Sevgi ve Barış, Savaş ve Zafer

17 Haziran, 2015 - 11:31 - Bu sayfayı paylaşın :   
-A +A

Uzun yıllar önce Bingöl’de çalışırken, sık sık bir araya geldiğimiz arkadaşlarımızdan birinin Sevgi ve Barış; diğerinin de Savaş ve Zafer isimlerinde çocukları vardı. Çocukları sever babalarına takılırdım: “Bunlar neyin ‘sevgi’sibarış’ı; hangi ‘savaş’ın ‘ zafer’i?” diye. Çok önemlidir, isimlerdeki mesajı almaya ve anlamaya gayret ederim.

Sosyal hayatımızda hoşgörü, sevgibaş ne kadar önemli ve vazgeçilmezse; elbette horgörüdirenme, mücadele, savaş da o kadar önemli ve vazgeçilmez. Hak, adalet, hayır, fazilet, iyilik, doğruluk, dürüstlük gibi rahmani değerlerin yeryüzünde hâkim kılınması için sevgiyebarışa ihtiyaç olduğu kadar; bu uğurda direnmeye, mücadeleye -sevimsiz gelse bilesavaşa da ihtiyaç vardır.

Soyut bir sevgi ve barış aldatıcıdır; hak ve adalet duygusundan yoksun bir savaş ise kuru bir cihangirlik iddiasından öte geçmez ve toplumları dağıtır. Zafer konusuna girmiyorum. Beynimi kurcalayan şey, bu kavramların insanlarda meydana getirdiği ayrışıma ile inadına kümeleşmedir.

Batı, zulmü, talanı kendisi için mubah sayıp kavramların içini boşaltarak yaldızlı söylemler ile yavan bir sevgininhayal mahsulü hoşgörünün geçici tadıyla insanlığı, özellikle biz Müslüman’ları, aldatma ikiyüzlülüğünden hiç vazgeçmedi. İçimizdeki beyinsizlerin süklüm püklüm, özür dileyici ve savunmacı bir psikoloji ile İslam’ ı sadece baş, sevgi ve kardeşlik dini gösterip onun cesaret ve cihada verdiği önemi görmezden gelerek yeryüzündeki zulüm, haksızlık, rezalet, kötülük, yoksulluk ve yolsuzluk gibi şeytani’ kabullere destek çıkması ayrı bir yaramızdır.

Kötülerlmücadele etmek, kötülüklerle karşı koyabilmeiçin dengeli bir horgörüsü, sınırlı ve kontrollü bir öfkesi ile nefret duygusu olmayan insanın hali berbat, atisi de berbat olur. Böyle bir durumda hak ve adalet söz konusu olduğunda, Müslüman nasıl tarafsız olabilir? Bilakis o, yüksek ahlakın ve faziletin safında korkmadan, açıkça yer almalıdır ki, asılsız bir hoşgörü, sevgi ve başa pervane olup kolunu kanadını zulmün ateşine kaptırmasınlar.

İslamher türlü sosyoekonomik adaletsizliğe, zulüm, işgal, sömürü, yıkım ve katliama, toplumsal bozulma,  yozlaşma ve kokuşmuşluğa; yani her çeşidi ve boyutuyla ahlaksızlığa ‘hayır diyerek karşı çıkmayı emrederken dostluk, kardeşlik türküleriyle oyalanmak sömürüye, ahlaksızlığrıza değil de nedir? Böyle bir tutumsadece insanın kendisine değil, toptan insanlığa kaybettirir. 

Her türlü ezayı, cefayı reva görerek insanlara kan kusturup altın leğen tutan zalimlerin sahte söylemlerinin aksinekötülüğe karşı koyma inancı ve onunla mücadele, daha doğrusu savaş; gerçek sevgiyle, barışla amaçlanan ‘hayra, iyilikler’e taşıyabilir insanı. 

İnsanlar iyilikleri, güzellikleri benimseyip özümserken kötülüklere kalpleriyle, dilleriyle, hatta elleriyle karşı duracak ve onu ortadan tamamen ortadan kaldıracak azmi, kararlılığı, gayreti gösterirse, ancak o zaman mutlu, müreffeh bir toplumdan bahsedilebilir.

Çok söze hacet yok. İslam, insan fıtratına uymayan anlayışları ve alışkanlıklar hoş göremez, tam aksineondan gücü ve imkânı ölçüsünde kötülüklere karşı yılmadan, yıkılmadan, kahramanca dimdik durmasını ister.

 

İdris Doğan

 

Kategori: