Türkçeyi Türkçeye çevirmek

Geçen haftaki yazımın başlığı “Necati Yokuş’u sakladık” idi.
18 Haziran, 2015 - 23:48 - Bu sayfayı paylaşın :   
-A +A

    Yazının muhtevası hususunda değil,başlığı hususunda bir çok tepki aldım.Bazıları,”başlıkta

ki söylem yazının içinde hiç  geçmiyor” dedi.Bazıları “başka bir kelime kullansan olmaz mıy-dı” dedi.Bazıları da “cenazeyi saklamak da ne demekmiş” dedi.Edebiyat açısından yazının başlığı yazının içinde geçmeyebilir.Bazen yazının başlığı, tüm yazının yorumudur veya özeti- dir.Bunun için başlıktaki ifade yazıda geçmeyebilir.

    Ayrıca belirtmek isterim ki,”cenazeyi saklamak”, tasavvufi bir deyimdir.Bunun aslı”sırla-

mak”tır.Yani cenazeyi sırlamak.Bu, saklamak ile aynıdır.Çünkü saklanacak şey sırlanır.Bu ta- bir yani hem “cenazeyi sırlamak”, hem de “cenazeyi  saklamak” tabiri Anadolu’da ve Trakya

da kullanılır.Sırlamak mecazidir.Bunun maddi hali belki mumyalamak olabilir.Mutasavvıflar işin manevi yönü üzerinde dururlar.Mumyalamak,maneviyat ile ilgili değildir.

   Cenazeyi saklamak,manevi varlığımızın bir gün dirileceğine ilişkindir.Bir gün dirilecek in- san onun için saklanır.O güne kadar.Bu mecazi bir durumdur.”Öldü. Yok oldu” dememek içindir bu.

    Mutasavvıflar,günlük hayatta kullandığımız tabirleri ve kelimeleri,biraz kibarlaştırarak,bi- raz da öte dünyanın halinin gizemini andırarak ve  elzem bir ifade eklemeye imkan sağlaya- cak şekilde kullanırlar.Onların naif hali,zaten Türkçe olan dilin biraz açılımını zaruri kılabilir.

    Esasen,cenazeyi saklamak tabirinde olduğu gibi mutasavvıflar,günlük hayatta kullanılan ke limeleri,halkın dilini ve halkın yaşayışını ifade ederler..

    Bir şeyi saklamak,ileride kullanmak üzere bir korunaklı yere o maddeyi koymaktır.Mesela,

tarladan buğdayı kile kile kaldırırız.Bunu kışın ekmek yapmak için ambarlara koyarız.Yazın patlıcan,bamya ve fasulyeyi kurutup kışın yemek için kilerde saklarız.

    Halkın alışık olduğu kelime,mutasavvıfın dilinde öte dünyanın gizeminden esinlenince iza-

ha muhtaç bir durum ortaya çıkabilir.

    Mesela mutasavvıflar,uyumaya “vahdete dalmak”derler.Onlarda her şeyde öte dünyanın ve

Allah’ın bir işaretinin olduğu iması vardır.

    Mutasavvıflar,dergahta toplandıkları zaman ve sosyal hayatta insanların içine karıştıkları za man naifliğin, kibarlığın zirvesini gösterirler.

    Onlarda kabalık ve hoyratlık yoktur.Sertlik yoktur.Onlar sözleri ile ve hareketleri ile insanı ve müntesiplerini kibar ve nazik insanlar olmaya davet eder.Yufka yürekli olmaya davet eder ler.

    Onun için kullandıkları kelimeler de naifliğin ve kibarlığın zirvesidir.

    Bir mutasavvıf, kardeşine sert bir emir kipi kullanarak ; ”mumu yak! “demez.”Mumu uyan

dıralım” der.Sohbet bitiğinde, gün ışıyıp muma ihtiyaç kalmadığında “mumu uyutalım”der.Bu (mumu yak) veya (mumu söndür) anlamına gelir, ama onu o kadar kibar söyler ki,mumu yakan  veya söndüren kişi,bu işi yapmaktan büyük bir zevk alır.

    Söylenenler, bir çok anlama da gelebilir.Ama asıl söylenmek istenen başkadır.Söze mecaz   da yüklenmiştir.Kibarlık da yüklenmiştir.

    Yavuz Sultan Selim Han,ölüm döşeğinde yatarken,etrafındakiler,hükümdarın vadesinin gel

diğini anladılar.Sırdaşı Hasan Can,yukarıda anlatılan kibarlıkta ve usülde Sultan’a;”.hünkarım Allah’a yakın olma zamanıdır”dedi.Bunu, kaba bir adam,”sonun geldi”de  diyebilirdi.”Az bir ömrün kaldı” da diyebilirdi.Ama cemiyet terbiyesi alan bir adam, ancak Hasan can gibi konuş malı idi.

    Dedik ya asıl amaç;kibar, nazik ve yumuşak huylu insanlar yetiştirmektir.Bunun için sözle- re dikkat edilir.Asıl söylenmek istenen,sert ve kaba bir bedevinin sözü gibi olamaz.Filanca öl-

 öldü veya ölecek denmez.Bu, başka bir mecaz ile insanların zihnine düşürülür.

    Kaba insanın cemiyette yeri yoktur.Toplum içine kaba bir insan gelmişse, bir süre  sonra onu kibarlaştırmanın yolu bulunur.Bu, ona naif haller  öğretmektir.

    Esasen bu husus, İslam’ın metodudur.İslam, kabalığı ve hoyratlığı kabul etmez.Savaşta çok sert olan bir Müslüman, normal hayatta kibarlığın en üst derecesindedir.

    Kendisi bir mutasavvıf olmayan Said-i Nursi bir gün,talebelerinden  birisine miadı dolmuş bir şeyi yani çöpe atılacak bir şeyi(muhtemelen bir cam eşya) atmasını ister.Talebe o eşyayı alır..Hemen yanındaki taşa sert bir şekilde çarparak onu imha eder.

    Olay,Sait Nursi’nin hemen önünde olur.Sait Nursi, talebeye,”..evladım,onu o şekilde,sert bir şekilde çarparak atman gerekmez.Onu o taşın dibine koyarak elden çıkarabilirdin” der.

    Burada önemli olan hoyratlığı ruhlara yerleştirmemektir.Ruhlara sertliği aşılamamaktır.İn san kötü bir şeyi yapa yapa onun ustası olur.Onun içine sertlik kabalık ve hoyratlık işler.Yani bazı şeylerin en iyisini yapmak için ille mutasavvıf olmaya veya sufi olmaya gerek yoktur. Normal bir müslüman bile ufak bir nazar ile doğruyu bulabilir.

    Türkler,yumuşak huylu,acıma ve merhamet duygusu yüksek,savaşlarda ise kahramanlığın zirvesine ulaşmış bir millettir.

    Müslüman Araplar ilk defa Türkler ile Orta Asya’da karşılaştıklarında,kendileri İslam ordu larının komutanına şöyle anlatılır:”Çok kahramanlar,savaşçılıkları çok yüksek.Aile yapıları çok sağlam.Ama onlarda bir çocuk ağladığı zaman çocuğun çıkardı ınga sesi onların yürekleri ni parçalar.”

    Türkler bu tavırlarını İslam olduktan sonra da sürdürdüler.Onların kahramanlığı ve yufka yüreklilikleri  ve yaşadıkları yüksek ahlak,Horasan erenlerinin terbiyesi ile daha da yükseldi.

    Efendim, konu nereden nereye geldi.Necati kardeşimiz rahmet istedi tekrar gönderdik.Su- filerin Türkçelerini Türkçeye çevirdik.Ceddimizi de rahmetle andık.

    Selamlar.

 

   Av.Sabri Turhan

Kategori: 

Kayıt olmadan da yorum yazabilirsiniz...