"KURAN'DAN SORGUYA ÇEKİLECEKSİNİZ!..."

9 Mayıs, 2015 - 10:25 - Bu sayfayı paylaşın :   
-A +A

SÜNNİLİK NEDİR?

"Sünnilik bir din değildir"" (1) tespiti doğrudur. Ancak sünnilik tamamen dinsel bir akım da değildir. Sünniliğe bir sıfat verecek olursak, ağırlıklı olarak siyasal bir mezhep olduğunu söylemek daha isabetli olur kanaatindeyim.  Bunu kimse inkar etmiyor zaten. Peki nedir öyleyse sünnilik? Sünnilik ya da 'Ehl-i Sünnet' fikrini ilk defa ortaya alan Emevi kralı Muaviye olup bu siyasal akım Emeviler tarafından Kuran dinine alternatif olarak geliştirildi. Bilindiği gibi Hz. Ömer tarafından Şam Valisi olarak atanan Muaviye, 3. Halife Hz. Osman'ın teröristler tarafından katledilmesini el altından teşvik etmiş ve O'nun yerine geçen Hz. Ali'ye biat etmeyerek sahip olduğu askeri güce ve mensup olduğu kabilesi Emevi aşiretinin çokluğuna ve etkinliğine güvenerek meşru Halife'ye isyan etmiştir.  Muaviye, her türlü yola ve vasıtaya başvurarak Halife Ali'yi ve Peygamber neslini bire kadar ortadan kaldırmıştır. Ancak toplumun çoğunluğu O'nun bu sindirme ve zor kullanarak yönetimi ele geçirme politikalarını onaylamadığından Muaviye, Kuran'a alternatif olarak ehli sünnet adı altında yeni bir yapay din anlayışı ortaya koyarak aslında hiç sevmediği Peygamber'in adını kullanmak suretiyle büyük şair M. Akif Ersoy'un " Yıktın da din-i mübini (apaçık dini) yerine başka din kurdun/Nebiye atfen binlerce herze uydurdun… " diyerek yaptığı muhteşem tespitiyle dile getirdiği üzere bu beşeri dininin inanç temellerini kurmuştur. Muaviye'nin bu konuda elindeki en büyük ve etkili silahı 'Kadere iman' anlayışıdır. Başta Muaviye, Amr Bin As olmak üzere Emevi önderleri; Emevilerin zulme, baskıya, haksızlığı ve adam kayırmaya dayanan despot yönetiminden memnun olmayan halkı sindirmek, susturmak, ürkütmek, korkutmak ve böylece özgürce düşünen, özgür iradeli ve aklını kullanan insanlar yerine iradesi ipotek altına alınmış, sahte kader inancı sopası ile hizaya getirilmiş, ezik, sindirilmiş,her şeyden ürken ve korkan, sürekli ölüm tehlikesi altında yaşadığı için 'aman başıma bir bela gelmesin' diyerek canını kurtarmaktan başka hiç bir şeye karışmayan bir toplum yaratmayı amaçlamışlar ve ne acı ki bunda da başarılı olmuşlardır.

Onların elindeki en önemli kozları ise 'kadere iman' anlayışı olmuştur. Öyleki yaptıkları her kötülüğü, işkenceleri, halkın malını haksız yere gasbetmeyi, Peygamber'in ehli beytinin öldürmeyi bile kader olarak savunmuşlardır. Demişlerdir ki: "Bu bunları kendi kararımızla ve kendi isteğimizle yapmadık, yapmıyoruz! Allah böyle istediği için yapıyoruz. Bu bizim kaderimiz. Eğer Allah böyle yapmamızı istemeseydi, biz de Ali evlatlarını, sahabeleri öldürmezdik. Biz kader ne istiyorsa onu yaptık!" Bir taraftan bu savunmalarla halkı  ikna etmeye ve kandırmaya çalışmışlar ve bir taraftan da günahlarını Allah'a fatura etmişlerdir. Yani 'bizim yaptıklarımız suçsa ve ortada bir suçlu arıyorsanız, o suçlu biz değiliz ki; suçlu olan (haşa) Allah" demeye getirmişlerdir.

Siyasal olarak Emevilerin can düşmanı olan Abbasiler ise, iktidara geldikten sonra Emevileri toptan kılıçtan geçirmelerine rağmen Emevilerin oluşturduğu ve geliştirdiği bu din maskeli siyasal akıma can simidi gibi sarıldılar. İmamı Azam Ebu Hanife ve İmamı Eş’ari gibi gerçek Kuran müminleri ise bu Kuran dışı siyasal akıma karşı şiddetle mücadele verdiler. Bu uğurda çeşitli işkencelere ve saldırılara maruz kaldılar. Kırbaçlandılar ve zindanlara atıldılar. Bu iki devletin din maskeli zulme dayalı saltanat yönetimlerine karşı çıktığı için İmamı Azam'a hem Emeviler baskı yapıp hapsetti, hem de Abbasiler. Abbasilerin adaletten uzak siyasal yönetimlerine ve savundukları sünnilik temelli din anlaşyışına onay vermeyen büyük bilgini sonunda hapishanedeyken zehirleyerek öldürdüler.

Nasıl ki, Emeviler ve yandaşları Allah Elçisi'nin adını kullanmak suretiyle Kuran'a alternatif olarak bir sürü insan görüşlerinden ibaret Kuran dışı rivayetleri dinleştirmeye çalıştılarsa, fikir olarak Emevilerin ve Abbasilerin mirasçısı olan  kimseler de  Abbasiler zamanında bu siyasal akımı ve din diye takdim edilen insan görüşlerini ve rivayetleri yazıya geçirdiler.

Zehirleyerek öldürdükleri İmam-ı Azam gibi temiz, erdemli ve imanlı müminlerin adlarını kullanarak ve bu büyük bilim insanlarını istismar ettiler. Tıpkı Elçi için yaptıkları gibi. Din olarak sadece Kuran'ı savunan bu insanlar için 'bunlar da ehli sünneti savundular' dediler. Herkes biliyor ki, İmamı Azam'ın kendisi tarafından yazılmış ve görüşlerini içeren eseri 15-20 sayfayı geçmez. Ama onun adından yararlanmak ve adını kendi görüşlerine dayanak yapmak isteyenler, onun adına bir sürü kitaplar yazdılar. Selçuklular zamanında Sünnilik ideolojisi, Nizamülmülk ve Gazali tarafından Türklere aktarıldı. Nizamiye medreselerinde ders olarak okutuldu. Nizamülmülk ve Gazali kendi dilleri olan Farsça'yı Türkler'e 'resmi dil' olarak kabul ettirmek için çok uğraştılar. Bugün sıkça kullanılmakta olan 'peygamber', 'namaz', 'oruç', 'abdest'  gibi dinsel kavramları, çok daha geniş ve detaylı anlamları olan Kuran'ın asli kavramlarının yerine bu kişiler yerleştirdiler.

Bu arada bir not düşelim: Keşke sünniliğin temelleri, İmamı Azam Ebu Hanife, İmamı Eş’ari gibi gerçek müminlerin fikirleri üzerine inşaa edilmiş olsaydı. Ama ne gezer! İmamı Azam'ın en büyük baş düşmanı İmam Buhari'dir. Buhari, büyük bilgin İmamı Azam'ı "sünnet düşmanı" olarak itham eder ve "sünneti ve namazı inkar eden bir kafir" olarak suçlayıp nitelendirerek tevbe etmesi gerektiğini iddia eder. Aynı zamanda ehli sünnet akımının en büyük müdafii olan Buhari, Peygamber neslinin neredeyse tamamını kılıçtan geçiren Şam valisi Muaviye tarafından kendisine vaad edilen Mısır Valiliği unvanını kazanmak için meşru Halife Ali tarafından atanan Mısır Valisi Hz. Ebubekir'in oğu Muhammed'i vahşice katlettikten ve cesedini bir eşeğin karnına yerleştirdikten sonra ateşte yakan Amr İbn As gibi zalimlerden bile kitabına yığınla görüş ve rivayet naklederken, bunlara "Amr İbn As'ın Fazileti', 'Ebu Süyan'nın Fazileti', 'Muaviye'nin Fazileti' başlığı altında asılsız söylentilere dayanan övgüler yağdırırken büyük bilgin İmamı Azam'dan kitaplarına bir tek görüş almamıştır. Buhari ve benzerlerinin bu İmamı Azam düşmanlığı sünniliğin İmamı Azam'la hiç bir ilgisinin olmadığının kanıtıdır.

İlahiyatçılarımız ve din konusunda uzman olan akademisyenlerimiz, 'Kuran'da mezhep var mı?'  sorusuna muhatap olduklarında genellikle  'Yoktur. Ama mezhepler olmasa dini anlayamayız, dinin vecibelerini yerine getiremeyiz. Din ile ilgili daha pek çok konuyu ancak mezhepler sayesinde biliyoruz ve bunları uygulayabilmekteyiz' cevabını verirler. Örnek verecek olursak: "(Her ne kadar) sünnilik bir din  ve bir mezhep değilse de: İmamı Azam Ebu Hanife’nin, İmamı Eş’ari’nin fikir dünyası üzerine kurulan Medeniyetin adıdır. Sünnilik bir din değildir, dinin anlaşılması ve yaşanması için bu ümmetin ulemasının içtihadıyla oluşturduğu bin yıllık yolun adıdır:  Sünnilik Ehl-i Sünnetin yoludur, Namazı nasıl kıldığın sünniliktir, Zekâtı nasıl verdiğin Sünniliktir, Vakfı nasıl kurduğun Sünniliktir,  Kurbanı nasıl kestiğin Sünniliktir, Hangi sudan abdest aldığın Sünniliktir, Araziyi nasıl işlettiğin Sünniliktir, Nikâhı nasıl kıydığın Sünniliktir. Sünnilik bir din değildir, doğrudur. Ama Sünnilik o dinin nasıl yaşandığının adıdır. Dinin ayrılmaz parçasıdır. Çünkü Sünnilik Hanefiliktir, Şafiiliktir, Malikiliktir, Hanbeliliktir. Eğer Sünnilik yoksa Namazı, Zekâtı, Abdesti, Kurbanı hangi din üzere icra edeceğiz?"(2) Bir başka ilahiyatçımız da, sünniliğin omurgasını oluşturan hadislerden hareketle şöyle diyor: "Hadisler bizim hayatımızın pusulası olmuştur. Mesela namaz kılan hanginiz namazdaki secdeyi, rükuu, ayakta duruşu, kaç rekat kılacağınızı tartışırdınız. Hiçbiriniz! Peki bunların hangi şekli Kuran'ı Kerim'de var? Hangisinin detaylı bilgisi var kutsal kitapta. Hiçbirisi. Kuran'ı Kerim namazı emreder, rükuu et, secde et der ama nasıl yapılacağının ayrıntısını Hz. Peygamber'e bırakır. Cebrail de Peygamber'e bunları anlatırdı. Uygulamasını anlatırdı. Yaptırırdı. İşte hadis dediğiniz vakıa budur. Kuran'ı anlamaya yönelik bu detaylar hadislerde vardır."(3) Belertmeliyiz ki; 'yol, görüş, okul' demek olan Hanefilik, Şafiilik, Hanbelilik, Malikilik mezhepleri sünnilik, yani ehl-i sünnet inanç ve anlayışı üzerine kurulmuşlardır. Bu nedenle bu akımları savunanlarca hadisler,kıyas, icmaa, sünnilik yani ehl-i sünnet, Hanefi, Şafi, Hanbeli ve Maliki mezhepleri demek 'sünnilik' demektir.

Özetle denilen şu: "Eğer Sünnilik yoksa Namazı, Zekâtı, Abdesti, Kurbanı hangi din üzere icra edeceğiz?" 

 

HER SORUNUN CEVABI KURAN'DA VAR

Biz de şunu soralım: Kuran ne için var? Kuran ne güne duruyor? Allah Kuran'ı masal kitabı olarak mı gönderdi? Sadece arapça okunmak için geldi Kuran? Maide suresi 3. ayetinde Yüce Allah 'Bugün sizin dininizi tamamladım' der. Ayrıca 'Kuran'da din ile ilgili hiç bir eksik bırakmadık' buyurur. (Maide/38)  Bu ayetlerden çıkan sonuç; 'din konusundaki bilumum ilkeleri, buyrukları, yasakları, dua ve ibadetleri, kulluk vecibelerini arı-duru, Hanif dinin tek kitabı Kuran'a  göre icra edeceksiniz' demektir. Dinin kurucusu Allah, ilahi dinin tek ve değişmez kaynağı Kuran'da bu talimatı vermektedir.

 

MÜSLÜMANLARIN SORUNLARI 'SÜNNİLİK'LE ÇÖZÜME KAVUŞUR MU?

Dünyada 2 milyara yakın nüsfusa ve 52'den fazla devlete sahip müslüman milletlerin çoğunluğunun çeşitli sıkıntılarının, çözüm bekleyen bir sürü sorunlarının olduğunu sanırım kimse inkar etmiyor. "Kendi cemaatinden olmayanı, kendi mezhebinden olmayanı, kendi tarikatından olmayanı,  kendi grubundan olmayanı, kendi partisinden olmayanı ve hatta kendi tuttuğu takımının taraftarı olamayanı; kısaca kendinden olmayan herkesi dışlayan ve onları anlamaya çalışmayan, dahası onlara tepki koyan,  bazen kin duyan,  bazen düşmanlık besleyen bir anlayış ve inanç, sonu ancak hüsranla bitecek bir yola götürür insanları.  Bugün Mısır, Libya, Suriye, Irak, İran, Suudi Arabistan, Filistin, Tunus, Cezayir ve kısmen de ülkemizde yaşanan dinsel ve mezhepsel kökenli ayrışmaları, kanlı çatışmaları ve "Allah" diyerek müslüman öldürmeleri  bir Allah'ın kulunun çıkıp ta açıklaması gerekmez mi?

Ortada çatışmacı, kin ve nefret üzerine kurulu, karşıdakini ya da kendisinden olmayanı anlamaya ve dinlemeye asla yanaşmayan, tek çözüm yolu olarak kendi bildiğini ve inandığını kabul eden ve bununla da yetinmeyip çözümü, düşman bildiklerini yani  kendinden olmayan herkesi öldürerek ve keserek ve yok etmekten ibaret gören; aklın, mantığın, sağduyunun ve vicdanın devre dışı bırakıldığı gayri insani inanç ve görüşlerden oluşmuş "kayıt dışı din" anlayışı ve inancı cirit atıyor ortada. (4)                                                                                                                         

Çözüm nasıl olacak? Çözüm nerede?

'Hedef almanız gereken Sünnilik değil, bu radikal söylemlerin beslendiği şiddeti, dini bir ideoloji olarak kullanan siyasal dini örgütlerdir.' (5)

Ne var ki, sünniliği gereği gibi bilmeden, sünnilikle yüzleşmeden ve hesaplaşmadan, bu radikal söylemlerin beslendiği şiddeti, dini bir ideoloji olarak kullanan siyasal dini örgütleri yok edemeyiz. Evvelemirde yapılacak; hepimizin, herkesin müşteki olduğu bu radikal söylemlerin kaynağına kadar inip dini, bir ideoloji olarak kullanan dinsel örgütlerin beslendikleri damarı, nemalandıkları ve dayandıkları yanlış, uydurulmuş ve insan görüşlerinden oluşan inançları, fikirleri, yargıları, kabulleri ve anlayışları tasfiye etmemiz gerekiyor. Yoksa sadece bu tür şiddet yanlısı dinsel terör örgütlerine lanet yağdırmak çözüm üretmiyor. Şayet dürüstçe ve samimi olarak bu urları söküp atacaksak, önce kendimizle, din olarak kabul ettiğimiz mezhep temelli insan görüşleriyle hesaplaşmalıyız. Sıkıntının, dinsel terörün nerelerden, hangi görüşlerden kaynaklandığını, hangi fikirlerden nemalandığını, hangi mezhepten onay aldığını tespitle işe başlamalıyız.

Başka ülkelerdeki müslümanların kanaatlerini tam olarak bilmiyorum ama, Türkiye'de yaşayanlarda yaygın kanaat odur ki: "İsrail, İngilizler, BD, Fransa ve Almanya gibi dış güçler müslüman ülkeleri sürekli karıştırıyor, buralardaki yönetimlere müdahale ediyor, müslümanları da aldatarak, kandırarak, yanıltarak başatan çıkartıyorlar; onlara hem kendilerine ve hem ülkelerine zararlı işler yaptırıyorlar, yanlış yollara yöneltiyorlar, eğiterek onları istedikleri  şekilde kullanabilecekleri militanlar ve teröristler yapıyorlar." Bu tespitte doğruluk payı elbette var. Hatta tamamen doğru da olabilir bu görüşün. Bu anlayışı, bu mızmızlanmayı, suçu başkalarının üzerine atmayı artık bırakmalıyız, diye düşünüyorum.                          

Bu bir inkardır. Bu bir korkudur. Gerçeği kabul etmekten korkmaktır. Kuran'ı anlamaya çalışmayı inkardır. Kendimizle, kendi gerçeklerimizle, doğru bildiğimiz kendi yanlış inançlarımızla, kabullerimizle ve anlayışlarımızla yüzleşmekten korkmaktır. Bu inkarın ve bu korkunun inanın hiç bir yararı yoktur. Nitekim asırlardır da olmamıştır.

Kuran'da olmayan pek çok kural ve hüküm sünnilikte ve sünniliğin kolları olan mezheplerde mevcuttur. Mesela Kuran, insanlara tam bir inanç özgürlüğü tanırken, sünniliğin bağrından çıkan Hanefi, Şafi, Maliki ve Hanbeli gibi mezheplerin bazıları 'dinden çıkanları, dinlerini değiştirenleri yani mürtedleri' öldürün der. Keza Kuran zina edenlere verilecek cezaları tayin etmişken, sünni mezheplerden bir kısmı, zina edenlere recm cezası uygulanmasını kurala bağlar. Oysa zina edenlerin taşlanmak suretiyle öldürülmeleri bir Yahudi geleneğidir ve İslam dini ile bir alakası yoktur. Hatta daha da ileri giderek Allah'a ve muazzez Elçisine bühtanda bulunmaktan çekinmeyerek zinakarların recmedilmelerini emreden ayetin yazılı bulunduğu kağıtların Ayşe'nin evinde bir keçi tarafından yenildiğini, keçinin yemiş olduğu bu ayetin Kuran'daki zina edenlere verilecek cezaları açıklayan ayetleri neshettiğini, yani hükmünü ortadan kaldırdığını iddia ederler.

"Recmi topluma kabul ettirmeye çalışan recm savunucuları, yalanlarını halka kabul ettirmek için bir hikaye de uydurdular. Bu hikayeye göre recm ile ilgili Kuran ayetleri sayfalara yazılı şekilde Hz. Aişe’nin evindeydi. Peygamber’in vefatından sonra odaya giren aç bir keçi bu ayetleri yemiştir. Böylece keçi bu ayetleri neshetmiştir, yani hükmünü kaldırmıştır. Bu hikayeyi İbni Mace Nikah 36 veya Hanbel 5/131, 132, 183 ve 6/269’da bulabilirsiniz.) Peygamber’in vefatından sonra; hem tamamlanmış, hem ezbere bilinen Kuran’ın bir ayeti hem de keçinin yemesi suretiyle nasıl ortadan kalkar? Geleneksel İslam’a göre “büyük alim” olan İbni Kuteybe, konuya şu cümlesiyle giriş yaparak açıklık getirir: “Keçi mübarek bir hayvandır.” Devamında ise bu “alim”, keçinin faziletlerini açıklar ki konu iyice anlaşılsın. Sonra da şu ilginç cümlesiyle konuyu bağlar: “Ad ve Semud kavimlerini ortadan kaldıran Allah, bir ayetini keçiye yedirerek kaldıramaz mı?” Allah’ı inkar eden bu iki kavmi Kuran ayetlerine benzeten İbni Kuteybe; böylece geleneksel, hadisçi, mezhepçi İslamcıların tutarsız yaklaşımlarına iyi bir örnek oluşturmaktadır. Türkçe’ye “Hadis Müdafası” diye çevrilen, orijinal ismi “Tevilu Muhteliful Hadis” olan İbni Kuteybe’nin kitabını okumanızı şiddetle tavsiye ediyoruz. Okuyun ki Kuran’ın yeterliliğini, geleneksel İslamcıların yaklaşımlarını daha iyi anlayın. Hadis kitaplarının, bizim kanaatimize göre Hz. Ömer’e iftira olan bir hadisi ise şöyledir:

"İleride bazı kişiler çıkacak ve recm cezasını Kuran’da bulmuyoruz diye recmi inkar edeceklerdir. İşte bu kişiler okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkacaklardır. Eğer halkın “Ömer, Kuran’a ilave yapıyor” demesinden korkmasam, bu recm ayetini Kuran’a yazardım." Buhari 93/21; Müslim Hudud 8/143;, Ebu Davud 41/1" (5)   

Aynı şekilde sünni mezhepler namaz, oruç gibi ibadetleri yapmayanlara hadd cezası uygulanmasını ister.

Bu inançların, görüşlerin ve kabullerin hiç birinin Kuran'da karşılığı, dayanağı yoktur.

İlahiyat bilginlerimizin "Sünnilik bir din değildir, dinin anlaşılması ve yaşanması için bu ümmetin ulemasının içtihadıyla oluşturduğu bin yıllık yolun adıdır: Sünnilik Ehl-i Sünnetin yoludur, Namazı nasıl kıldığın sünniliktir, Zekâtı nasıl verdiğin Sünniliktir, Vakfı nasıl kurduğun Sünniliktir,  Kurbanı nasıl kestiğin Sünniliktir, Hangi sudan abdest aldığın Sünniliktir, Araziyi nasıl işlettiğin Sünniliktir, Nikâhı nasıl kıydığın Sünniliktir. Sünnilik bir din değildir, doğrudur. Ama Sünnilik o dinin nasıl yaşandığının adıdır. Dinin ayrılmaz parçasıdır. Çünkü Sünnilik Hanefiliktir, Şafiiliktir, Malikiliktir, Hanbeliliktir. Eğer Sünnilik yoksa Namazı, Zekâtı, Abdesti, Kurbanı hangi din üzere icra edeceğiz?" diyerek "Aman haa! Sünniliğe dokunmayın" tarzındaki buyrukları asla çözüm odaklı değildir. Ve bu güne kadar da bu bakış şekli  soruna çözüm üretememiştir. Hatta çırpındıkça batmaktadır. Tespit acı ama gerçek bir vakıadır, inkarı olanaksız bir olgudur. (6)

 

KURAN NASIL BİR KİTAPTIR? (8)

 

Şimdi, yani yaşarken, bu dünyada Kuran'ı yaşamımıza geçirmeyeceksek, unutmayalım ki, hesap gününde Kuran hiç kimsenin işine yaramayacaktır. Allah Kuran'ı bu dünyada dirilerin yaşaması (7), yani  yaşanmak için gönderdi. Dua kitabı olarak, mezarlıklarda ölülere okunmak için göndermedi. Önemle belirtelim ki, kıyamet koptuktan sonra mahşerdeki hesap gününde Allah, insanları Kuran'dan sorumlu tutacaktır: "Ey Muhammed! ŞÜPHESİZ Kİ, BU KARAN SANA VE İNSANLARa bir öğüttür. Kuran'dan sorumlu tutulacaksınız!" (Zuhruf/44) Allah, bizlere Kuran'dan sorgulaya çekileceksiniz der. Ama, Kuran'ın hiç bir ayetinde Allah 'sünnetten, sünnilikten, mezheplerden, cemaatlerden, insan görüşlerinden veya rivayetlerden sorumlu tutulacaksınız' demiyor.

Bir yandan sünnilik bir değildir derken, bir yandan sünnilik olmasa dini yaşayamayız iddiasında bulunmak gerçekçi ve inandırıcı mı peki?

Hemen belirtelim ki, bu sözün anlamı "Kuran eksik bir kitaptır", "Kuran yetersizdir', "Kuran'da her şey açıklanmamıştır", "Kuran'da her konu yoktur" demektir. Bu iddiaları pek çok ilahiyatçı bilginler kitaplarında ve konuşmalarında açık açık dillendirmektedirler. Bunları ben söylemiyorum. Beni görüşüm de değil.

Peki, Kuran dışındaki rivayetlerden, insan görüşlerinden oluşturulan 'yapay din' ilahi din değilse nedir? Bunlar; geçmişte yaşayan insanların fikir ve düşüncelerinin, toplumsal yaşantının oluşturduğu davranış ürünlerinin, eski çağlara ait inançların, felsefi akımların, kabullerin, görüşlerin bilgilerin oluşturduğu örf, adet, gelenek-görenek gibi olguların hepsini içinde barındıran genel adıyla 'kültür' ve 'medeniyet' dediğimiz inanç ve yaşam biçimleridir. Bu olguların ve birikimlerin önemini kimse inkar etmiyor, edemez de zaten. İnkarın gereği de yok, manası da. Bunlardan yararlanılır, tarihi ve Kuran'ı anlamada kullanılır; ama bunların hiç birisi veya toplamı 'din' olarak kabul edilemez ve din konusunda bunlar esas alınamaz. Gerçek din Allah tarafından bildirilen, gönderilen, ilkeleri, emir ve yasakları O'nun tarafından belirlenen dindir. Yoksa her devirde insanların dinleri olmuştur. Firavun'un da dini vardı, onlar Allah'a da inanıyorlardı. Nemrut ve cahiliye dönemi Arapların da Allah inançları ve dinleri vardı. Kuran'da Allah, adından bahsettiği istisnasız bütün elçilerin tebliğ ettikleri ilahi dine karşı, muhatap olan her toplumun şiddetle karşı çıktıklarını, itiraz ettiklerini ve "Allah'ın elçisi olduğunu iddia eden bu adam, bizi atalarımızın dininden döndürmeye çalışıyor! Sakın ona inanmayın ve dininizden ayrılmayın!" dediklerini uzun uzun anlatır.

Şimdi sormak gerekmez mi? Madem her milletin bir dini vardı da, Allah niçin onlara tayin ettiği bir elçiler ile Kendi dinini tekrar tekrar gönderiyordu? Cevabı çok basit: Çünkü bunlar "beşer dinleri" idiler. İnsanı en mükemmel şekilde yaratan Allah, onun nasıl bir dine ihtiyacı olduğunu da şüphesiz ki en iyi bilendir.

Din, insanlara bırakılamayacak kadar önemli ve ciddi bir iştir.

İlahi din ve beşeri din olmak üzere kabaca dinler ikiye ayrılır. İlahi dinin kurucusu ve dinin tüm rükunlarını vaz'edan sadece Allah'tır. Allah, dininde peygamberler dahil hiç kimseyi ortak kabul etmez. Bir şeyin helall veya haram olduğuna Allah karar verir. Nelerin yapılması, nelerin yapılmaması gerektiğine yine Allah karar verir. Şayet Allah'ın kitabı Kuran'da topladığı ve elçisi vasıtasıyla insanlara duyurduğu dine, sünnet, icma, kıyas ve benzeri ilaveler yapılacak olursa, o din tıpkı Yahudilik ve Hıristiyanlık dinleri gibi ilahi din vasfını yitirerek beşer dinine dönüşür.Yani tahrif edilmiş olur. İnsanların son din olan Kuran dinini de tahrif etmeye kalkışacaklarını bildiği için Allah, bu dinini kendi koruması altına almıştır.

Bazılarının iddia ettikleri gibi Kuran MUĞLAK; anlaşılması, öğrenilmesi, kavranması zor değil, MÜBİNDİR, MÜBEYYİNDİR; açık seçik, ayan beyan, öğrenilmesi, anlaşılması kolaydır.

Keza Kuran MÜCMEL; sınırlı, yetersiz, dar, eksik, içindeki bazı ayetleri hükümden kaldırılmış bir kitap değil, MUFASSALDIR; din ile ilgili hiç bir konuyu eksik bırakmayan, ele aldığı her konuyu ayrıntılı olarak ve örneklerle anlatıp açıklayan bir kitaptır.

İşte delilleri:

"Bugün dininizi sizin için kemale erdirdim, dininizi tamamladım. Size nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâm'ı seçtim. (Maide/3)

"Ey Muhammed! Mahşer gününde Biz her elçiyi kendi toplumuna, kendilerinden kendi aleyhlerine bir şâhit göndereceğiz. Seni de onların üzerine şâhit getireceğiz. Biz bu kitabı da, her şeyi açıklayan ve Müslümanlara bir kılavuz, bir rahmet ve bir müjde olarak sana indirdik. (Nahl/89)

"Ey benim zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı birçok rabbler mi daha hayırlı, yoksa her şeye hâkim ve galip olan bir tek Allah mı? Sizin, O'nun astlarından o taptıklarınız, sizin ve atalarınızın uydurduğu birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Bunlara tapmanız konusuna Allah hiçbir delil indirmiş değildir. Hüküm ancak Allah'a aittir: O, size, Kendisinden başkasına tapmamanızı emretti. İşte bu dosdoğru, koruyan dindir.  (Yusuf/40)

"Ey Muhammed! De ki: 'Allah size Kuran'ı en ayrıntılı bir şekilde indirmişken, Allah'tan başkasının sözlerine, hakemliğine mi uyayım?' (Enam/114)

"Rabbinin sözü hem doğrulukça, hem de adaletçe tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirebilecek biri yoktur. O, en iyi işitendir, en iyi bilendir." (Enam/115)

"Allah şöyle buyurdu: “Şüphesiz Ben, Kuran'ın size indirdim. Artık bundan sonra sizden kim inanmazsa, Ben onu evrende hiç kimseye vermediğim bir ceza ile cezalandıracağım.” (Maide/115)

"Kendilerine okunan Kitab'ı şüphesiz Bizim sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi? Bunda, inanan bir toplum için elbette ki bir rahmet ve bir öğüt vardır." (Ankebut/51)

"Yeryüzünde irili-ufaklı kıpırdayan canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi önderli topluluklar olmasın. Biz Kitapta hiçbir şeyi noksan; yetersiz bırakmadık. Sonra onlar Rablerinin huzurunda+ toplanacaklardır." (Enam/38)

"Sen, yine aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet, onların tutkularına uyma. Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmından, seni davandan vazgeçirerek ateşe atmalarından sakın. Artık sırt çevirirlerse, bil ki şüphesiz Allah, bir kısım günahları sebebiyle; günahlarının acısıyla onları musibete uğratmak istiyor. Ve şüphesiz insanlardan pek çoğu kesinlikle hak yoldan çıkan kimselerdir." (Maide/49)

"Biz Elçimiz Muhammed'e şiir öğretmedik. Bu o'nun için yaraşmaz da. O, sadece diri olanları uyarmak ve kâfirler; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden kimselerin üzerine Söz'ün hak olması için bir öğüt ve apaçık bir Kuran'dır." (Yasin/69-70)

"Ey Muhammed! De ki: “Ben sizi ancak vahiyle uyarıyorum.” Uyarıldıkları zaman sağırlar çağrıya kulak vermezler." (Enbiya/45)

"Bu Kuran, bana, sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için vahyolundu." (Enam/19)

"Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda bizimle karşılaşmayı ummayanlar derler ki: “Bundan başka bir Kuran getir veya bunu değiştir.” De ki: “Benim onu kendiliğimden değiştirmem asla mümkün değildir. Ben sadece bana vahyedilene uyuyorum. Eğer Rabbime isyan edersem büyük günün azabından korkarım.” (Yunus/15)

"Yüceler yücesi Allah, bütün insanlara bir uyarıcı olarak doğruyu yanlıştan ayıran Kuran'ı kulu Muhammed'e indirmiştir." (Yasin/4-5)

"Bu bir kitaptır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura; aydınlığa, O övgüye layık, Aziz olanın yoluna çıkarman için sana indirdik." (İbrahim/1)

"Yemin olsun! Biz size her şeyi açık açık anlatan ayetler, deliller, göstergeler; sizden önce geçmiş kimselerden örnekler ve erdemliler için de bir öğüt indirmiş bulunuyoruz." (Nur/34)

"Biz ortak koşuculara öğüt almaları için gerçekleri Kuran'da her fırsatta detaylı olarak açıkladık. Fakat bu ortak koşucuların nefretini, sadece kaçışlarını artırıyor." (İsra/41)

"Yemin olsun! Biz bu Kuran’da insanların anlamaları için her türlü örnekler verdik,  açıklamalarda bulunduk. İnsanların çoğu ise tanımamakta ayak diretmektedirler." (İsra/89)

"Bak, anlasınlar diye ayetlerimizi, delillerimizi, göstergelerimizi nasıl ayrıntılı olarak türlü şekillerde açıklıyoruz." (Enam/65)

"Bilgiyle uzun uzadıya, etraflıca açıkladığımız, inanan bir toplum için doğruya iletici ve rahmet olan bir kitabı onlara getirdik." (Araf/52)

"Bu bir kitaptır ki, Hakim ve Her şeyden Haberdar olan, ayetlerini hüküm ifade edici; muhkem  kılmış ve sonra detaylandırıp açıklamıştır." (Hud/1)

"Kafirler dediler ki “Kuran ona toptan, bir defada indirilseydi ya.” Biz böyle yaptık ki, onunla senin kalbini dayanıklı kılalım. Biz onu parça parça düzenleyip okuduk. Onların sana getirdikleri hiçbir örnek yoktur ki, biz sana gerçeği ve en güzel yorumu getirmiş olmayalım." (Furkan/32-33)

"Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa ve deniz de arkasından yedi deniz daha katılarak kullanılsa; yine de Allah’ın kelimeleri tükenmez. Allah üstündür, bilgedir." (Lokman/27)

"Rahman, Kuran’ı öğretti." (Rahman/1-2)

"Kuran'ı açıklamak da bize düşer." (Kıyamet/ 17-19)

 

KURAN'IN NİTELİKLERİ

Allah'ın bu ayetlerini birlikte incelediğimizde özetle şu gerçekleri görürüz:

1. Kuran Allah tarafından indirilmiştir. (Hud/1) (Nur/34) (Yasin/4-5)

2. Bütün insanlar bir araya gelseler, bütün ağaçları kalem ve okyanusları mürekkep olarak kullansalar yine de Kuran'ın bir benzerini yazamazlar. (Lokman/27)

 

3. Kuran apaçık bir kitaptır. (Nur/34) (Yasin/4-5)

4. Kuran mufassal bir kitaptır. Ele aldığı her konuyu insanların iyice ve kolayca anlayıp kavrayabilmeleri için en tafsilatlı, en ayrıntılı, en detaylı bir şekilde her türlü örekleri vererek anlatır. (Furkan/32-33) (Hud/1) (Enam/65) (İsra/89) (Nur/34) (Yasin/4-5)

5. Kuran yeterli bir kitaptır. Eksiksizdir. (Furkan/32-33) (Nur/34)

6. Kuran'ın öğreticisi sadece Allah'tır. (Rahman/1-2)

6. Kuran'ı yine Kuran açıklar, tefsir eder. Kuran'ı anlamak için Kuran'ı okumak, Kuran'a bakmak gerekir. (Kıyamet/ 17-19) (Furkan/32-33)

7. Din hakkında, din ile ilgili olan her hususta yalnız ve sadece Kuran esas alınır. Bir konuda Kuran ne diyorsa doğru olan ve yapılması farz olan da o odur. (Maide/49)

8. Kuran bir öğüttür. (Yasin/4-5)

9. Kuran bir uyarıdır. (Enam/19)

10. Kuran bir müjdedir. (Neml/2)

 

ELÇİ, DİN KONUSUNDA KENDİLİĞİNDEN BİR SÖZ SÖYLEYEBİLİR Mİ?

Burada durup kendimize şu soruyu soralım lütfen: Allah

"Ey Muhammed! Sen, onların ihtilafa düştükleri hususlarda aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet, onların tutkularına uyma. Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmından, seni davandan vazgeçirerek ateşe atmalarından sakın. (Maide/49)

"Eğer Elçi Muhammed, Bazı sözleri Bizim sözlerimiz olarak ortaya sürseydi, kendi sözlerini Allah'ın Kuran'ıyla eş tutmuş, Allah'a atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı; Biz kesinlikle elçiyi kıskıvrak yakalar, O'ndan tüm gücünü alırdık. Sonra O'nun can damarını kesinlikle keserdik. Artık sizden hiç biriniz O'na siper de olamazdınız." (Hakka/44-47) derken, acaba ne demek istiyor? Ne anlatmak istiyor?

Benim anlayabildiğim kadarıyla bu Kuran ayetlerinin hiç bir yoruma ihtiyacı yok. Çok açık ve gayet anlaşılır anlatıyor ne dediklerini Allah. Allah, elçisi Muhammed'e 'insanlar arasında bir hüküm verirken Allah'ın kitabı Kuran'ın buyruklarına göre karar ver.' diyor ve elçisini şiddetli bir hitapla uyarıyor: 'Ey Muhammed! Benim tarafımdan sana vahiy olarak bildirilenler dışında, din ile ilgili olarak kendi kendine herhangi bir söz söyleme! Kenedi görüşlerini ve düşüncelerini din olarak insanlara anlatma!'

Bu denli açık, kesin ve  ciddi uyarılara muhatap olan Allah elçisi Muhammed, 'zina edenleri taşlayarak öldürün!', 'dinden dönenleri öldürün', 'şunu şöyle yapın, bunu böyle yapın' der mi? Nitekim Abese suresine konu olan olay, Bedir Savaşı esirlerine uygulanan muamele, Hz. Ayşe'ye zina iftirası olayında müslümanlarla birlikte Elçi'nin de sessiz kalarak 'Böyle şey olmaz. Sizler namuslu bir kadına iftira mı atıyorsunuz? İftiracılar iddialarını ispat etmek zorundadırlar. Getirin delillerinizi." demediği için Allah, Peygamberi açık açık uyarmıştır. Allah'ın elçisini uyarması sadece bu konularla sınırlı da değildir.

 

ALLAH,  ELÇİSİNİNE HANGİ GÖREVİ VERMİŞTİR?

ELÇİ KENDİLİĞİNDEN BİR DİN KURALI KOYABİLİR Mİ, ŞU HELAL BU HARAM DER Mİ?

Allah'ın böyle yapması da, yaşanan değişik olaşlar ve karşılaşılan çetrefilli durumlar karşısında peygamberinin nasıl bir yol izlemesi gerektiğini ona sık sık hatırlatması da son derece  normaldir ve gereklidir. Çünkü Allah, insanlara kendi içlerinden beşer" bir elçi göndermiştir ve onu sürekli olarak eğitmiştir. Peygamber'e sadece Allah'tan gelen vahiyleri, ayetleri, yani Kuran'ı insanlara tebliğ etmek görev ve sorumluluğu vermiştir Allah: "Ey Muhammed! Senin görevin sadece Allah'ın sana bildirdiklerini eksiksiz tebliğ etmektir. Bize düşen de hesap görmektir." (Rad/40)  "Ey Muhammed! Ortak koşucular, bütün bu gerçekler karşısında yine de kabul etmezlerse, artık sana düşen sadece ve yalnızca  apaçık bir tebliğdir. (Nahl/82) "Ey Muhammed! Buna rağmen eğer onlar yüz çevirirlerse bilsinler ki, Biz, seni onların üzerine bir bekçi olarak göndermedik. Sana düşen sadece tebliğdir. (Şura/48)

"Ey Elçi!! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, o zaman Allah'ın sana verdiği elçilik görevini yerine getirmemiş olursun. (Maide/67)

"Ey Muhammed! De ki: “Ben size ‘Allah'ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. Görülmeyeni, duyulmayanı, geçmişi, geleceği de bilmem ben. Size ‘Ben bir meleğim’ de demiyorum. Ben yalnızca bana vahyedilene uyuyorum.” De ki: “Kör ile gören eşit olur mu? Hâlâ düşünmüyor musunuz?” (Enam/50)

İslam dininde her türlü kurallar, emir ve yasaklar Allah tarafından konulmuştur. Bu konuda yüzlerce ayetten biri de Maide Suresi'nin 87. ayetidir: "87Ey iman eden kimseler! Allah'ın size helal kıldığı temiz, nefis, güzel şeyleri haram saymayın. Ve aşırı gitmeyin. Şüphesiz Allah, aşırı gidenleri sevmez." Dieğri de Enam Suresi/119. ayettir: "Size ne oluyor da, Kendisi size, mecbur kalmanızın dışında haram olan şeyleri genişçe açıklamış olduğu hâlde Allah'ın adı anılanlardan yemiyorsunuz? Ve şüphesiz birçokları bilmeden keyiflerine uyarak saptırıyorlar. Şüphesiz ki, senin Rabbin, sınırı aşanları çok iyi bilenin ta kendisidir. (Enam/119)

 

KURAN'I KİM AÇIKLAR,TEFSİR EDER:

İçinde evrensel mesajları bulunan Kuran'ı bizzat kendisi açıklar, tefsir eder.

Kuran'ı öğreten ve onun açıklamasını yapan da Allah'tır: "Rahman, Kuran’ı öğretti." (Rahman/1-2)

"Kuran'ı açıklamak bize düşer." (Kıyamet/ 17-19)

İnsanların kendi elleriyle yazdıkları ve peygamber'e atfedilerek rivayet edilen hadis kitaplarında Allah Elçisinin şöyle dediği iddia ediler: "Ahir zamanda ümmetim benim sünnetimi terkedecek!" Bu konuda Allah ise bu konuda hesap günü Elçi'nin şöyle diyeceğini bildirir Kuran'da: "Ey Rabbim! Benim toplumum bu Kuran’ı devre dışı bıraktı, Kuran'ı terk etti, Kuran'ı unuttu!" (Furkan/30) Hangi söze inanacağız. Elbette Allah'ın sözüne...

 

MÜSLÜMANLARIN BÜTÜNLEŞMESİ MÜMKÜN MÜ?

İman, inanç yani din eksenli birleşme ve bütünleşme girişimi, siyasal görüşler ve akımlar üzerinde gerçekleştirilemez. Her görüşün alternatifi her zaman vardır.  Yüce Yaratıcının tüm insanlara bir rahmet, yol gösterici, rehber, kılavuz, ışık, uyarı ve müjde olarak gönderdiği evrensel çağrısının adı olan Kuran ilkeleri etrafında bir birleşme, bütünleşme ve kenetlenme sağlanabilir ancak. Tıpkı Medine'de Evs ve Hazreç kabileleri ile muhacir ve Ensar arasında sağlanan islam kardeşliği gibi. Oysa sünnilik, içinde dini motifler olduğu kadar ağırlıklı olarak siyasal görüşlerin olduğu bir akımın adıdır. Yani sünniliğin temeli Kuran dini değil, daha çok insan görüşleridir. Sünniliğin fikir babaları olan Muaviye, Amr Bin As gibi Emevi ileri gelenleridir. Emevilerin şantajla, parayla, ölüm tehdidiyle yönlerdirdiği bazı ulemalardır. Kimsenin İmamı Azam gibi bir inanç ve fikir abidesinin adını, elleri kanlı Emevi ve Abbasi sultanlarının ile yanyana yazmaya hakkı yoktur. Mazisi kan ve zulümle dolu, aklı dışlayan ve gırtlağına kadar sufi düşünceye batmış sünniliği savunmak yerine, Kuran'ın evrensel mesajlarını anlatıp müminleri Kuran dini etrafında kenetlenmeye çağırmak bilim insanlarımızın en birincil görevi olsa gerek. Allah, hiçbir ayetinde sünnetten, hadisten, icmaadan, kıyastan, mezheplerden, tarikatlardan sorgula çekileceksiniz demez. Ama Allah, Kuran'dan sorguya çekileceğimizi ihtar eder:

"Ey Muhammed! Kuşkusuz sana vahyedilen bu Kuran, senin için de, toplumun için de gerçekten bir öğüttür, şan ve şereftir: Siz , hepiniz Kuran'dan hesaba çekileceksiniz!" (Zuhruf/44)

ÖZSÖZ: Ey İnsanlar! Size ne oluyor onlara ki, bu Kuran'dan, bu irşattan aslandan ürküp kaçan yaban eşeği gibi kaçıyorsunuz?                      (Müddessir/49-51)

-------------------------------------------------------------------------

1. Prof. Dr. Hilmi Demir. "Sünniliğin ne idüğünün beyanıdır. 10.04.2015"

2.  Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu.Sabah gazetesi, 2013.

3.  Prof. Dr. Hilmi Demir. "Sünniliğin ne idüğünün beyanıdır. 10.04.2015"

4. Cuma Ali Yürekli. Sorunun Kökeni, anahaberyorum.com,12.08.2014 tarihli yazısı

5. Prof. Dr. Hilmi Demir. "Sünniliğin ne idüğünün beyanıdır".

6. http://www.kurandakidin.com/26-bir-buyuk-uydurma-recm-taslayarak-oldurme/.

7. "Ey Muhammed! Biz bu Kuran'ı dirileri uyarman için sana gönderdik." (Yasin/70.)

8. C. Ali Yürekli. Büyük Haber Tanrı'nın Sönmeyen Aydınlığı.

Kategori: