlar kendilerinin kesinlikle enkarcılar; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddedenlerin ta kendisi olduklarına şâhitlik ettiler. İşte bu; Rabbinin, halkı ilgisiz, bilgisiz iken, ülkeleri haksız yere değiştiren, yıkıma uğratan biri olmayışının kanıtıdır.". (Enam/130-131)                                                                                       Ayetlerin açık beyanlarında görüldüğü üzere, insanları her kanuda aydınlatan ve uyaran Allah, bütün bu uyarılarına, hatırlatmalarına, öğütlerine ve tavsiyelerine karşın, doğruya gelmemekte direnenleri, kendisine şirk koşanları, zulmedenleri ve yeryüzünde fesat çıkartanları, bozgunculuk yapanları ve terör estirenleri bir şekilde cezalandırmış ve dünyada evrensel düzeni tekrar tekrar tesis etmekten kaçınmamıştır. Rahman ve Rahim olan Allah, adlarını açıkladığı Elçilerinin yaşamlarından çeşitli örnekler vermekte,  onların ne gibi şartlar altında  inkarcılarla ve müşriklerle  ne şekilde mücadele ettiklerini, hangi sıkıntılara ve güçlüklere göğüs gerdiklerini; bazı elçilerin bazı durumlarda bunalıp Allaha'a yalvararak "Ya rabbi! Ben başarısız oldum!" dediklerini bizlere ayrıntılı olarak anlatmaktadır. Ve "Elçilerin yaşamlarında elbette tam akıl sahipleri, kavrama yeteneği olanlar için alacak dersler vardır" buyurumakatadır.  Şu halde Allah, elçilerinin yaşamlarının bizler tarafından çok iyi bilinmesini istiyor demeketir. İlk Elçi İdirs a.s.'dan başlayarak Kuran'da adları geçen elçilerin yaşamlarını anlatmaya devam ediyoruz:

MUSA a.s (2)

Mûsâ'ya da Kitap verdik ve Benim astlarımdan vekil; [tüm varlıkları belirli bir programa göre ayarlayan ve bu programı koruyarak, destekleyerek uygulayan bir kişi, kurum tanımayınız diye Kitab'ı, Nûh'la beraber gemiye taşıyarak kurtardığımız kimselerin soyundan olanlar İsrâîloğulları için bir kılavuz yaptık. Şüphesiz Nûh, şükredici; kendisine verilen nimetlerin karşılığını çokça ödeyen bir kuldu. (İsra/2-3)

Yemin olsun! Biz, Mûsâ'ya apaçık dokuz; birçok âyet, alâmet, gösterge verdik . Hani Mûsâ, kendilerine geldi de Firavun o'na, “Ey Mûsâ! Ben senin büyülenmiş olduğunu kesinlikle biliyorum” demişti. Mûsâ da: “Sen kesinlikle bildin ki, âyetleri, birer ibret olmak üzere, ancak göklerin ve yerin Rabbi indirdi. Ben de senin yıkıma uğramışlığına kesinlikle inanıyorum.” demişti. (İsra/101-102)

Sonra bunların arkasından Mûsâ ve Hârûn'u âyetlerimizle, alâmetlerimizle, göstergelerimizle Firavun'a ve ileri gelenlerine gönderdik. Fakat onlar büyüklendiler ve günahkâr bir toplum olSonra bunların arkasından Mûsâ ve Hârûn'u âyetlerimizle, alâmetlerimizle, göstergelerimizle Firavun'a ve ileri gelenlerine gönderdik. Fakat onlar büyüklendiler ve günahkâr bir toplum oldular. Kendilerine tarafımızdan gerçek gelince, “Hiç şüphesiz bu, kesinlikle apaçık bir sihirdir” dediler. Mûsâ dedi ki: “Siz hak için, Tevrat, size gelince, ‘Bu, bir büyülü sözdür?’ mü diyorsunuz? Hâlbuki büyülü söz söyleyenler, umduklarına eremezler.” Onlar: “Sen atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyden bizi çeviresin ve yeryüzünde saltanat ikinizin olsun diye mi bize geldin? Biz ikinize de inanmayız” dediler.  Firavun, “Bana en bilgili, etkili söz söyleyen bilginlerin tümünü getirin!” dedi. Sonunda etkili söz söyleyen bilginler gelince, Mûsâ onlara, “Ne atacaksanız atın!” dedi.  Onlar ortaya atınca da Mûsâ, “Sizin getirdiğiniz şey bir göz boyama, aldatmacadır. Şüphesiz, Allah onun boş ve asılsızlığını ortaya çıkaracaktır. Şüphe yok ki, Allah kargaşacıların işini düzeltmez. Allah, günahkârların hoşuna gitmese de, hakkı, Kendi kelimeleriyle ortaya koyup gerçekleştirir” dedi. Sonra Firavun ve adamlarının kendilerini ateşe atacağı korkusundan dolayı Mûsâ'ya kendi toplumundan bir soydan başka kimse iman etmedi. Şüphesiz Firavun yeryüzünde çok üstün idi ve o kesinlikle sınırı aşanlardandı.  Mûsâ, “Ey toplumum! Siz Allah'a iman ettinizse, sadece O'na teslim olan Müslümanlardan oldunuzsa, artık sadece O'na sonucu bırakın!” dedi. Onlar da, “Biz Allah'a işin sonucunu bıraktık. Ey Rabbimiz! Bizi o şirk koşarak yanlış; kendi zararlarına iş yapan toplum için ateşlere sürükleme ve bizi rahmetinle kâfirler; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden o kimseler toplumundan kurtar!” dediler. Biz Mûsâ ile kardeşine, “Toplumunuz için Mısır'da birtakım okullar hazırlayın ve okullarınızı kıble, hedef kılın ve salâtı ikame edin; mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olmaı; toplumu aydınlatma kurumları oluşturun, ayakta tutun ve mü’minlere müjde verin!” diye vahyettik.  Mûsâ: “Rabbimiz! Şüphesiz Sen Firavun'a ve ileri gelenlerine basit dünya hayatında zînet ve mallar verdin. Bunları Senin yolundan saptırsınlar diye mi verdin? Rabbimiz! Onların mallarını sil-süpür ve kalplerine sıkıntı düşür. Çünkü onlar o acıklı azabı görmedikçe iman etmeyecekler” dedi.  Allah “Her ikinizin de duası kesinlikle kabul olundu. Öyleyse ikiniz doğru yolda devam edin. Bilmeyen kişilerin yolunu sakın izlemeyin!” dedi.  İsrâîloğulları'nı bol sudan, nehirden geçirdik. Ama Firavun ve askerleri azgınlık ve düşmanlıkla onları hemen izledi. Sonunda boğulma ona yetişince, “Gerçekten, İsrâîloğulları'nın inandığı Tanrı'dan başka tanrı olmadığına ben de inandım, ben de teslim olanlardanım” dedi. Şimdi mi? Hâlbuki daha önce isyan etmiştin ve de bozgunculardan olmuştun. Artık Biz senden sonra geleceklere ibret olasın diye, bugün seni zırhınla birlikte kurtaracağız. Şüphesiz insanlardan birçoğu kesinlikle Bizim âyetlerimize, alâmetlerimize, göstergelerimize karşı duyarsız, ilgisizdirler. Andolsun İsrâîloğulları'nı çok güzel bir yurda yerleştirdik ve onları hoş nimetlerden rızıklandırdık da kendilerine bilgi gelene kadar ihtilâfa düşmediler. Şüphesiz Rabbin, o anlaşmazlığa düştükleri konularda kıyâmet günü aralarında gerçekleştirecektir.  (Yunus/75-93)

Artık dünyayı isteyenler, hiç Rabbinden açık bir belge üzere olan ve kendisini Rabbinden bir şâhidin takip ettiği ve de önünde bir önder ve rahmet olarak Mûsâ'nın kitabı bulunan kimse gibi midir? İşte böyle olanlar, Kurân'a inanırlar. Hangi karşıt gruptan olursa olsun kim Kurân'ı örtbas ederse, ona vaat edilen yer ateştir. İşte bütün bunlardan dolayı sen de Kur’ân'dan şüphe içinde olma. Kesinlikle o, Rabbinden bir hakktır/gerçektir. Fakat insanların çoğu iman etmiyorlar. (Hud/17)

Andolsun ki Biz Mûsâ'yı da âyetlerimizle ve apaçık bir belge ile Firavun ve ileri gelenlerine elçi yaptık. Ama onlar Firavun'un emrine uydular. Hâlbuki Firavun'un emri aklı çalıştıran, doğruya ulaştıran değildir. (Hud/96-97)

Yemin olsun ki Biz Mûsâ'ya Kitab'ı vermiştik. Musa'nın halkı da onda anlaşmazlığa düştüler. Senin halkın, Araplar da sana indirdiğimiz Kuran'a derin bir kuşku duymaktadırlar. Daha önceden Rabbinin verilmiş bir sözü olmasaydı, elbette onların da işi bitirilmiş olurdu. (Hud/110)

Biz İbrahim'e oğlu  İshak'ı ve İshak'ın oğlu Yakup'u da armağan ettik. Hepsini hidayete erdirdik, dosdoğru yolu gösterdik. Daha önce de Nûh'a ve onun soyundan DavuD, Süleyman, Eyüp, Yusuf, Musa ve Harun'a dosdoğru yolu gösterdik. Biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz. (Enam/84)

Biz Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık. Sırtlarında yahut bağırsaklarında taşınan ya da kemiğe karışan yağlar dışında sığır ve koyunun yağlarını da onlara haram ettik. Bu, saldırganlıkları yüzünden Bizim onları cezalandırışımızdır. Biz, elbette doğrular söyler ve yaparız. (Enam/146)

Netikim en güzel biçimde tamamlanmış, her şeyin detaylı açıklaması, hidayet ve rahmet olarak Mûsâ'ya Tevrat'ı verdik ki, Yahudiler Rablerinin huzuruna varacaklarına iman etsinler!  (Enam154)

Yemin olsun ki, Biz Mûsâ ile Hârûn'a da nimetler verdik. İkisini ve toplumlarını o büyük sıkıntıdan kurtardık. (Saffat/114-115)

Yemin olsun ki! Mûsâ'yı Firavun'a, Hâmân'a ve Karun'a âyetlerimizle ve açık bir delil ile elçi olarak gönderdik de onlar: “Bu bir sihirbaz, büyük bir yalancıdır” dediler.  (Mümin/23-24)

Hiç kuşkusuz Biz, Mûsâ'yı âyetlerimizle, alâmetlerimizle, göstergelerimizle Firavun'a ve onun ileri gelenlerine elçi gönderdik. Musa: “Gerçekten ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim” demişti. (Zuhruf/46)

Yemin olsun ki! Biz onlardan önce Firavun toplumunu imtihan ettik. Onlara çok saygın bir elçi gelmişti: “Allah'ın kullarını bana geri verin. Şüphesiz ben sizin için gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'a karşı üstünlük taslamayın, O'na baş kaldırmayın! Şüphesiz ki ben size apaçık bir güç, apaçık bir delil getiriyorum. Şüphesiz ben, beni taşlayarak öldürmenizden benim Rabbime, sizin Rabbinize sığınıyorum. Eğer siz bana inanmazsanız hemen yanımdan uzaklaşın, beni kendi halime bırakın.” (Duhan/17-21)

Mûsâ'da da alâmetler, göstergeler, kanıtlar vardır. Bir zaman Biz, o'nu apaçık bir delille Firavun'a gönderdik de Firavun, ordusu, tüm güç kaynakları ile birlikte yüz çevirdi.  “Bu, bir sihirbazdır, hatta gizli güçlerce desteklenen deli birisidir” dedi.  (Zariyat/38-39)

Bir vakit Mûsâ, genç yardımcısına “Ben iki bilgin kişinin toplandığı yere varıncaya kadar durmayacağım yahut senelerce gideceğim” demişti. Bunun üzerine “iki bilgin kişinin toplandığı yere vardıklarında ikisi de bunalımlarını, sıkıntılarını terk etti. O zaman bunalım, sıkıntı, bilgin kimse yardımıyla yok olup gitti. Bu şekilde geçtikleri zaman Mûsâ, genç yardımcısına  “Getir kuşluk yemeğimizi, gerçekten biz bu yolculuğumuzda yorulduk” dedi. Yardımcısı:  “Gördün mü/, hiç düşündün mü? O Kayaya sığındığımız vakit doğrusu ben bunalımdan, sıkıntıdan kurtuldum, onu söylememi de kesinlikle bencilliğim engelledi. Bunalım, sıkıntı, şaşılacak bir şekilde bilgin insanda kaybolup gitti” dedi. Mûsâ, “İşte bu, aradığımızdı!” dedi. Hemen izlerini takip ederek gerisin geri döndüler.  Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, Biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir bilgi öğretmiştik. Mûsâ ona: “Doğru yol konusundaki sana öğretilenden bana da öğretmen için sana tâbi olabilir miyim?” dedi.  Bilgin ve rahmete mazhar kul: “Şüphesiz sen benimle beraber sabretmeye takat yetiremezsin.  Kavrayamadığın bilgiye nasıl sabredeceksin!” dedi. Mûsâ: “İnşallah beni sabreden biri bulacaksın ve senin hiçbir işine karşı gelmem” dedi. Bilgin ve rahmete mazhar kul: “O hâlde eğer bana uyacaksan, bana hiçbir şey hakkında soru sorma, ta ki ben sana öğüt olarak ondan söz açıncaya kadar.”  Bunun üzerine ikisi yürüdüler; sonunda gemiye bindiklerinde bilgin ve rahmete mazhar kul gemide kusurlar oluşturdu. Mûsâ: “İçindekileri boğman için mi onu yırttın, kusurlar oluşturdun? Kesinlikle sen, şaşılacak bir şey yaptın!” dedi.  Bilgin ve rahmete mazhar kul: “Ben, ‘Şüphesiz sen benimle beraber olmaya sabredemezsin’ demedim mi?” dedi. Mûsâ: “Unuttuğum şeyle beni cezalandırma ve işimden dolayı bana güçlük çıkarma!” dedi. Yine gittiler. Sonunda bir delikanlıya rast geldiler; bilgin ve rahmete mazhar kul onu öldürüverdi. Mûsâ: “Bir nefis karşılığı olmaksızın tertemiz bir nefsi mi öldürdün? Kesinlikle çok anlaşılmaz bir şey yaptın!” dedi. Bilgin ve rahmete mazhar kul: “Ben sana ‘Kesinlikle sen benimle birlikte asla sabredemezsin’ demedim mi?” dedi. Musa: “Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme! Kesinlikle kovarsan darılmam” dedi. Bunun üzerine yine gittiler. Sonunda bir köy halkına varınca onlardan yemek istediler. Onlar da, kendilerini misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. Bilgin ve rahmete mazhar kul, onu doğrultuverdi.  Mûsâ: “İsteseydin bunun karşılığında kesinlikle bir ücret alırdın” dedi. Bilgin ve rahmete mazhar kul: “İşte bu, aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana o, üzerine sabretmeye güç yetiremediğin şeylerin birinci anlamlarını haber vereyim: “Gemi olayına gelince; o, denizde çalışan birtakım miskinlerindi. İşte o nedenle ben onu kusurlu hâle getirmek istedim. Ötelerinde de sağlam, bütün sağlam, güzel gemileri gasp edip alan bir kral vardı. Delikanlıya da gelince; onun anne-babası mü’min kimselerdi. İşte o nedenle biz, onun, anne-babasını azdırmasından ve küfre; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddetmeye sürüklemesinden korktuk. Sonra da ‘Rableri onun yerine kendilerine temizlikçe daha hayırlı ve merhamet bakımından daha yakınını versin’ istedik. Duvara da gelince; o, şehirdeki iki yetim oğlanındı ve onun altında onlar için bir define vardı. Babaları da iyi bir zat idi. İşte onun için, Rabbinden bir rahmet olmak üzere Rabbin onların erginlik çağına ermelerini, definelerini çıkarmalarını diledi.  Ben onu, duvar doğrultma işini kendi görüşümle yapmadım. İşte senin, üzerine sabretmeye takat getiremediğin şeylerin ilk plândaki anlamı!”  (Kehf/60-82)

Yemin olsun ki, Mûsâ'yı “Toplumunu karanlıklardan aydınlığa çıkar, onlara Allah'ın günleri ile öğüt ver” diye âyetlerimizle elçi gönderdik. Şüphe yok ki bunda çok sabreden ve kendisine verilen nimetlerin karşılığını çok çok ödeyen herkes için nice alâmetler/göstergeler vardır. Hani Mûsâ toplumuna demişti ki: “Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani O, sizi işkencenin kötüsüne çarptıran, oğullarınızı boğazlayan; eğitimsiz, öğretimsiz, mesleksiz bırakarak güçsüzleştiren ve kadınlarınızı sağ bırakan Firavun ailesinden kurtardı. İşte bunda Rabbinizden size çok büyük yıpranarak bir sınav vermek vardır. Hani Rabbiniz ilan etmişti: “Andolsun ki sahip olduğunuz nimetlerin karşılığını öderseniz, elbette size artırırım ve eğer iyilikbilmezlik ederseniz hiç şüphesiz azabım çok çetindir.” Yine Mûsâ dedi ki: “Eğer siz ve yeryüzündeki kimseler, topluca hepiniz küfreferseniz; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddederseniz, iyilikbilmezlik ederseniz; iyi biliniz ki Allah kesinlikle çok zengin, hiçbir şeye muhtaç olmayandır, övülen, övgüye lâyık bulunandır.” (İbrahim/5-8)

Yemin olsun ki Mûsâ ve Hârûn'a Furkân'ı ve görülmeyen, duyulmayan, sezilmeyen ıssız yerde Rablerine saygıyla, sevgiyle, bilgiyle ürperti duyan, kıyâmetin kopmasından içleri titreyen, Allah'ın koruması altına girmiş kişiler için bir ışığı ve öğüdü, kitabı verdik. (Enbiya/48-49)

Mûsâ ve kardeşi Hârûn'u âyetlerimizle, alâmetlerimizle, göstergelerimizle ve apaçık bir güç ile Firavun'a ve ileri gelenlerine elçi olarak gönderdik. Bunun üzerine kendilerinin büyüklüğüne inandılar ve ululuk taslayan bir toplum oldular. (Müminun/45-46)

Yemin olsun Biz, Mûsâ'ya onlar kılavuzlandıkları doğru yola girsinler diye o kitabı verdik. (Müminun/49)

Şu bir gerçektir ki, sana verdiğimiz gibi Mûsâ’ya da kitap vermiş, sana vahyettiğimiz gibi ona da vahyetmiştik. Dolayısıyla onun da böyle bir vahiy aldığından hiç kuşkun! Biz ona verdiğimiz kitabı, İsrailoğullarına rehber kıldık. Onlar sabrettiği ve âyetlerimize kesin olarak inandıkları müddetçe, Biz, emir ve apaçık gerçek olarak onlardan doğru yolu gösteren önderler tayin ettik. (Secde/23-24)

Hani Biz, bir zaman sizi, sizi azabın en kötüsüne çarptıran, oğullarınızı boğazlayan; eğitimsiz, öğretimsiz bırakıp niteliksiz bir kitle oluşturarak güçsüzleştirien,sürüleştiren, kadınlarınızı sağ bırakan Firavun'un yakınlarından kurtarmıştık. İşte bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir  sınav vardı. (Bakara/49)

Biz Mûsâ ile Turi Sina'da kırk gece beraber olmak için sözleşmiştik. Ancak Musa yanınızdan ayrıldıktan sonra sizler sapıtmıştınız, Samiri'nin madenden yaptığı buzağıya Tanrı diye tapınmaya başlamıştınız. Bütün bunlara rağmen aklınızı başınıza toplarsınız ve şükredersiniz diiye sizi affettik. Üstelik dosdoğru yola gelmeniz için de, Musa'ya furkanı; doğru ile yanlış birbirinden ayıran kitabı, Tevrat'ı verdik. Mûsâ halkına: "Ey halkım! Sizler, madenden yapılmış buzağıyı ilah edinerek ona tapınmakla kendi benliğinize kötülük ettiniz, doğru yoldan saptınız. Gelin yaratıcınıza tevbe edin, nefislerinizi, gururunuzu öldürün, yok edin, kendinizi düzeltin. Allah sizi affeder. Elbette Allah tevbeleri kabul edendir, acıyandır" demişti." Sonra halkı: "Ey Mûsâ! Biz Allah'ı açıktan açığa, çıplak gözle görmedikçe sana asla inanmayız" demişlerdi.  Bunun üzerine onlar bakınıp dururlarken kendilerini yıldırım çarpmış, halk oldukları yerde ölüler gibi bayılmıştı. (Bakara/51-55)

Bir zamanlar Mûsâ susuz çölde halkı için su dilemişti, istemişti. Biz de, ona "Asanı taya vur" demiştik. Musa asasını taşa vurmuş, taştan, kayadan on iki pınar fışkırmıştı. Her boy, her kabile akan pınarlardan birini almışlardı. "Allah'ın rızkından yiyin, için. Yalnız, yeryüzünde bozgunculuk yaparak fesat, karışıklık çıkartmayın" demiştik. Fakat İsrailoğulları: "Ey Mûsâ! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O halde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan gibi sebzevler, bitkiler versin" diye istekte bulundular. Musa da: "İyi olanı daha düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? İsterseniz şehre, Mısır'a geri dönün! İstedikleriniz orada var" demişti. Böylece İsrailoğulları sıkıntı, yoksulluk ve zillete mahkum edilmişler ve Allah'ın gazabına uğramışlardı. Bunun nedeni, onların; Allah'ın âyetlerini inkâr ediyor, engelliyor, elçileri haksız yere öldürüyor ve Allah'a karşı taşkınlıkta bulunuyor, isyan ediyor olmarı idi.  (Bakara/60-61)


Hani Mûsâ halkına: "Allah size bir düve sığır kesmenizi buyuruyor!" demişti. Halkı  da "Sen bizimle alay mı ediyorsun?" demişlerdi. Mûsâ: "Kendini bilmez cahillerden, taşkınlık yapmaktan olmaktan Allah'a sığınırım" demişti. Halkı: "Musa, Rabbine söyle de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın!" dediler. Mûsâ şöyle dedi: "Allah diyor ki: O, ne yaşlı, ne genç, ikisi arası bir sığırdır. Haydi emrolunduğunuz işi, sizden istenileni yapın artık!"  Onlar: "Bizim için Rabbine söyle de rengini açıklasın!" dediler. Mûsâ dedi ki: "Allah, onun bakanların içini açan, parlak sarı renkli bir düve olduğunu söylüyor."  Halkı, yine tatmin olmayarak: "Musa, bizim için Rabbine tekrar söyle, düvenin niteliklerini ayrıntılı olarak iyice açıklasın! Çünkü sdüveler birbirine benziyor. Allah dilerse doğru yolu buluruz." dediler. Mûsâ: "Allah diyor ki, o; çift sürmek, ekin sulamak için boyunduruğa vurulmamış, kusursuz, hiç alacası olmayan bir sığırdır". Onlar, "İşte, şimdi tam doğrusunu bildirdin" dediler. Nihayet o sığırı kestiler. Neredeyse bunu yapmayacaklardı. (Bakara/69-71)

Hani Biz: “Allah'tan başkasına kulluk etmemek, ana-babaya, yakınlığı olanlara, yetimlere, miskinlere iyilik yapmak, insanlara güzelliği söylemek; salâtı ikame ediniz; mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumları oluşturunuz-ayakta tutunuz ve zekâtı; vergiyi vermek" gibi önemli konularda İsrâîloğulları'ndan  ‘kesin söz’ almıştık. Sonra çok azınız müstesnâ olmak üzere yüz çevirdiniz ve verdiğiniz sözleri tutmadınız. Siz yüz çeviren kimselersiniz. (Bakara/83)

Andolsun, Mûsâ'ya Kitabı (Tevrat'ı) verdik. Ondan sonra ardarda peygamberler gönderdik. Meryemoğlu İsa'ya mucizeler verdik. Onu Ruhu'l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Size herhangi bir peygamber, hoşunuza gitmeyen bir şey getirdikçe, kibirlenip (onların) bir kısmını yalanlayıp bir kısmını da öldürmediniz mi? (Bakara/87)

Yemin olsun! Biz, Musa'ya kitabı; Tevrat'ı verdik ve ondan sonra da peşpeşe elçiler gönderdik.  Meryem oğlu İsa'yı da apaçık delillerle elçi olarak gönderdik ve onu Ruhul Kudüs, vahiy ile destekledik. (Bakara/91)

Ey inananalar! Daha önce Musa'dan bir kısım isteklerde bulunarak onu sorguya çektikleri gibi, siz de Elçiniz Muhammed'i sorguya çekip, isteklerde bulunmayı mı arzuluyorsunuz? Kimi inancı, iman etmeyi küfür, inkar ile değiştirirse, o doğru yolu kaybetmiştir. (Bakara/108)
 

Ey Muhammed! Onlara söyle: "Biz, Allah'a, bize indirilen Kuran'a, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına, Musa ve İsa'ya verilenlere inanırız. Buunlar arasında hiç bir ayrım (Bakara/136)

Kendilerine Kitap verdiğimiz  Yahudi ve Hıristiyanlar, Elçi'yi kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Şüphesiz onlardan bir kısmı, din adamları bilip durmalarına rağmen, kesinlikle hakkı, gerçeği gizliyorlar. (Bakara/146)

Ey Muhammed! Şu olay dikkatini çektii mi? İsrailoğullarının ileri gelenleri Musa'dan sonra gelen elçilerinden birine "Bize bir komutan atasan da, onun yönetiminde Allah uğrunda savaşsak!" demişlerdi. Elçi de onlara: "Ya savaşmanız gerekir de savaşmazsanız! demişti. Onlar da "Yurdumuzdan ve çocuklarımızdan uzaklaştırılmış durumdayken neden Allah yolunda savaşmayalım?" diye karşılık vermişlerdi. Fakat kendilerine savaş emredilince pek azı hariç, onlar döneklik yaptılar. Allah, dönekleri, ikiyüzlüleri sevmez. (Bakara/246)

Elçileri İsrailoğullarına şöyle dedi: "Talut'un komutanlığının göstergesi, delili size o sandığın gelmesidir. Onda Rabbinizden bir huzur ve Mûsâ ailesinin, Hârûn ile Harun'un halkının geriye bıraktığı bir kalıntı bulacaksınız. Onu melekler taşımaktadır. Eğer inanmış kimselerseniz bunda şüphesiz, sizin için kesin bir delil vardır." (Bakara/248)

Ey Elçi! De ki: "Allah'a, bize indirilene Kuran'a, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ'ya, İsa'ya ve elçilere Rablerinden verilene inandık. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz Allah'a teslim olanlarız." (Ali İmran/84)
Tevrât indirilmeden önce, Yakup‘un kendisine haram kıldığı dışında, yiyeceklerin hepsi İsrâîloğulları için helal idi. De ki: “Eğer doğru kimseler iseniz, hemen Tevrât'ı getirip de onu okuyun. Artık kim bundan sonra Allah'a karşı yalan uydurursa, işte onlar yanlış yapanların,  kendi zararlarına iş yapanların ta kendileridir.” (Ali İmran/93-94)

Ey Elçi! Kitap sahipleri senin kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. Hatırlayın! İsrailoğulları Musa'dan bunun daha büyüğünü istemişler ve "Bize Allah'ı apaçık olarak göster!" demişlerdi. Azgınlıkta ileri gitmeleri nedeniyle onları yaldırım çarpmıştı. Sonra kendilerine apaçık deliller, gerçekler gelmesine rağmen buzağıya taptılar. Onları yine affettik. Musa'ya da  güç, apaçık bir yetki vermişti. (Nisa/153)

Eğer onlar, seni yalanlıyorlarsa bil ki onlardan önce Nûh'un toplumu, Âd, Semûd, İbrâhîm'in toplumu, Lût'un toplumu, Medyen ashâbı da yalanlamışlardı. Mûsâ da yalanlandı da Ben, inkarcılara; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden o kimselere bir süre verdim. Sonra da onları yakalayıverdim. Peki, Beni tanımamak nasılmış!  (Hac/42-44)

Hani Mûsâ, toplumuna: “Ey toplumum! Şüphesiz benim sizin için Allah'tan gönderilmiş bir elçi olduğumu bildiğiniz hâlde, niçin bana eziyet ediyorsunuz?” demişti. Ne zaman ki onlar eğrilip saptılar, Allah da onların kalplerini eğriltip saptırdı. Allah, hak yoldan çıkmış bir topluma kılavuzluk etmez. (Saf/5)

Yemin olsun ki! Allah, İsrâîloğulları'nın sağlam sözünü almıştı. Biz, kendilerinden on iki müfettiş, başkan göndermiştik.  Allah demişti ki: “Ben, kesinlikle sizinle beraberim. Salâtı ikame eder; mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumları oluşturur, ayakta tutar, zekâtı; vergiyi verir, elçilerime iman eder, onları destekler ve Allah'a güzelce ödünç verirseniz, yemin olsun ki, sizden kötülüklerinizi örteceğim ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere girdireceğim. İşte sizden her kim de, bundan sonra küfrederse; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddederse, artık kesinlikle yolun doğrusunu kaybetmiş olur.” (Maide/12)

Hani Mûsâ, toplumuna: “Ey toplumum! Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Allah, içinizden peygamberler gönderdi. Sizi de hükümdarlar kıldı. Alemlerden hiçbir kimseye vermediğini size verdi. Ey toplumum! Allah'ın size yazdığı, lütfettiği temizlenmiş ülkeye girin, sakın geriye dönüp kaçmayın, yoksa hüsrana uğrayarak perişan olursunuz!” dedi.”  İsrailoğulları: "Ey Mûsâ! O dediğin topraklarda gayet güçlü, zorba bir millet var. Onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla giremeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa biz de gireriz." (Maide/20-22)

İman edenler, Yahudiler, Sabiîler, Hıristiyanlar... Bunlar içinden her kim Allah’a ve âhiret gününe iman edip makbul ve güzel işler yaparsa, onlara hiçbir korku yoktur ve onlar asla üzülmezler.  Başlarına bir bela gelmeyeceğini sandılar, körleşip sağırlaştılar onlar. Sonra tevbe ettiklerinde Allah da tövbelerini kabul buyurdu. Sonra içlerinden birçoğu yine kör ve sağır kesildiler. Allah yaptıklarını hakkıyla görüyor.

Hatırlayın, İsrailoğullarından söz almış, sonra onlara elçiler göndermiştik.  Ne zaman elçilerin onlara tebliğ ettikleri hoşlarına gitmediyse, o elçilerden   bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler..” (Maide/69-71)

ÖZSÖZ: Eğer yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Çünkü onlar sadece “zann”a uyuyorlar ve sadece saçmalıyorlar. (Enam/116)

------------------------------------------

"BÜYÜK HABER Tanrı'nın Sönmeyen Aydınlığı" adlı kitabım e-kitap olarak yayımlandı. Siz kıymetli okuyucularımın bilgilerine sunarım. Saygı ve selamlarımla. Elektronik pasta adresi:

http://www.ekitapyayincilik.com/collections/turkce-kitaplar/products/buyuk-haber-tanri-nin-sonmeyen-aydinligi

 

Kategori: