Nurlu şehrin Nuru Hz. Ebu Eyyüp El Ensâri -1

“Selâmûnaleykûm! Selâm size! Yaptığınız iyi amellerden dolayı selametle cennete girin!” (Nahl sûresi, 16/32)
26 Mayıs, 2014 - 12:05 - Bu sayfayı paylaşın :   
-A +A

YAZI-1

“Selâmûnaleykûm! Selâm size! Yaptığınız iyi amellerden dolayı selametle cennete girin!” (Nahl sûresi, 16/32)

İslâm âlemine göre Mekke’deki Kâbe, Medine’deki Mescid-i Nebevi ve Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’dan sonra İstanbul’daki Eyyûb Sultan Kabri ve Camii en önemli ziyaretgâhlardandır.

Ebû Eyyûb el-Ensârî, Peygamber Efendimiz’in mihmandarlığını ve korumalığını yapmış, sancağını savaşlarda taşımış, kendisini uzun süre evinde misafir olarak ağırlamış, Kur’ân ve sünnet bilgisiyle derya olmuş büyük bir sahabeydi.  Peygamber Efendimiz’in(s.a.v.) yanından hiç ayrılmamış, cihad aşkıyla O’nu âdeta bir gölge gibi takip etmişti. Ebû Eyyûb el-Ensârî’den nakledilen bir hadis-i şerifte Resulullah(sav) şöyle buyurmuştur:

 

“Allah indinde, yüz derecelik öyle bir mertebe ve makam vardır ki, onlar, ancak fi sebilillah cihad ve gazâ eden mücahit mü’minler için hazırlanmıştır. O derecelerin bolluğu gök ile yer arasından daha geniştir.”

 

Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri,(r.a.) Peygamber Efendimiz’in(s.a.v.) bütün gazâlarında bulunmuştu. “Kendini cihad için vakfetmişsin” dediklerinde, “Kur’ân-ı Kerim’de ferman-ı ilâhiyi okuduktan sonra, artık benim için gazâyı terk etmek imkânı kalmamıştır” buyurmuştu.

Yaşlı ve hasta durumdayken bile ordunun İstanbul seferine hazırlandığını duyunca, heyecan ve cihad aşkıyla hastalığını unutmuş ve sefere katılmıştı. Kendine rehber edindiği ayet-i kerimenin izinden emin adımlarla ilerliyordu:

“Bizim uğrumuzda cihad edenlere, elbette biz, yollarımızı gösteririz.” (Ankebût sûresi, 29/69)

Diğer tarafta ise İslâm ordusunun Kostantiniyye surlarının çevresine geldiğini kale burçlarından gören Kayser, hayal kırıklığına uğramış, morali bozulmuş, çaresizlik içinde dolanıyordu. Son gücüyle kalesini korumaktan başka bir seçeneği kalmamıştı. İslâm ordusu taarruza geçmiş, arka arkaya saldırılar yapsa da Kayser’in yüzü gülüyordu, çünkü kale surlarının engeli bir türlü aşılamıyordu. Rum ordusu ani çıkışlar yaparak saldırıya geçiyor, sonra tekrar kalenin içine çekiliyordu. Zaman uzadıkça ihtiyaçlar artıyor ve zayiatlar çoğalıyordu.  

Yine de umutlar tükenmiyordu. Yaşına rağmen en ön saflarda hâlâ askerlerin arasında nutuklar atan, dualar eden bir kişi vardı: Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri. Cihad için askerleri şevke getiriyor, güçlerine güç katıyordu. Ama bir yandan kaçınılmaz olan bir tablo da ortadaydı: Şehitler veriliyordu. Hz. Eba Eyyûb de tüm gücüne rağmen muharebe esnasında rahatsızlanmıştı. Gönlü hasta yatağında yatmak istemese de vücudu artık yeter diyordu.

Çadırına hatırını sormaya gelenlere son gücüyle şöyle buyuracaktı:

Can yoldaşlarım, benim için böyle dua etmeyiniz. ‘Rabbim eğer, Ebû Eyyûb’ün eceli gelmiş ve yakın ise, Ebû Eyyûb’e mağfiret edip ona rahmet eyler ve eğer eceli yakın değil ise afiyet ve şifa ihsan buyurur’ diyerek dua ediniz. Ben, sizin dünyanızdan hiçbir şey istemiyorum. Ancak benim vasiyetim ve arzum şudur ki; eğer ben burada vefat edersem, benim naaşımı gücünüzün yettiği kadar düşman memleketinin içerilerine götürün ve beni, harb eden mücahit askerlerin atlarının ayakları altına defnedin. Mücahitlerin atlarının altında benim kabrim dümdüz olarak kalsın, belirsiz olsun, zira bizzat Resulü Ekrem Efendimiz Hazretleri’nden(s.a.v.) işittiğime göre, ‘Konstantiniyye’de kalenin yanında bir sâlih mücahit defnolunacaktır’ buyurmuştu. İşte umarım ki, o ehl-i salih mücahit ben olurum. “Her nefis ölümü tadacaktır.(Enbiyâ Sûresi, 21/35)

Eyyûb Sultan ismiyle kalplere yerleşen Hazreti Halid bin Zeyd,(r.a.) Habib-i Kibriya aşkı ile kendini cihad etmeye adamış ve nihayet bu uğurda canını vererek, çok sevdiği Resulü’ne(s.a.v.)  İstanbul’da kavuşmuştur.

O’nun yolu, yolumuz olsun. Allah(c.c.) bizleri onun kervanında bulunacaklardan eylesin inşallah! Selam ve salât, Habib-i Kibriya’ya ve O’nun en yakın ashabı olan Eba Eyyûb el-Ensârî Hazretleri’ne(r.a.) olsun.

Ey Rabbimiz… Bize dünya ve ahirette iyilik ver. Bizi cehennemin o korkunç azabından koru. Mahkeme-i Kübra’da, yüksek huzuruna çıktığımız zaman sen bize ve affına muhtaç olan bütün Müslümanlara merhamet ihsan eyle. Hazreti Kur’ân’ı hayırlı işlerde önder, hareketlerimizde rehber, kabirde arkadaş, kıyamette yoldaş eyle. Hazreti Muhammed’in(sav) sancağının altında hepimizi haşreyle…

Allah’ın selamı ve bereketi hepimizin üzerine olsun.

Bir Hadis:

Ebû Eyyûb’den(r.a.) nakledilmiştir:

Hz. Peygamber Efendimiz(s.a.v.) bana şöyle buyurdu:

Ya Eba Eyyûb, Sana Allah’ı ve Resulü’nü çok memnun eden bir sadaka şekli söyleyeyim mi? İnsanlar birbirine düştükleri ve bozuştukları zaman aralarını bulmaya çalış.” (Taberânî)

“Hz. Ebû Eyyûb El Ensâri” kitabından alıntı)

 

  Şükrü ALTIN

  Eğitimci-Yazar

  (naksi40@hotmail.com)

Kategori: 

Kayıt olmadan da yorum yazabilirsiniz...