KURAN EVRENSELDİR

16 Haziran, 2015 - 10:34 - Bu sayfayı paylaşın :   
-A +A
"Yemin olsun! Biz bu Kuran'da insanlar için her şeyi ayrı ayrı örnekler vererek açıkladık. Fakat insan tartışmaya çok düşkündür. İnsanlara yol gösterici bir elçi geldiğinde, kendilerini bu yol göstericinin bildirdiklerine inanmaktan ve Rablerinden bağışlanma dilemekten alıkoyan şey, atalarının sünnetini aynen uygulamaları veya başlarına açıkça bir felaketin gelmesini beklemeleridir." (Kehf/54-55)

 

Allah, oluşun içindedir ve oluş Allah'ın davranışlarının adıdır. Kuran buna Sünnetullah, yani Allah'ın tavrı, davranışı der.  Mevsimlerin ve gece ile gündüzün birbirini takip etmeleri, yağmurun yağması, elçiler ve kitaplar göndermesi Allah'ın sünnetlerindendir. Dinin kurucusu ve koruyucusu Allah'ın sünnetinde bir değişiklik olmaz. Allah'ın gönderdiği sın kitap Kuran da evrensel mesajlar içerir. Kitabın evrensel olması demek, değişen şartlarda ve her toplumda kitabın anlaşılır, uygulanabilir yani yaşabilir olması demektir. Din, bir kişiye, kişilere veya  kurumlara bağlı değildir. Din kişilere rağmen vardır. Önemine binaen söylemeliyiz ki; bir tek sünnet vardır, o da Allah'ın sünnetidir. Yani sünnetullah'tır. Allah'ın sünnetinde ise hiç bir değişiklik olmaz. Ayrıca Allah, peygamberlere kendi kafalarına  sünnet oluşturmalarını yasaklamıştır. Allah'ın gönderdiği kitapları zamanla değiştiren, tahrif ederek bozan toplumlar kendi sünnetlerini oluşturmuşlardır. Allah da yeni bir elçi ve yeni bir kitap göndererek insanları kendi gönderdiği kitaplara uymalarını, kendilerine elçilerin tebliğ ettikleri kitapların bildirdiklerinin dışında din kabul etmemelerini, kendilerinin uydurduklarını sünnetlerini tamamen terketmelerini istemiştir. Allah'ın bu uygulaması son elçi Muhammed as. ve son kitap Kuran'a kadar böyle devam etmiştir. Allah, artık başka elçi ve başka bir kitap göndermeyeceğini insanlara bildirmiştir. Allah, yemin ederek insanlar için gerekli olan her şeyi ayrı ayrı örnekler vererek Kuran'da açıkladığını; Kuran'ın insanlara en güzel yol gösterici olduğunu bildirerek insanların Kuran'a inanmalarının önündeki en büyük engelin ise atalarının sünnetine körü körüne yapışmaları ve başlarına açıkça bir felaketin gelmesini beklemeleri olduğuna vurgu yapar. Bu konudaki Kuran ayetleri şunları söyler: "Yemin olsun! Biz bu Kuran'da insanlar için her şeyi ayrı ayrı örnekler vererek açıkladık. Fakat insan tartışmaya çok düşkündür. İnsanlara yol gösterici bir elçi geldiğinde, kendilerini bu yol göstericinin bildirdiklerine inanmaktan ve Rablerinden bağışlanma dilemekten alıkoyan şey, atalarının sünnetini aynen uygulamaları veya başlarına açıkça bir felaketin gelmesini beklemeleridir. Oysa Biz, elçilerimizi,  yalnızca ayetlerimizle insanları müjdelesinler ve uyarsınlar diye gönderdik. Ortak koşucu inkarcılar gerçeği, hurafe ve uydurma rivayetlerle ortadan kaldırmak için mücadele ederler. Ayetlerimizi ve uyarıldıkları şeyleri alaya alırlar. Ortak koşuculara Rabbinin ayetleri anlatıldığı halde, duyduklarını kabul etmeyenden ve unutandan daha nankör kim olabilir?  Biz o ortak koşanların kalplerine Kuran'ı anlamalarına engel olacak bir örtü, kulaklarına da bir ağırlık koymuşuzdur. Ey Muhammed! Sen onları doğruya ne kadar çağırsan çağır, onlar asla doğruyu bulamaz!" (Kehf/54-57)

ELÇİ SADECE UYARICIDIR

Allah'ın hiç elçisi, kendilerine Allah tarafından vahiyle bildirilen kitap dışında bir sünnet oluşturmamışlardır. Böyle bir yola başvurmaları da zaten düşünülemez bile. (Hakka/44-47). Onlar Allah'tan ne aldılarsa, onları aynen muhatapları olan insanlara bildirmişler ve Allah'ın bildirdiği bu mesajlara insanların inanmalarını ve uymalarını istemişlerdir. Hiç elçi kendi adına bir sünnet kuralı koyma koymamıştır.  "Ey Muhammed! Biz seni tüm insanlara ancak bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Ancak insanların bir çoğu bilmiyorlar!" (Sebe/28)  Sünnet ya da ehl-i sünnet kavramı tarihte ilk defa Emevi Hükümdarı Muaviye tarafından, 'kendi evinin köşesinde oturan, camide ibadetle meşgul olan, etliye sütlüye karışmayan, halkın nasıl yönetildiğiyle ilgilenmeyen, yöneticiler tarafından emredilen buyruklara tereddütsüz itaat edinenler için kullanılmıştır.

İNANMAYANLARIN İLERİ SÜRDÜKLERİ MAZERET!

Elçiler, halka "Aranızdan beni Allah elçi olarak seçip görevlendirdi. Ben de sizin gibi bir insanım. Allah bana vahyediyor ve o vahiyleri size bildiriyorum. Ben size kendiliğimden bir şey söylemiyorum' demişlerdir. Fakat insanlar Allah elçilerini,  deli,mecnun, büyülenmiş, şair gibi sıfatlarda suçlamışlar, elçilerin yalan söylediklerini, kitabı kendilerinin yazdıklarını iddia etmişlerdir.  İnsanların ekserisinin, eleçiler vasıtasıyla Allah'tan hidayet ve rahber olan kitap kendilerine hidayet geldiği halde iman etmemelerinin başlıca sebebi: "Allah bula bula bir insan mı seçip halka elçi gönderdi?" demeleridir. (İsra/94)

KURAN, KILAVUZDUR

"İşte bu kitap; kendisinde hiç kuşku yoktur, ıssız yerlerde iman eden, salâtı ikame eden; mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumlarını oluşturan  ve bunları ayakta tutan, kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden Allah yolunda harcama yapan, başta yakınları olmak üzere başkalarının nafakalarını sağlayan, sana indirilene ve senden önce indirilene iman eden, ahirete de kesinlikle inanan, Allah’ın koruması altına girmiş kişiler  için bir kılavuzdur." (Bakara/2-4)

'KURAN YETMEZ DEMEK' ALLAH'A EN BÜYÜK İFTİRADIR

Bir insanın Allah'ı inkar etmesi ile 'Kuran yeterli değildir' , veya 'Kuran yeterli ama nasıl?' demesi arasında hiç bir fark yoktur. Böyle bir kabul ya da beyan veya iddia, hiç tevile açık kapı bırakmamaksızın Allah'a iftira ve hakaret etmektir. Yaratmasından, yaptıklarından, kararlarından, adaletinden, ilminden ve hikmetinden dolayı Allah yetersizlikle sıfatlandırılamaz. Eksik, yetersiz,  gereksiz, yanlış ve yararsız iş yapmak ve bir şey icat etmek insana hastır. Yanılmak ve hata yapmak insan davranışlarında vardır.  Allah ise, alimdir, hakimdir, hüküm ve hikmet sahibidir. Her türlü noksan sıfatlardan uzaktır. O, her şeyi bilir, her şeyi görür, her şeyi duyar ve evrenin mutlak hakimi ve yöneticisidir. Bu üstün sıfatların sahibi ve her şeyin yoktan ver edicisi olan Allah'ın 'yetersiz', 'eksik', 'anlaşılmayan, açık olmayan', 'ayrıntılı olmayan'  bir kitap göndermesi düşünülemez bile. Kuran yetersiz diyebilmek için; ya Allah'ı yeteri kadar tanımamak ya da kötü niyetli olmak gerekir. Elçileri insanlar arasından seçip görevlendiren de Allah'tır, kitapları gönderen de Allah'tır. Yaptığı işi en iyi, en güzel, en doğru, en mükemmel ve eksiksiz yapan Allah, son ve evrensel bir kitap gönderirken o kitapta eksik bir şey bırakır mı hiç?

İNSANLARI RABLER EDİNMEYİN

Allah, 'insanları rabler edinmeyin!' (Ali İmran/64) der. Yüce Yaratıcı'nın bu buyruğunun kapsamında aynı zamanda 'İnsan görüşlerini, insan fikirlerini, insan yorumlarını, insan fetvalarını ve insanların Kuran'dan anladıklarını' dinleştirmeyin anlamı da vardır. İnsanı özgür yaşamak üzere yaratan Allah, onun özgürlüğünün önündeki tüm engelleri de tek tek göstermiştir. İnsanın gerçekten tam anlamıyla özgür olmasının, özgür yaşamasının, kendi kararlarını kendisinin vermesinin olmazsa olmaz şartı; insanın Allah dışında hiç bir varlığa kul ve köle olmaması, Allah'ın astlarından rabler edinmemesi, yalnız ve sadece Allah'a kul olması, kendisine yalnız Allah'ı vekil edinmesi, her ne isteyecekse Allah'tan istemesi,  şikayetlerini dertlerini ve sıkıntılarını sadece Allah'a iletmesi, duasını, niyazını sadece Allah'a yapması, kısacası hanif mümin olması ile mümkündür. Bunun yolu da Allah'ın kitabındaki buyruklarını şeksiz şüphesiz kabullenmesi, kitabın helal kıldığını helal, haram kıldığını da haram kabul etmesidir. Din konusunda kitabın dışına çıkan bir insan, hak ve doğru yoldan sapmış demektir. Doğaldır ki, her insan Kuran'dan ne anladığını söyleyecektir.  Ancak insan, kendi anladıklarına ve yorumlarına 'işte din bu' diyemez. 

TASALLUT ETMEK YASAKLANMIŞTIR

Buradan hareketle şunu vurgulamak gerekir: Kuran, insanlar üzerinde tasallut etmeyi, yani despotluğu ve teftişçiliği yasaklamıştır.  Allah, Peygamberi insanlar üzerine musallat olmaması, onların imanlarını teftiş etmemesi için uyarmıştır: "Ey Muhammed!  İnsanları uyar, onları düşündür. Çünkü sen, uyarıcısın, düşündürücüsün, İnsanların üzerine musallat olmuş bir despot değilsin. Ama senin hatırlattıklarına kim yüz çevirir ve inkar ederse, Allah onu büyük bir ceza ile cezalandıracaktır. Hiç kuşkusuz inkarcılar Bize döneceklerdir.  O zaman onların hesaplarını görmek de Bize düşer." (Gaşiye/21-26)

ALLAH TEDEBBÜRÜ EMREDER

Kuran sık sık 'tedebbür' etmemizi ister bizden. Yani 'Kuran'ın anlamı, de dediği üzerinde uzun uzun düşünün' der. "İşte sana indirilen bu Kitap, kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak bir tek ilâh olduğunu bilsinler ve temiz akıl sahipleri; kavrama yeteneği olanlar öğüt alsınlar diye insanlara bir duyurudur."  (İbrahim/52)

ÖLEN ELÇİNİN DÜNYADAKİLER  ÜZERİNDE TASARRUFU KALMAZ

"Hesap günü Allah: "Ey Meryem oğlu İsa!" Sen mi insanlara "Beni ve annemi Allah’tan başka iki tanrı edinin?" dedin? diye sorguladığı vakit İsa şöyle diyecek: "Hâşa! Sen yücesin. Ortaktan ve her noksandan münezzehsin Ya Rabbî! Hakkım olmayan bir şeyi söylemem doğru olmaz, bana yakışmaz. Böyle bir şey söylemiş olsaydım zaten Sen bilirdin. Benim düşündüklerimi Sen bilirsin; ama ben Sen’in düşündüklerini bilmem. Tüm gizemleri eksiksiz bilen Sen'sin. Ben sağlığımda insanlara ancak Sen'in bana öğrettiklerini söyledim. 'Benim Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' dedim. Ben içlerinde bulunduğum sürece insanlara tanıktım. Sen canımı aldıktan sonra ise, onların üzerine Sen gözetleyici oldun.  Sen gerçekten her zaman, her şeye hakkıyla tanıksın. Eğer onları cezalandırırsan, şüphe yok ki onlar Sen’in kullarındır. Onları bağışlarsan, kuşkusuz Sen üstünsün, bilgesin." (Maide/116-118) Ayetin açık anlatımı gösteriyor ki, bir elçi sağ iken insanlara sadece Allah'ın buyruklarını tebliğ etmekle mükelleftir. Elçi öldükten sonra ise, artık onun dünyaya ait hiç bir tasarrufu ve etkinliği kalmaz. Her insan gibi o da hesap günü diriltilerek Allah'ın huzuruna çıkarılır.

DÜNYADA KÖR OLAN AHİRETTE DE KÖRDÜR

"Dünyada yapıp ettiklerini içeren kitapları utanç verici şeylerle yazılı olan kimseler, kör gibidirler. Böyleleri ahirette de kör gibidir; onlar üstelik yollarını iyiden iyiye şaşırmış olacaklardır." (İsra/72) Demek ki, kendilerine anlayabilmeleri, akledebilmeleri, tedebbür edebilmeleri için akıl verildiği ve elçiler vasıtasıyla gerçekler bildirilip uyarıldıkları halde, Allah'ın ayetlerine sırt çevirenleri, tutarsız ve mesnetsiz gerekçelerle onda eksik ve kusur arayanları ve Kuran'dan başka din arayanları, milli şair Mehmet Akif'in "Yıktın da din-i Mübin'i (apaçık dini) yerine başka din kurdun/Nebiye atfen binlerce herze (söz/hadis) uydurdun..." dediği kimseleri Allah, dünyada da, ahirette de 'kör' olarak vasıflandırmaktadır.

ÖZSÖZ:  "Aklın yakaladığı gerçekle dinin nakle dayanan yapısı arasında didişme ve düşmanlık olmaz." (Gazali)

CUMA ALİ YÜREKLİ.                                                                                                     ------------------------------

"BÜYÜK HABER Tanrı'nın Sönmeyen Aydınlığı" adlı kitabım 'e-kitap olarak' yayımlandı. Siz kıymetli okuyucularımın bilgilerine sunarım. Saygı ve selamlarımla.                                                                                               

Elektronik pasta adresi:  http://www.ekitapyayincilik.com/collections/turkce-kitaplar/products/buyuk-haber-tanri-nin-sonmeyen-aydinligi

 

 

 

 

 

 

 

 

Kategori: