RİBA ve ZEKAT

Riba kelimesinin sözlükteki anlamı "artmak, çoğalmak, yükselmek, şişmek, fazlalaşmak" iken, Zekatın anlamı “artma, çoğalma, temizlik, bereket, iyi hal ve övgü”dür.
22 Eylül, 2014 - 14:43 - Bu sayfayı paylaşın :   
-A +A

Zekat kelimesi, yaygın olarak bildiğimiz ve halen uygulanmakta olan "malın kırkta birini" yoksula verme şeklindeki dar anlamda değildir. 'Riba' kelimesi ile 'Zekat' kelimesi zıt anlamları kelimelerdir. Karşıt kelimeler çoğu zaman anlamları daha canlı, daha açık ve çok kısa yaldan ifade etmeye yarar. Rum suresi 39. ayetinide geçen ribadan ne kastediliyor veya ne anlıyorsak, zekat da bunun tam zıt anlamındadır. Hem riba, hem zekat 'arttırmak' demektir. Ancak ribada mal, kirletilerek, başkalarını sömürerek ve hiçbir üretim yapmadan salt bireysel çıkar sağlamak için arttırma iken; zekat ise; bireysel çıkar gözetmeden, refahı ve zenginliği topluma yaymak, iş yapmak ve üretmek isteyen, ancak sermaye yeterliliğine sahip olmayan girişimcilere sermaye yardımı yaparak malı arttırmaktır. Zıt anlamlı olan her iki kelime de  “artma”, çoğalma”,“arttırmak”, “çoğaltmak” anlamında olmakla birlikte riba 'kirleterek' arttırmayı, zekat ise 'temizleyerek' arttırmayı ifade eder kısaca. Zekat kavramının malın kırkta birinin yoksula verilmesi olarak daraltılıp dondurulması İslam toplumlarında oldukça olumsuz sonuçlara yol açmıştır ve halen de açmaktadır. Şöyle ki: Bir tarafta elinde bol miktarda sermaye olan, ancak bunu sanayide, mal ve hizmet üretiminde ve ticarette işletemeyen, sermayeyi yastık altında tutan insanlar, öteki tarafta elinde yeterli sermaye birikimi olmadığından namuslu ve dürüst girişimciler ekonomik faaliyetlerde bulunamamakta, bulunsalar bile başarısız olmaktalar. Bu nedenle de üretim ve çalışma yaşamı gelişememekte, çat pat ortaya çıkan girişimler ise sekteye uğramaktadır. Bu durum asırlardır bu şekilde süregeldiği için doğal olarak müslümanları 'bir lokma bir hırka' tembelliğine itmiştir. Çok çalışmanın, çok ve meşru kazanmanın, hayırlı ve yararlı üretim yapmanın ve zenginleşerek daha fazlasını vermenin önünü kesmiştir. Şayet zekat bir dinsel vecibe ise, veren el olmak, varlıklı olmak, imkan sahibi olmak, zengin olmak ve Kuran'ın sık sık tekrarladığı “insanlara malından vermek ve yardım etmek” için yapılması elzem olan çok çalışmak, çok çaba ve gayret sarfetmek ve çok üretmek eylemleri de en büyük ibadet sayılmalıdır. Bu nedenlerle çalışmanın, üretmenin ve insanlık için yararlı işler yapmanın en büyük ibadet olduğu bilincini taşımak ve çalışmamanın, üretmemenin ve yaratmamanın; ne İslamla, ne insanlıkla bir ilgisinin olmadığı gerçeğinin bilincine varmak artık kaçınılmazdır.

Ne var ki, bugünkü kabul ve anlayış şekliyle zekatın uygulandığı ülkelerin diğer ülkelere göre geri kalmış oluşu, Kuran kavramlarının evrensel anlamlarından ne kadar uzaklaşıldığının apaçık kanıtı durumundadır.  Kaldı ki Allah'ın gönderdiği son din İslam sadece kendilerini müslüman kabul eden toplumların dini olmayıp bütün insanların evrensel dinidir. Kuran'ın evrensel ve zaman üstü kurallarından ve yasalarından yararlanmanın toplumlar için ödülü, her yönü ile refah içinde yaşamak ve güçlü olmak, maddi ve manevi olarak gelişmek,huzur ve güven ortamında, demokrasi içinde yaşamak demektir. Ancak bu güç ve refah diğer insanları sömürerek, haksız kazanç elde etmek demek olan riba ile değil; zekatın bilinçli uygulanması demek olan; insanlık için elindekini insanlarla paylaşarak ve girişimcilere sermaye yardımı yapılarak yaşama geçirilebilir. Aksi takdirde günümüzde olduğu gibi insanlık alemi ve özellikle Müslüman toplumlar  ekonomik, sosyal ve siyasal krizlerden, fitneden, terörden, iç savaşlardan, milletler arası savaşlardan ve akla gelebilecek her türlü kargaşalardan yakasını bir türlü kurtaramaz.

İlgili ayetler:

“Şunu unutmayın! Başkalarının mallarıyla artış sağlasın diye ribaya verdiğiniz para, zahiren fazlalaşsa da Allah’ın nezdinde artmaz. Ama Allah’ın rızasını arzulayarak verdiğiniz zekâtlar, vergiler O’nun nezdinde bereketlenir. İşte böyle yapanlar ödüllerini kat kat artırırlar.”

(Rum/39)

“Riba yiyenler tıpkı şeytanın çarptığı kimsenin kalkışı gibi kalkarlar. Bu, onların "Alış veriş de riba gibidir!" demelerindendir. Halbuki Allah alış verişi meşru, helal, ribayı ise haram kılmıştır. Her kime Rabbinden bir talimat gelir, o da ribadan vazgeçerse, daha önce yaptığı muamele kendisi için geçerlidir, hakkındaki hüküm de Allah’a aittir. Her kim tekrar ribacılığa başlarsa, işte onlar cehennemliktir, hem de orada sürekli kalacaklardır. 
Allah ribanın bereketini eksiltir, zekât, vergi ve sadakaları ise nemalandırır, arttırır. Hem Allah inkarcılıkta ileri giden, günahta ısrarlı hiçbir kimseyi sevmez.

İman eden, makbul ve güzel işler yapanların, salatı ikame edip çalışırken Allah ile bağlantılarını kesmeyenlerin, zekât, vergi verenlerin... İşte onların, Rab’leri nezdinde mükâfatları vardır. Onlar için hiçbir endişe yoktur ve onlar asla üzülmeyeceklerdir.

Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve eğer mümin iseniz geri kalan ribayı terkedin!

Eğer böyle yapmazsanız Allah ve Elçisi tarafından size savaş açıldığını biliniz! Eğer ribacılıktan tevbe ederseniz, sermayeleriniz sizindir. Böylece ne haksızlık eder, ne de haksızlığa uğrarsınız.    (Bakara/275-281)

Günümüzde hakim olan ekonomik sistemlerde bankacılık kurumları, finansal sistemler, devletlerin yerleşik hazine sistemi, kambiyo ve kıymetli evrak mevzuatı, devlet tahvili, hazine bonosu ve hisse senetleri piyasası, altın borsaları, menkul kıymetler borsaları gibi pek çok olgu ve finansal-parasal kavram, uygulama ve ilke günlük ekonomik yaşamın ayrılmaz bir parçası halini almıştır. Artık paralar kıymetli madenler veya metallerden değil, sadece “itibari” değer taşıyan kağıtlardan oluşmuştur. Başka bir ifadeyle her ülkenin sahip olduğu altın, gümüş, yer altı ve yer üstü zenginliklerin ve üretim yapan şirketlerinin toplam parasal ederi kadar, piyasada kağıt parası vardır.

Bankacılık sistemi de tamamen elektronik düzene geçmiş, paralar fiziki ortamda elden ele değil, sanal ortamda el değiştirmekte ve dolaşmamaktadır. Günümüzde gerek yurt içinde, gerekse yurt dışında bir yerden bir yere para göndermek artık internet ortamında masa başında ve bir iki dakika içerisinde mümkün olmaktadır. Herhalde bugün hiç kimse bankacılık sistemine bigane kalamaz, şayet para ile işi varsa…

Bu arada bankaların mudilerine verdikleri faizler ile kredi verdikleri kişi ve şirketlerden aldıkları faizler konusu ise, üzerinde ayrıca durulması gereken nazik bir konudur kanaatindeyim. Türkiye ve dünyada bankaların uygulamakta oldukları faiz oranları, her ülkedeki yıllık enflasyon oranı ile paralellik arzetmektedir. Yani düşük enflasyon olan ülkelerde düşük faiz, yüksek enflasyon olan ülkelerde ise yüksek faiz tarifesi uygulanmaktadır. Kaba bir tarifle, enflasyonu “paranın bir yıl içindeki değer kaybı” olarak tanımlamak mümkündür. Şu halde parasını evindeki sandıkta ya da yastık altında tutan kimse her yıl enflasyon oranı kadar parasının değer yitirdiğini görmektedir. Parasını bankalardaki vadeli mevduat hesaplarında tutan kimsenin parası ise değerini korumaktadır; ama artmamaktadır da.

Şu halde, faiz “haksız kazanç”sa, burada bir haksız kazanç var demek için akıl yoksulu olmak gerekir. Kaldı ki, mudiler de, bankalar da hiçbir baskı ve zorlama olmaksızın tamamen kendi özgür iradeleriyle hareket etmektedirler. 

ÖZSÖZ:  Yoksa o Mûsâ’nın ve o çok vefalı İbrâhim’in sahifelerinde bulunan şu kesin gerçekler hakkında bilgi edinmedi mi ki: ‘Hiçbir kimse başkasının günah yükünü çekemez. İnsan, emek ve gayretinin neticesinden başka şey elde edemez.’ Bu gayretinin semeresi de ileride dünyada ve ahirette ortaya çıkacaktır. Emeğinin karşılığı kendisine tam tamına, eksiksiz olarak ödenecektir. Elbette son durak, Rabbinin huzuru olacaktır. (36-43)

 

Cuma Ali Yürekli

Kategori: 

Yorumlar

Sevgili Kardeşim, Toplumumuzun ihtiyaç duyduğu bu konuyu net ve anlaşılabilir biçimde ortaya koyduğunuz ilmî yazılarınızın devamını dilerim.
Sevgili hocam yazılarınızı gerçekten taktir ediyor ve sizi de yazılarınızdan tanıdığım kadarıyla çok seviyorum. Ancak naçizane din kardeşinizin uyarılarını da dikkate alırsanız çok memnun olurum. Hocam yanlış anlamadıysam enflasyon oranında kaldığı müddetçe bankaların aldıkları ve verdikleri faiz helal dairesinde kalıyor, fakat anlamak istediğim ise, alınan kredilerin ödemesi geciktiğinde faizin dediğiniz miktarı katlaması, hele birde ana paradan hiç bir şey ödenmemişse (ilk ödemelerden ana para dururken önce faiz kısmı mahsup ediliyor), kredi kullananın vay haline! Ayrıca insanlar bunu biliyorlar ama sanki paraları hiç bitmeyecekmiş gibi makul olmayan uzun vadelerle (örneğin on yıl, yirmi yıl gibi.) borç altına giriyorlar. Ancak eninde sonunda ödemelerin bir yerinde tökezliyorlar. Böyle bir durumda ise bankalar müşterilerine hiç acımıyorlar. Zira çoğu zaman ellerinde teminat olduğu için hatta bankaların işine geliyor (açıkça zulmediyorlar). Peki! Buna rağmen burada bir haksız kazanç yok demek doğru olur mu? Diğer taraftan, yastık altı paraların yatırıma dönüşmesi gerektiğini, mal biriktirmenin hazin bir sonu olduğunu bize dinimiz söylemiyor mu? “Ey iman sahipleri ! şu bir gerçek ki, hahamlardan ve rahiplerden bir çoğu halkın mallarını uydurma yollarla tıka basa yerler ve Allah’ın yolundan geri çevirirler. ALTIN VE GÜMÜŞÜ DEPOLAYIP DA ONLARI ALLAH YOLUNDA HARCAMAYANLARA KORKUNÇ BİR AZAP MUŞTULA!(TEVBE SURESİ /34)”, hele bugün bankaların, birkaç istisna hariç, gayrimüslimlerin (genelde ehli kitaptan Yahudilerin ve hıristiyanların) sahibi oldukları düşünülünce, ayetin ne kadar manidar olduğu ortada. Yalnızca Allah'ın rızasını istemek ve kendilerinde olanı kökleştirip- güçlendirmek için mallarını infak edenlerin örneği, yüksekçe bir tepede bulunan, sağnak yağmur aldığında ürünlerini iki kat veren bir bahçenin örneğine benzer ki ona sağnak yağmur isabet etmese de bir çisintisi (vardır). Allah, yaptıklarınızı görendir(BAKARA SURESİ 265), Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız ancak bir fitnedir (imtihan konusudur.) Allah yanında ise büyük bir mükafaat vardır(ENFAL SURESİ / 28), De ki: "Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah'tan, O'nun Resûlü'nden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez(TEVBE SURESİ / 24), Hocam tüm bunlara rağmen insanların yastık altı paralarının bir an evvel Allah rızası için infak’a (yatırım ve muhtaçlara iş kapısı açacak ticarethane de bana göre infaktır.) çevrilmesi salık verilmeli iken neden bankaların kredi kapasitesini artıran faizli hesaplarda hayırsız işlere vesile olmalarında bir beis görmeyelim. Dinen caiz değildir demeyelim.