KURAN DİLİNDEN ELÇİLERNİ YAŞAMLARI (9)

27 Mart, 2015 - 16:26 - Bu sayfayı paylaşın :   
-A +A
Elçilerin yaşamlarında elbette tamakıl sahipleri, kavrama yeteneği olanlar için alınacak dersler vardır. İyi bilin ki, bu Kurân uydurulmuş bir söz değildir. Ancak, sadece daha önce insanlara elçiler vasıtasıyla ulaştırılan kitapları onaylayan, dine ait her şeyi ayrıntılı  açıklayan, insanlar için bir yol gösterme, rehber ve rahmettir.  (Yusuf/111)
 
Yüce yaratıcı sonsuz merhametinin bir gereği olarak, evreni emrine amade kıldığı ve akıl ve seçim yeteneği verdiği biz kullarına elçi gönderip ilahi mesajlarıyla uyarmadan insanları sorumlu tutmamıştır. Yaşamın tüm alanlarında iyi, güzel ve doğru olan şeyleri ve eylemleri açıklamış; yine yanlış olan, evrene ve insanlara zarar verecek olan eylemleri açıklamış, helal ve haramlarını bildirmiştir. "Biz hiç bir ülkeyi, uyarıcıları gelmeden imha etmedik. Her topluma öğüt verilip hatırlatma yapılmıştır. Biz hiçbir zaman zalim olmadık. (Şuara/208-209) "Kim, kılavuzlanan doğru yolu bulursa, sırf kendi iyiliği için kılavuzlanan doğru yolu bulmuştur. Kim de saparsa, ancak kendi aleyhine sapmış olur. Ve hiçbir yük taşıyıcı başkasının yükünü çekmez. Biz, bir elçi göndermedikçe, yaptıkları kötülükler nedeniyle hiç kimseye azap etmeyiz".  (İsra/15) "İnkâr edenler: “Elçiliğini iddia eden bu kişi, Rabbinden bize bir alâmet, kanıt, gösterge getirse ya!” dediler. Onlara ilk sahifelerde olan apaçık deliller gelmedi mi? Ve eğer Biz, onları bundan önce yaptıkları kötü işler yüzünden bir azap ile değişime, yıkıma uğratmış olsaydık, kesinlikle “Ey Rabbimiz! Bize bir elçi gönderseydin de, alçak ve rezil olmadan önce Senin âyetlerine uysaydık!” diyeceklerdi." (Taha/133-134)  "Ey gizli, âşikar, geleceğin, bugünün insan topluluğu! Size mesajlarımı, kanıtlarımı, göstergelerimi,  âyetlerimi anlatan ve bugününüze kavuşacağınız hususunda sizi uyaran kendi içinizden elçiler gelmedi mi? Onlar, “Kendi aleyhimize şâhitiz” dediler. Bu geçeci dünya yaşamı onları aldattı ve onlar kendilerinin kesinlikle enkarcılar; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddedenlerin ta kendisi olduklarına şâhitlik ettiler. İşte bu; Rabbinin, halkı ilgisiz, bilgisiz iken, ülkeleri haksız yere değiştiren, yıkıma uğratan biri olmayışının kanıtıdır.". (Enam/130-131)                                                                                      
Ayetlerin açık beyanlarında görüldüğü üzere, insanları her kanuda aydınlatan ve uyaran Allah, bütün bu uyarılarına, hatırlatmalarına, öğütlerine ve tavsiyelerine karşın, doğruya gelmemekte direnenleri, kendisine şirk koşanları, zulmedenleri ve yeryüzünde fesat çıkartanları, bozgunculuk yapanları ve terör estirenleri bir şekilde cezalandırmış ve dünyada evrensel düzeni tekrar tekrar tesis etmekten kaçınmamıştır. Rahman ve Rahim olan Allah, adlarını açıkladığı Elçilerinin yaşamlarından çeşitli örnekler vermekte,  onların ne gibi şartlar altında  inkarcılarla ve müşriklerle  ne şekilde mücadele ettiklerini, hangi sıkıntılara ve güçlüklere göğüs gerdiklerini; bazı elçilerin bazı durumlarda bunalıp Allaha'a yalvararak "Ya rabbi! Ben başarısız oldum!" dediklerini bizlere ayrıntılı olarak anlatmaktadır. Ve "Elçilerin yaşamlarında elbette tam akıl sahipleri, kavrama yeteneği olanlar için alacak dersler vardır" buyurumakatadır.  Şu halde Allah, elçilerinin yaşamlarının bizler tarafından çok iyi bilinmesini istiyor demeketir. İlk Elçi İdirs a.s.'dan başlayarak Kuran'da adları geçen elçilerin yaşamlarını anlatmaya devam ediyoruz:
 
ZEKERİYA as. ve İSA a.s.  (1)
Ey Muhammed! Kitap'tan Meryem'in yaşamını da öğren! Hani o, ailesinden, yakınlarından ayrılarak doğu tarafında bir yere kaçıp gitmişti. Sonra ailesiyle, yakınlarıyla kendisi arasına bir perde edinmişti de Biz ona ruhumuzu, ilâhî mesajımızı gönderdik, sonra ruhumuzu, mesajlarımızı getiren elçi, Meryem'e mükemmel bir beşerî örnek verdi. Meryem: “Ben senden Rahmân'a, yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah'a sığınırım. Eğer sen erdemli bir kişi isen bana dokunma!” dedi. Elçimiz: “Ben sadece, sana tertemiz bir delikanlı bağışlamam, bağışlamak için gönderilen Rabbinin elçisiyim” dedi. Meryem: “Benim nasıl delikanlım, çocuğum  olabilir? Bana hiçbir beşer dokunmamıştır. Ben bir yasa tanımaz, iffetsiz biri de değilim” dedi. Elçi: “Öyledir! Rabbin buyurdu ki: Babasız çocuk vermek, Bana pek kolaydır. Hem Biz, onu nezdimizden insanlara bir alâmet, gösterge ve rahmet yapacağız.” Bu kararlaştırılmış bir iştir. Sonunda Meryem çocuğa hamile kaldı kaldı. Sonra o haliyle gözden uzak bir yere gitti. Sonra doğum sancısı onu bir hurma kütüğüne tutunup dayanmaya zorladı. “Keşke bundan önce ölseydim ve büsbütün unutulan biri olsaydım!” dedi. Alt taraftan kendisine şöyle seslenildi:  “Sakın üzülme, Rabbin alt tarafında bir su arkı yaptı. Hurma kütüğünü kendine doğru silkele, üzerine olgunlaşmış taze hurmalar düşsün. Sonra ye iç, gözün aydın olsun. Sonra eğer beşerden birini görürsen, ‘Ben Rahmân'a; yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah'a bir oruç adadım, onun için bugün hiçbir kimseyle konuşmayacağım’ de.” Sonra Meryem, çocuğunu yüklenerek toplumuna getirdi. Toplumu dediler ki: “Ey Meryem! Doğrusu sen görülmemiş bir şey yaptın. Ey Hârûn'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kişi değildi, annen de yasa tanımaz/iffetsiz bir kadın değildi.”  Kendisine yapılan sataşmalardan bunalan Meryem, tanık olarak çocuğu gösterdi. Orada bulunanlar "Nasıl olur da beşikteki bir bebekle konuşuruz? Biz, yüksek mevkide olan kişileriz, henüz ergenlik çağına gelmemiş birine nasıl söz söyleriz, henüz ergenlik çağına gelmemiş biri bize nasıl söz söyler?” diyerek söylendiler.  Bunun üzerine beşikteki yeni doğmuş bebek şöyle dedi: "Ben Allah'ın bir kuluyum. Allah bana kitap verdi ve beni elçi yaptı. Nerede bulunursam bulunayım beni kutlu kıldı. Yaşadığım sürece bana, kendisine adına mücadele etmemi ve kötülüklerden; olumsuzluklardan arınmamı söyledi.  Annema karşı saygılı olan ve  ona baş kaldırmayan bir evlat yaptı. Doğduğum gün, öldüğüm gün ve yeniden diriltileceğim gün bana selam olsun, selam benim üzerimedir!"  Ey Muhammed! Meryem oğlu İsa olayının içyüzü budur! İşte İsa hakkında kuşkuya ve çelişkiye düştükleri şeyin gerçeği böyledir.  Allah için çocuk edinmek asla söz konusu olamaz. O, çok yücedir, bundan arınıktır. Allah, bir şeye hükmederse, bir işin olmasını dilerse, ona sadece “Ol” der, o da anunda oluverir. (Meryem/16-35) 
 
Zekeriya, Yahyâ, Îsâ ve İlyâs'a da doğru yolu gösterdik. Hepsi sâlihlerdendir, iyilerdendir. (Enam/85)
 
Ey Muhammed! Daha önce Nuh'a, İbrahim'e, Mûsâ’ya ve İsa'ya yükümlülük olarak bildirdiğimiz dinin aynısını, şimdi de sana bildiriyoruz. Onu sizin için ilke haline getirdik:  “Dini hayata geçirin, ayakta tutun ve rivayetler uydurarak onda ayrılığa düşmeyin.” Senin kendilerini davet ettiğin şey, ortak koşan kimselere ağır geldi. Allah, dilediğini kendine seçer ve kalpten yöneleni de o davet edilene kılavuzlar. (Şura/13)
 
Ey Muhammed! Meryem oğlu Îsâ bir örnek olarak gösterildiğinde, anlatıldığında senin halkın, Araplar çok şiddetli tepki gösterdiler ve:  “Bizim tanarılarımız mı daha hayırlıdır, yoksa o mu Meryem oğlu İsa mı?” dediler ve tahriklerde bulundular. Ey Muhammed! Sana karşı böyle söylemeleri, seni tahrik edip seninle kavga zemini hazırlamak içindir. Aslında onlar, aşırı düşmanlık eden bir toplumdur. Îsâ, sadece Bizim kendisine nimet verdiğimiz ve kendisini İsrâîloğulları'na örnek yaptığımız bir kuldur. Îsâ apaçık delillerle geldiği zaman dedi ki: “Ben size haksızlık ve kargaşayı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeleri getirdim ve hakkında ihtilâfa düştüğünüz şeylerin bir kısmını size açıklayayım diye geldim. O hâlde Allah'ın koruması altına girin ve bana itaat edin. Şüphesiz ki Allah; O, benim Rabbimdir ve sizin Rabbinizdir. Öyle ise O'na kulluk edin. İşte bu, doğru bir yoldur.” Fakat gruplar, Îsâ hakkında kendi aralarında anlaşmazlığa düştüler. Artık acı bir günün azabından dolayı, şirk koşarak yanlış; kendi zararlarına iş yapanların vay hâline! (Zuhruf/57-65)
Zekeriya “Rabbim! Beni tek başıma, çocuksuz bırakma! Sen varislerin en hayırlısısın” diye seslenmişti. Biz, o'nun için karşılık vermiştik.  Kendisine Yahyâ'yı ihsan ettik. O'nun için eşini düzelttik, doğum yapmaya elverişli hâle getirdik. Şüphesiz onlar hayırlarda yarışıyorlar, umarak ve sakınarak Bize yalvarıyorlardı. Bize karşı derin saygı duyuyorlardı. O, ırzını titizlikle koruyan kadın! İşte Biz, onu güvenli bilgimizle bilgilendirdik. Ve kendisini ve oğlunu âlemler için bir alâmet, gösterge yaptık. (Enbiya/89-91)
 
Biz, Meryem'in oğlunu ve Îsâ'nın annesini bir alâmet, gösterge yaptık ve ikisini, yerleşmeye uygun, suyu olan bir tepeye yerleştirdik. (Müminun/50)  
                                                                             
Yemin olsun! Mûsâ'ya Kitab'ı verdik ve Musa'dan sonra da peşpeşe elçiler gönderdik. Meryem oğlu Îsâ'ya da açık açık deliller verdik ve kendisini Allah'ın vahyi ile güçlendirdik. Oysa siz, bir elçinin size, nefislerinizin hoşlanmadığı bir şey getirdiği her seferinde büyüklük tasladınız mı?! Sonra da bir kısmını yalanladınız, bir kısmını da öldürüyorsunuz. (Bakara/87)  
                                                         
Deyin ki: “Biz Allah'a, bize indirilene, İbrâhîm, İsmâîl, İshâk'a ve Ya'kûb'a ve torunlarına indirilene, Mûsâ ve Îsâ'ya verilene ve elçilere  Rablerinden verilene iman ettik. Onlardan hiç birini diğerinden ayırmayız ve biz ancak O'nun için islâmlaştıranlarız, sağlamlaştıran, esenlik ve mutluluk kazandıran kimseleriz.” (Bakara/136)
 
İşte Biz, elçileririmizi birbirinden ayrı yetenekte yaratatık ve her birine kendi yeteneğine uygun görevler verdik. Onlardan bir kısmı ile Allah doğrudan konuştu, kimilerini de derecelerle yükseltti. Meryem oğlu Îsâ'ya açık kanıtlar verdik ve o'nu Allah'ın vahyi ile güçlendirdik ve destekledik. Eğer elçilerden sonrakiler ve onların arkasından gelen toplumlar kendilerine apaçık deliller, göstergeler geldikten sonra birbirleriyle kavga etmek istemeselerdi, Allah onları kavga ettirmezdi. Fakat anlaşmazlığa, ayrılığa düştüler. Onlardan bazısı iman etti, bazısı küfretti; Allah'ın ilâhlığını, rabliğini bilerek reddetti. Allah, onlara seçme özgürlüğü vemeseydi birbirleriyle savaşmazlar, birbirlerini öldürmezlerdi. Onların böyle davranmaları, Allah'ın kendilerine verdiği özgür iradeleriyledir. (Bakara/253)
 
Hani bir zaman İmrân'ın hanımı şöyle bir adakta bulunmuştu: “Rabbim! Kesinlikle ben, karnımdaki bebeği hür olarak senin için adadım. Adağımı  kabul et! Şüphesiz Sen en iyi işitensin, en iyi bilensin” demişti. Bebeğini doğurunca da, Allah ne doğurduğunu bilip dururken “Rabbim, şüphesiz ben, onu kız doğurdum. Erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytandan; katil, asılsız söz ve düşünce üreten, karanlığa taş atan şeytandan koruman için sana yalvarırım!” dedi. Bunun üzerine Rabbi Meryem'i güzel bir kabul ile kabul etti. Onu güzel bir bitki olarak bitirdi ve ona; Meryem’e, İsa’yı gayri meşru şekilde doğurmayıp Allah’ın iradesi çerçevesinde babasız doğuruşuna Zekeriya’yı kefil, tanık kıldı. Zekeriya ne zaman onun üzerine, özel odaya girse, onun yanında bir rızık bulurdu. Zekeriya, “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. Meryem de: “O, Allah katındandır” dedi. Şüphesiz Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır.                                                                    
 
Orada Zekeriya, Rabbine yakardı: “Rabbim! Bana katından temiz bir nesil ver. Şüphesiz Sen, duayı en iyi işitensin” dedi. Sonra Zekeriya, özel kürsüde dikilmiş salât ederken; eğitim-öğretim yaptırırken haberci âyetler ona: “Şüphesiz Allah sana, Allah'tan bir kelimeyi doğrulayıcı, bir önder, iffetli bir elçi olarak, sâlihlerden Yahyâ'yı müjdeliyor” diye seslendiler. Zekeriya: “Rabbim! Bana ihtiyarlık gelip çatmışken, karım da kısır iken benim için bir delikanlı nasıl olabilir?” dedi. Allah: “Öyledir, Allah dilediğini yapar” dedi. Zekeriya: “Rabbim! Benim için bir alâmet, gösterge göster” dedi. Allah: “Senin alâmetin, göstergen, işaretle hariç, insanlara üç gün, konuşmamandır. Rabbini çok an, her zaman O'nu noksan sıfatlardan arındır” dedi. Haberci âyetler. “Ey Meryem! Şüphesiz Allah seni seçti, seni tertemiz biri yaptı ve seni dünya kadınlarının üzerine seçti. Ey Meryem! Rabbine saygılı ol, O'na boyun eğip teslimiyet göster ve Allah'ı birleyenlerle beraber sen de Allah'ı birle!” demişlerdi. Ey Muhammed! Bunlar, sana bildirdiğimiz geçmişte yaşanan tarihsel olaylardır; algılama imkânının olmadığı, geçmişin önemli haberlerinden sana vahyettiklerimizdir. Meryem'e kim baksın, kim koruması altına alsın, kim kefil olsun diye akrabalar kendi aralarında kalemlerini atarlarken, kura çekerlerken sen yanlarında değildin. Onlar tartışırlarken de sen yanlarında değildin. Hani bir zaman haberci âyetler: “Ey Meryem! Allah seni, Kendisinden bir kelimeyle müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu Îsâ Mesih'tir. Dünya ve âhirette saygındır. O, yaklaştırılanlardan ve sâlihlerdendir. Yüksek mevkide bulunarak ve yetişkin biri olarak insanlarla konuşacaktır da. Allah, O'na kitabı, haksızlık, bozgunculuk ve kargaşayı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeleri ve Tevrât ile İncîl'i öğretecek. O'nu İsrâîloğulları'na; ‘Şu bir gerçek ki, ben size Rabbinizden bir alâmet, gösterge getirdim, gösterge ile geldim. Şüphesiz ben, sizin için, çamurdan; kilden; seramikten kuş şekli gibi bir şey; “buhurdan (tütsülük”) tasarlarım. Sonra onun içine üflerim; aerosol oluştururum da Allah'ın izniyle hastalık yapan şeyler kuş oluverir, uçar gider. Ben, körü ve abraşı iyileştirir, sosyal ölüleri Allah'ın izniyle diriltirim. Yiyeceklerinizi ve evlerinizde zahire yapacaklarınızı; biriktirip sonra yiyeceklerinizi size haber veririm. Eğer inananlarsanız bunda sizin için kesinlikle bir alâmet/gösterge vardır. Tevrât'tan sadece İncîl'de yer alanları doğrulayıcıyım. Size yasaklanmış olanların bir kısmını serbest edeceğim. Rabbinizden bir alâmet, gösterge de getirdim size. Artık Allah'ın koruması altına girin ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah, benim Rabbimdir ve sizin Rabbinizdir. Onun için O'na kulluk edin! İşte bu, doğru yoldur’ diye bir elçi yapacak” demişlerdi. Meryem: “Rabbim! Bana bir beşer dokunmamışken benim için çocuk nasıl olur?” dedi. Allah: “Öyledir! Allah dilediği şeyi oluşturur.  O, bir işe karar verdiği zaman onun için “Ol!” der, o da hemen olur” dedi. Sonra Îsâ, onlardan küfrü: Allah'ın ilâhlığını, rabliğini bilerek reddetmeyi sezince: “Allah yolunda benim yardımcılarım kimlerdir?” dedi. Havariler: “Allah'ın yardımcıları biziz, biz Allah'a iman ettik, bizim şüphesiz müslimler olduğumuza tanık ol. Rabbimiz! Biz, senin indirdiğine iman ettik, elçiye de uyduk. Artık bizi şâhitlerle beraber yaz” dediler.  İnanmayanlar ise kötü plân yaptılar, Allah da onların kötü plânlarını boşa çıkardı. Allah, kötü plânları boşa çıkaranların en hayırlısıdır. Hani Allah: “Ey Îsâ! Şüphesiz ki Ben senin geçmişte yaptıklarını ve yapman gerekirken yapmadıklarını bir bir hatırlattırıcıyım, öldürücüyüm. Seni Kendime yükselticiyim ve seni inkarcılardan; Benim ilâhlığımı ve rabliğimi bilerek reddeden kimselerden temizleyiciyim. Sana uyan kimseleri, kıyâmete kadar inkarcıların; Benim ilâhlığımı, rabliğimi bilerek reddeden o kişilerin üstünde tutucuyum. Sonra dönüşünüz yalnızca Bana'dır. Sonra da ayrılığa düştüğünüz şeylerde aranızda hükmedeceğim. İnkarcılara; Benim ilâhlığımı ve rabliğimi bilerek reddeden şu kimselere gelince, onlara dünyada ve âhirette şiddetli bir azapla azap edeceğim. Onlar için yardımcılardan bir şey de olmayacaktır. İman eden ve düzeltmeye yönelik işler yapan kimselere gelince, Allah, onların ödüllerini tastamam ödeyeceğimr. Allah, ortak koşarak yanlış; kendi zararlarına iş yapanları sevmez” demişti.  Ey Muhammed! İşte Biz bunu sana, âyetler, yasalar, hatırlatmalar, öğütler içeren Kur’ân'dan okuyoruz. Şüphesiz Allah katında Îsâ'nın durumu, Ademin; her insanın durumu gibidir; O, onu topraktan oluşturdu, sonra ona “Ol!” dedi, o da hemen oldu. Bu gerçek, senin Rabbindendir. Öyleyse şüphecilerden olma. Sana bilgiden geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışırsa hemen: “Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım! Sonra da birbirimizi dışlayıp gözden çıkaralım da Allah'ın dışlayıp gözden çıkarmasını yalancılar üzerine kılalım” de. (Ali İmran/35-60)
 
ÖZSÖZ:  Ey Muhammed! Daha önce Nuh'a, İbrahim'e, Mûsâ’ya ve İsa'ya yükümlülük olarak bildirdiğimiz dinin aynısını, şimdi de sana bildiriyoruz. Onu sizin için ilke haline getirdik: “Dini hayata geçirin, ayakta tutun ve rivayetler uydurarak onda ayrılığa düşmeyin.” Senin kendilerini davet ettiğin şey, ortak koşan kimselere ağır geldi. Allah, dileyeni kendine seçer ve kalpten yöneleni de o Kuran'a kılavuzlar. (Şura/13)
 
Ey Muhammed! De ki: “Ey kitap sahipleri; Yahudiler, Hıristiyanlar, Müslümanlar! Dininiz hakkında hakkın, gerçeğin dışında aşırılığa gitmeyin. Daha evvel sapmış, birçoklarını saptırmış ve hak yolun ortasından sapmış bir toplumun tutkularına da uymayın.” (Maide/77)
 
CUMA ALİ YÜREKLİ
------------------------------------------
"BÜYÜK HABER Tanrı'nın Sönmeyen Aydınlığı" adlı kitabım e-kitap olarak yayımlandı. Siz kıymetli okuyucularımın bilgilerine sunarım. Saygı ve selamlarımla. Elektronik pasta adresi: 
 

Kategori: