YILANIN KUYRUĞUNU BIRAKMA!

2 Haziran, 2015 - 17:12 - Bu sayfayı paylaşın :   
-A +A

Kur’an savaş, barış, siyaset, ticaret, adalet, merhamet ve her türlü insan ilişkilerini aklın, mantığın ve fıtratın gereklerine uygun olarak ebedi ilkelere bağlamıştır.”  

 

Atasözleri, tecrübe deryasından öğütlerdir.  

Sana kast etme ihtimali olan birini köşeye sıkıştırdıysan ona serbestlik imkânı verme! Zarar vereceğini bile bile sana hak, adalet, dürüstlük ve merhamet nasihatleri edenlere inanma! Onların söylediklerini yapacak kimseler olmadığını biliyorsan tehlikeyi bertaraf edinceye kadar o işin peşini bırakma! 

Bu gibi durumlarda gevşeklik ve merhamet göstermek akıllıca bir iş değildir. Aksi halde kendi sonunu kendi elinle hazırlarsın.  

GÖZDAĞI 

Şu ayet, son derece aklın ve mantığın gereği olarak tehlikeyi ortadan kaldırmanın eylemini ortaya koyuyor:  

Bundan dolayı onları harpte yakalarsan, kendilerinden sonrakilere de gözdağı olacak şekilde ağır bir cezaya çarptır, belki ibret alırlar.” (Enfal /57)   

Yani onların yeniden toparlanmaması ve onları takip edenlerin cesaretlerinin kırılması için iyi bir ders ver,  belki akıllanırlar.  

Halk irfanında “yılanın kuyruğunu bırakma!” söylemi bunu öğütlemektedir.  

Kur’an savaş, barış, siyaset, ticaret, adalet, merhamet ve her türlü insan ilişkilerini aklın, mantığın ve fıtratın gereklerine uygun olarak ebedi ilkelere bağlamıştır.  

Mesela ; “Bilmediğin şeyin ardına düşme… “ (İsrâ/  36) diyor. 

 Bunun mefhum-u muhalifi yani karşıt anlamı, “Bir şey hakkında bilgin varsa o işe ısrarla devam et!” demektir. Nitekim   İşleri onlarla müşavere/istişare et! Bir kere de azmettin mi, yalnız Allah’a tevekkül et!”Şura  ayeti bunu iş’ar etmektedir. 

Yani bir işe azmettin mi, karar verdin mi artık Allah’a dayan ve yoluna devam et, sonuca ulaş!” anlamına gelen bu Kur’anî ilke, bilenlerin malumudur. 

Eğer tehlike ortadan kalktı ise merhametin ve adaletin hayata yeniden hâkim olmasına çalış!  

“Yeryüzünde ağır basıncaya (küfrün belini kırıncaya) kadar, hiçbir peygambere esirleri bulunması yaraşmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, hâlbuki Allah (sizin için) ahireti istiyor. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.” (Enfal /67) 
Bedir esirlerine ne yolda muamele yapılacağına dair tartışmaların yapıldığı nazik bir ortamı anlatan bu ayet, çözümü belli ilkelerle noktalamıştır. 

Bu ayetin ve başka ayetlerin tefsirlerinden çıkarılan ders şudur:  

 Savaşı ve etkilerini sona erdirmeden bir takım dünyalık elde etmek amacıyla esir tutma ile meşgul olmak doğru değildir.  

Düşman güçleri tenkil edilmiş, duruma hâkim olunmuşken artık savaş esirlerini tutmak yahut barış ortamında iken esir almak dahi doğru değildir.  

Şimdi yapılması gereken, savaş esirlerini ya savaş tazminatı karşılığında veya karşılıksız serbest bırakmaktır. 

Ayetler acısıyla, tatlısıyla en büyük tecrübenin yaşandığı günlere işaret ediyorsa da Müslümanların hatt-ı hareketlerine dair ilkeleri de ortaya koymaktadır. 

 ARABA RAMPAYI SARDIYSA 

Araban rampayı sardıysa durma, yola devam et! 

Bu üslubu, her olaya uygulamak müminlerin ferasetine kalmıştır. 

Allah’ın (c.c.) muradının ne olduğunu kendisi daha iyi bilir. İşlerin sonu ona racidir. Hata yapmaktan ona iltica ederim. 

Selam ve muhabbetle. 

 

Kategori: